Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 274. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 274. Ayet

    اَلَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِراًّ وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elleżîne yunfikûne emvâlehum billeyli ve-nnehâri sirran ve’alâniyeten felehum ecruhum ‘inde rabbihim velâ ḣavfun ‘aleyhim velâ hum yahzenûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Mallarını gece ve gündüz, gizli ve aşikar hayra sarf edenlerin mükafatı Rab'leri katındadır. Böyleleri ne korkacaklar ne de üzüleceklerdir.

      Mallarını gece ve gündüz, gizli ve aşikar hayra sarf edenlerin mükafatı. Denildi ki ayette söz konusu edilen harcama cihat için yetiştirilen atlara yöneliktir. Gece ve gündüz, gizli ve aşikar harcama yaparlar, bunun yanında gösteriş ve yarış idmanı gibi amaçlar hedeflemezler. Hz. Ali [b. Ebû Talib] ve Ebu Umame'den buradaki harcamanın Allah yoluna adanmış atlara yönelik olduğunu söyledikleri nakledilmiştir. İbn Abbas da atların beslenmesi ve diğer ihtiyaçlarına yönelik harcamadır, demiştir. Ayet-i kerimenin ashab-ı kiramdan Abdurrahman b. Avf'ın, zor şartlarda yapılan Tebük Seferi (Ceyşu'l-'usre) münasebetiyle yaptığı mali fedakarlık hakkında nazil olduğu da söylenmiştir. Başka bir yoruma göre ayet Ali b. Ebû Talib hakkında gelmiştir. Şöyle ki, o sadece dört dirheme sahip olup birini gece, birini gündüz, birini gizli, birini de aşikar tasadduk etmiş. Resulullah'ın (s.a.), "Seni böyle davranmaya sevk eden şey nedir?" diye sorması üzerine, 'Allah, bana vadettiği mükafata hak kazanmak duygusu vermiştir" diye cevap vermiş, bunun üzerine ayet nazil olmuştur. Ayetin Ensar'dan Sabit b. Kays b. Şemmas hakkında geldiği de ifade edilmiştir. Aslında ayetin, kimin hakkında nazil olduğunu kesin olarak bilmemekte ve bu kimseyi bilmeye ihtiyaç da duymaktayız. Şu kadar var ki, Allah Teala bu beyanıyla kast ettiği kimseleri eli açık ve cömert oluşla nitelendirmiş; Allah yolunda insanlara yaptıkları harcamayı da gece gündüz, gizli ve aşikar olmak, gösteriş, başa kakma ve eziyet özelliği taşımamakla vasıflandırmıştır. Ayette, böylelerinin harcama yaparken riya yoluna sapmadıkları ifade edilmektedir, zaten bir fiili her zaman tekrar etmek suretiyle alışkanlık haline getiren kimse gösteriş yolun sapmaz.

      Böyleleri ne korkacaklar ne de üzüleceklerdir. Şöyle ki, dünya nimetleri üzüntü ve korkuyla karışık halde bulunur. Cenab-ı Hak, ahiret nimetlerine üzüntü ve korkunun karışmayacağını haber vermiştir, zikrettiği hususun amacı bundan ibarettir. Nihaî gerçeği bilen Allah'tır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yunfikûne (يُنفِقُونَ)

        İbn Fâris, fiilin "n-f-k" kökünden geldiğini, asıl anlamının bir şeyin eksilmesi, tükenmesi ve elden çıkıp gitmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, malı Allah rızası için elden çıkarmayı ifade ettiğini, ayetteki muzari (şimdiki/geniş zaman) kullanımının bu eylemin inananlar için süreklilik arz eden karakterize edici bir davranış biçimi olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, İslam'ın ahlak sisteminde infak kavramının sıradan bir ekonomik tüketim (nefeka) olmaktan çıkıp, toplumsal adaleti ve bireysel arınmayı sağlayan daimi bir manevi yükümlülüğe dönüştürüldüğünü tahlil eder.

        Emvâl (أَمْوَالَهُمْ)

        İbn Fâris, "m-v-l" kökünün insanın sahip olduğu ve kalbinin meyil gösterdiği her türlü değerli şey anlamına geldiğini, mal kelimesi ile kalbin ona "meyletmesi" arasında etimolojik bir bağ bulunduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, mal kavramının dünyevi varlığı temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki bağlamında kişinin kendi alın teriyle kazandığı ve psikolojik olarak tutkuyla bağlandığı servetinden vazgeçmesinin, iman ile cömertlik arasındaki ayrılmaz bağı (sadakat) ispatlayan en somut gösterge olduğunu analiz eder.

        Leyl (بِاللَّيْلِ)

        İbn Fâris, "l-y-l" kökünün karanlık, örtmek ve gizlemek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, gecenin insanın eylemlerini diğer insanların gözünden saklayan fiziksel bir örtü olduğunu, ibadet ve infak bağlamında gösterişten (riya) uzak kalmak için en güvenli zaman dilimini temsil ettiğini ifade eder.

        Nehâr (وَالنَّهَارِ)

        İbn Fâris, "n-h-r" kökünün ışığın yayılması, genişlemesi ve tıpkı bir nehrin yatağında akması gibi aydınlığın akıp gitmesi anlamına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, ayette leyl (gece) ve nehâr (gündüz) kelimelerinin peş peşe kullanılmasının salt zaman dilimlerini değil, insanın içinden geçen infak etme arzusunun hiçbir zaman ve mekan şartıyla sınırlandırılamayacağını, mutlak bir zaman kapsayıcılığını gösterdiğini belirtir.

        Sırran (سِرًّا)

        İbn Fâris, "s-r-r" kökünün gizlemek, saklamak ve bir şeyin en içteki özü, kalbi anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, sırrın başkalarının bilgisinden uzak tutulan eylemleri ve niyetleri ifade ettiğini; ayette gece yapılan infakla paralel olarak, kişinin eyleminin sadece kendi nefsi ile Allah arasında kalmasını sağlayan derin bir ihlas makamını temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, infak eyleminin psikolojik boyutuna inerek, "sırran" kelimesinin verenin kalbini kibirden, alanın kalbini ise eziklikten koruyan muazzam bir ahlaki tampon vazifesi gördüğünü tahlil eder.

        Alâniyeten (وَعَلَانِيَةً)

        İbn Fâris, "a-l-n" kökünün bir şeyin açığa çıkması, görünür ve bilinir hale gelmesi anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin aleniyet, yani eylemi herkesin gözü önünde yapmak olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, ayetin "sırran ve alâniyeten" şeklindeki zıtlık kurgusunun, İslam ahlakındaki niyetin (ihlas) belirleyiciliğine işaret ettiğini; eğer niyet safsa (Allah'ın rızası ise), eylemin gizli yapılmasının da açık yapılmasının da meşru olduğunu, aleniyetin toplumu iyiliğe teşvik etme potansiyelinden dolayı dışlanmadığını, böylece iyiliğin her halükarda sosyal hayata nüfuz etmesinin hedeflendiğini analiz eder.

        Ecr (أَجْرُهُمْ)

        İbn Fâris, "e-c-r" kökünün yapılan bir iş, çekilen bir zahmet veya fedakârlık karşılığında hak edilen bedel, ücret ve mükâfat anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, ecrin dünyevi bir ticari terimken Kur'an'da uhrevi bir karşılığa dönüştürüldüğünü, Allah'ın vaadinin bir gereği olarak infak edenin muhakkak ilahi bir telafiyle karşılaşacağını belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Aramice "agrâ" ve Süryanice "agrâ" kelimelerine dayandığını, Yakın Doğu'nun dini-ticari literatüründe çok yaygın olan bu kelimenin, amellerin ilahi bir hesapla karşılık bulacağı inancıyla Kur'an'a yerleştiğini iddia eder.

        Rabb (رَبِّهِمْ)

        İbn Fâris, "r-b-b" kökünün bir şeyi efendisi olarak sahiplenmek, onu ıslah etmek, koruyup gözetmek ve kemale erdirene kadar terbiye etmek anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, Rab kelimesinin Allah'ın besleyici, büyütücü ve şefkatli otoritesini simgelediğini; ayette "ücretleri Rablerinin katındadır" ifadesinin, bu ecrin sıradan bir ödeme değil, infak edenin amellerini şefkatle büyüten ve kat kat artıran bir terbiye edicinin (Rabbin) özel koruması altında olduğunu hissettirdiğini vurgular.

        Havf (خَوْفٌ)

        İbn Fâris, "h-v-f" kökünün, gelecekte başa gelmesi muhtemel olan bir kötülük, zarar veya eksilmeden dolayı duyulan endişe ve kalp huzursuzluğu anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın doğasındaki geleceğe dair kaygıları (ahiretteki azap veya dünyadaki fakirlik) ifade ettiğini, infak edenlerin bu ilahi güvenceyle tam bir psiko-spiritüel emniyete kavuşacaklarını açıklar.

        Yahzenûn (يَحْزَنُونَ)

        İbn Fâris, "h-z-n" kökünün yeryüzündeki engebeli, pürüzlü ve yürünmesi zor arazi anlamına geldiğini; bu fiziksel zorluğun insan psikolojisine uyarlanarak, geçmişte kaçırılan fırsatlar veya kaybedilen nimetler için kalpte oluşan ağırlık, keder ve iç sıkıntısını ifade edecek şekilde evrildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hüznün geçmişe dönük bir keder olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın retorik mükemmelliğine dikkat çekerek; ayetin sonunda "havf" (gelecek kaygısı) ve "hüzün" (geçmişin kederi) kelimelerinin bir araya getirilmesinin, inanan insanın zaman algısındaki her iki negatif boşluğun da ilahi müjdeyle doldurulduğunu, mallarını Allah yolunda harcayanların dünyada verdiklerine üzülmeyecekleri gibi ahirette de karşılaşacaklarından korkmayacaklarını, böylece insan ruhunun mutlak bir denge ve dinginliğe ulaştırıldığını tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X