وَمَٓا اَنْفَقْتُمْ مِنْ نَفَقَةٍ اَوْ نَذَرْتُمْ مِنْ نَذْرٍ فَاِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُهُۜ وَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ اَنْصَارٍ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 270. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: infak, gizli açık, bakara 270, bakara suresi, adak, bakara suresi 270. ayet, allah, zulüm, ilim, bilgi
-
Yaptığınız her harcamayı ve adadığınız her adağı Allah mutlaka bilir. Ancak zalimlerin hiçbir yardımcısı olmayacaktır.
Yaptığınız her harcamayı ve adadığınız her adağı. Buradaki harcamanın mahremlere yönelik olması ihtimal dahilinde bulunduğu gibi farz kılınanları, ayrıca diğer hususları içermesi de imkan dahilindedir. İbn Abbas yoluyla Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden rivayet edildiğine göre o, yaptığınız her adak hakkında şöyle buyurmuştur: "Konusunu bildirmeden adak yapan kimsenin yerine getireceği kefaret yemin kefaretidir, işlemesi günah olan bir konuda adak yapan kimsenin yerine getireceği kefaret, yemin kefaretidir, gücünü aşan bir konuda adak yapanın kefareti yine yemin kefaretidir, üstesinden gelebileceği bir şey için adak yapan kimse ise onu yerine getirsin". Bu ayette Cenab-ı Hakk'ın, insanların, kendi rızası için yaptığı harcamaları ve adaklarını bildiğine dair uyarma ve hatırlatma vardır, ta ki, harcamalarda ihsan sınırına ulaşsınlar, adaklarında da samimi davranıp yerine getirsinler.
Allah mutlaka onu bilir. Yani, onu kabul eder veya yerine getirilmesini emreder diye açıklanmıştır. Ayetin bu kısmında yer alan "bilir" kelimesi ne kadarını yerine getirdiğinize vakıf olup ona göre mükafatlandırır, anlamına gelebileceği gibi harcamalarınız ve adaklarınızla neyi amaçladığınızı bilir, anlamına gelmesi de ihtimal dahilindedir.
Ancak zalimlerin hiçbir yardımcısı olmayacaktır. Yani ahirette, onları azaptan kurtaracak biri bulunmayacaktır. Şöyle de denilmiştir: Zalimler için bağışlanmalarını isteyecek hiçbir şefaatçi ve destek verecek hiçbir yardımcı bulunmayacaktır, halbuki dünyadaki her zalimin bir yardımcısı mevcuttur.
Yorumu Yorumla
-
Enfaktüm (أَنْفَقْتُمْ)
İbn Fâris, fiilin "n-f-k" kökünden türediğini, bir şeyin bitmesi, tükenmesi ve elden çıkıp gitmesi anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin Allah rızası için malı elden çıkarmak olduğunu, ayetin kurgusunda bu fiilin geçmiş zaman formunda kullanılmasının eylemin kesinliğine ve inananların bu bilince sahip olarak hareket ettiklerine işaret ettiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, infak eyleminin basit bir ekonomik aktarım olmadığını, inanan kişinin kendi isteğiyle malını eksiltmesi (tüketmesi) üzerinden gerçekleştirdiği büyük bir ahlaki ve ontolojik tercih olduğunu analiz eder.
Nefeka (نَفَقَةٍ)
İbn Fâris, kök anlamıyla bağlantılı olarak "nefeka" kelimesinin kişinin elinden çıkardığı, infak ettiği somut mal veya değere verilen isim olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, ayette bu kelimenin belirsiz (nekra) formda kullanılmasının, harcanan şeyin miktarından ziyade cinsini genelleştirdiğini; az veya çok, gizli veya açık yapılan her türlü maddi ve manevi harcamanın bu kapsama girdiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu terimin Kur'an'ın kavramsal çerçevesinde nasıl dönüştüğünü tahlil ederek, sıradan bir harcama (nefeka) kavramının, toplumun zayıf kesimlerini desteklemeyi amaçlayan ve ilahi rızayı merkeze alan kurumsal bir ahlaki yükümlülüğe evrildiğini ifade eder.
Nezertüm (نَذَرْتُمْ)
İbn Fâris, "n-z-r" kökünün insanı korkutan, sakındıran şey anlamına geldiğini; kişinin aslında kendisine farz olmayan bir ibadeti veya iyiliği Allah'a karşı duyduğu saygı ve sorumluluk bilinciyle kendi üzerine vacip kılması eylemine bu yüzden nezretmek (adamak) denildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin, insanın Allah ile gönüllü olarak kurduğu bir taahhüt ve sözleşme akdi olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Sami dillerindeki ortak dini literatürle derin bağları olduğunu, İbranice "n-d-r" (neder) ve Süryanice "n-d-r" (nedrâ) formlarının adağa, tanrıya sunulan şeye işaret ettiğini, Kur'an'ın bu köklü Ortadoğu ibadet pratiğini tevhid ekseninde yeniden düzenlediğini kaydeder.
Nezr (نَذْرٍ)
İbn Fâris, adanan şeyin bizzat kendisine veya bu adak akdine nezr denildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin belirsiz (nekra) kullanımına dikkat çekerek, bu taahhüdün mahiyetinin ve büyüklüğünün ne olduğuna bakılmaksızın tüm adak çeşitlerini kapsadığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, dönemin sosyo-kültürel yapısındaki adak geleneğini inceleyerek, Cahiliye dönemindeki putlara yönelik pazarlıklı ve ticari adak anlayışının, Kur'an'ın bu kavramı (nezr) saf bir ilahi teslimiyet ve manevi bir bağ aracı olarak yeniden tanımlamasıyla kırıldığını tahlil eder.
Ya'lemuhû (يَعْلَمُهُ)
İbn Fâris, "a-l-m" kökünün bir şeyin hakikatini, içyüzünü ve sınırlarını tam olarak kavramak, idrak etmek ve iz bırakmak anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın bilmesinin sadece pasif bir haberdar olma durumu olmadığını; ayetteki bağlamıyla bu ilmin, yapılan infakı ve adağı eksiksiz bir şekilde kayda geçirmeyi, kabul etmeyi ve karşılığını vermeyi garantileyen aktif ve kuşatıcı bir bilme eylemi olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiilin inanan insanda yarattığı psikolojik güvenliğe işaret ederek; malı azalan veya kendi üzerine zor bir adak yükü alan kişinin, "Allah'ın bunu bildiği" gerçeğiyle derin bir iç huzura ve tatmine kavuştuğunu analiz eder.
Zâlimîn (الظَّالِمِينَ)
İbn Fâris, "z-l-m" kökünün temel anlamının bir şeyi kendi asıl yerinden başka bir yere koymak, hakkını eksiltmek ve karanlıkta bırakmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zulüm kavramının ayetteki infak ve adak bağlamıyla doğrudan ilişkili olduğunu; malını ihtiyaç sahiplerinden esirgeyenlerin veya Allah rızası için harcaması gereken malı gösteriş için zayi edenlerin, o malı asıl amacından saptırdıkları için ontolojik olarak kendilerine ve topluma zulmetmiş olduklarını açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak sisteminde zulmün her türlü kötülüğün çatı kavramı olduğunu, burada ekonomik adaletsizliğin ve ilahi sözleşmeye vefasızlığın en büyük haksızlık ve ahlaki karanlık olarak tanımlandığını ifade eder.
Ensâr (أَنْصَارٍ)
İbn Fâris, "n-s-r" kökünün birine arka çıkmak, yardım etmek, özellikle de zor durumda olanı düşmanına karşı destekleyip kurtarmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin çoğul formda kullanılmasının, dünyada sahip olunan aşiret, zenginlik veya müttefikler gibi çoklu güç odaklarını temsil ettiğini, ancak zalimlerin ahirette bu yardımcıların hiçbirini bulamayacaklarını kaydeder. Celaleddin el-Suyuti, ayetin sonundaki yardımcıların bulunmayacağına dair ifadedeki nefyin (olumsuzlamanın) mutlaklığına dikkat çekerek; ilahi adalet tecelli ettiğinde, malını haksız yere tutan veya gösterişle heba eden zalimleri ilahi cezadan kurtaracak hiçbir şefaatçinin kalmayacağını, dünyevi güçlerin ahiret düzleminde tamamen sıfırlandığını aktarır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla