Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 265. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 265. Ayet

    وَمَثَلُ الَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمُ ابْتِغَٓاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ وَتَثْب۪يتاً مِنْ اَنْفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ اَصَابَهَا وَابِلٌ فَاٰتَتْ اُكُلَهَا ضِعْفَيْنِۚ فَاِنْ لَمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemeśelu-lleżîne yunfikûne emvâlehumu-btiġâe merdâti(A)llâhi veteśbîten min enfusihim kemeśeli cennetin birabvetin esâbehâ vâbilun feâtet ukulehâ di’feyni fe-in lem yusibhâ vâbilun fetal(lun)(k) ve(A)llâhu bimâ ta’melûne basîr(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Allah rızasını kazanmak ve gönüllerindeki imanı sağlamlaştırmak amacıyla mallarını harcayanların durumu, bir tepe üzerindeki bahçeye benzer; ona kuvvetli sağnak düşmüş ve meyvelerini iki kat vermiştir. Öylesine sağnak düşmeyecek olursa en azından hafif bir yağmur isabet eder. Allah yaptıklarınızı bütün ayrıntılarıyla görmektedir.

      Kur'an'daki Darb-ı Mesellerin Hikmeti

      Allah rızasını kazanmak ve gönüllerindeki imanı sağlamlaştırmak amacıyla mallarını harcayanların durumu. Allah Teala'nın Kur'an'da örnek getirip andığı mesellerde çeşitli hikmet ve deliller bulunmaktadır. Birincisi, aralarında müşterek bir illet bulunması halinde hakkında nas bulunmayan bir hükmün bulunanla kıyas edilmesinin meşru olduğuna ilişkindir.

      İkincisi, duyu ve gözleme dayanan bilgiler çeşitli gerçeklere ait temel ilimler olup duyu ötesi alemin bilinmesi için kendileriyle istidlal edilebilecek esasları teşkil ettiğine dairdir.

      Üçüncüsü, Kur'an'da yer alan bu darb-ı mesellerde Hz. Peygamber'in (salat ve selamların en mükemmeli onun üzerine olsun) peygamberliğinin ispatı için delil teşkil ettiğine ilişkindir. Şöyle ki, Araplar gerek tevhid ilkesi konusunda gerekse kıyamet vb. hususlarda olduğu gibi duyuların ötesinde kalan hususların açıklığa kavuşturulmasında darb-ı mesel getirmiyor ve bu konuda herhangi bir bilgiye sahip bulunmuyordu. Nihayet Allah Teala Hz. Muhammed'i (s.a.) peygamber olarak göndermiş, ona Kur'an'ı vahyetmiş ve muhataplarına ulaştırmak üzere orada darb-ı meseller zikretmiştir, ta ki Hz. Muhammed'in bu hususlara aziz ve celil olan Allah sayesinde vakıf olduğunu ve onlara getirdiği Kur'an'ı kendisinin uydurmadığını anlamış olsunlar. İşte bu husus onun nübüvvet ve risaletinin alametlerinden biridir. Cenab-ı Hakk'ın Hz. Peygamber'e yazı yazmasını ve şiir söylemesini öğretmemesi, bunu onun nübüvvet ve risaletinin belirtilerinden biri yapması da aynı esas dayanır. Zira şiir söylemek ve yazı yazmak Arapların adetlerinden olup bu yeteneklere sahip bulunanları diğerlerinden üstün tutuyorlardı. Evet, durumun böyle olmasının hikmeti, Hz. Peygamber'in bir şair ve bir katip olarak tanınıp da, "O, bu söylediklerini kısmen eski kitaplardan almış, kısmen de kendisinden uydurmuştur" dememeleriydi, şu ayet-i kerime de beyan edildiği üzere: "Sen bundan önce ne yazı okur ne de elinle yazardın, öyle olsaydı batıl yolunu tutanlar şaşırtıcı şüphelere düşerlerdi".

      Dördüncüsü, Kur'an'da yer alan darb-ı mesellerde, ali ve yüce olan Allah'ın, dünyayı onda bulunan güzellikler-çirkinlikler, yükseklikler-alçaklıklar ile birlikte yarattığının ispatı vardır, şöyle ki, sözü edilen darb-ı mesellerde üstün nitelikli olanı aynı nitelikte olana, değersiz olanı da aynı durumda bulunana benzetmiştir. İşte bu husus da dünyadaki bütün nesne ve olayların yaratıcısının Allah Teala olduğunu, O'nun şeriki ve benzerinin bulunmadığını ispat etmektedir.

      Cenab-ı Hak, kendi rızası için yapılan harcamaları (sadaka) bazan yeryüzünde yükselen bir tepeye, bazan şu kadar başak bitiren ve her başakta şu kadar tane bulunan ekin tohuma, bazan da, "Allah'ın kat kat fazlasıyla iade edeceği faizsiz bir borcu O'na verecek olan kimdir?" mealindeki beyanında görüldüğü üzere kat kat artış gösteren bir şeye benzetmiştir. Bunun sebebi -nihai gerçeği bilen Allah'tır ya- şu olmalıdır ki, aziz ve celil olan Allah dünya hayatındaki insanların bazan sayı çokluğuna, bazan yeryüzü seviyesinden yükselmiş olup diğer insanlara ve mekanlara yukarıdan bakmaya imkan veren bahçelere, bazan da çok ve büyük olan nesnelere rağbet gösterdiklerini ezeli ilmi ile bildiği için sözü edilen hususlara benzetme bağlamında insanları karşılıksız harcamaya teşvik etmiştir, ta ki ezeli ilminde yer alan bu hususa fili hayatta da insanlar rağbet göstersin. Nihal gerçeği bilen Allah'tır. Bundan dolayıdır ki Allah Teala söz konusu edilen sadakaları bu konuda insanları teşvik eden kendi Peygamberi'ne (s.a.) haram kılmıştır. Şöyle ki, Resulullah insanları karşılıksız harcama yapmaya teşvik ediyordu, ta ki muhatapları onun hakkında kötü zanna kapılıp, "kendisinin faydalanması için başkalarını iyilik yapmaya teşvik ediyor" demesinler. Ve gönüllerindeki imanı sağlamlaştırmak amacıyla. Ayetin bu kısmında yer alan "tesbit" kelimesi tasdik manasına geldiği ifade edilmiştir, "Artık kim karşılıksız verir, kötülüklerden sakınır ve en güzel olanı tasdik ederse biz ona başarıların en kolay yolunu nasib edeceğiz" mealindeki beyanda olduğu gibi. Diğer bir görüşe göre "tesbit" İslam'ı içine sindirmek demektir. Bir anlayışa göre acele etmeyip harcama yapacakları yerleri belirlemede teenni ile hareket ederler demektir. Bazıları tasaddukta tesbitin şu manaya geldiğini belirtmiştir: İç dünyası açısından, Allah rızasına özgü olduğu takdirde harekete geçip harcama yapar, başka bir şey karıştırdığı takdirde elini çeker. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      Bir tepe üzerindeki bahçeye benzer. Ayetin bu kısmında yer alan "rebve" kelimesinin yer seviyesinden yükselmiş kısım veya bir mekanın aynı seviyedeki belirgin kısmı anlamına geldiği ifade edilmiştir. Meyvelerini iki kat vermiştir. Yani bahçe, isabet eden doyurucu yağmur, ardından meyve vermek için yeniden tazelemiş ve iki kat ürün vermiştir. İşte başa kakma tavrı göstermeksizin servetini Allah yolunda harcayan kimsenin durumu da bunun gibidir, Cenab-ı Hak, onun yaptığı az veya çok harcamayı katlanmış olarak kaydettirir. Bir de Allah, harcama yapanın mükafatını ikiye katlar, diye yorum yapılmıştır.

      Ona kuvvetli sağanak düşmüş. Bu kısımda yer alan "vabil" kelimesi biraz önce değindiğimiz üzere damlaları büyük olan şiddetli yağmur demektir.

      Hafif yağmur. Buradaki "tall" kelimesi zayıf yağmur demektir. Aynı kelime için çiğe benzeyen toz gibi yağmur anlamı da verilmiştir. Yani bahçe daima yeşil olup az veya çok meyvesi eksik olmaz.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İbtiğâe (ابْتِغَاءَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin "b-g-y" kökünden geldiğini ve temel anlamının bir şeyi talep etmek, şiddetle aramak ve ona ulaşmak için çaba göstermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin sıradan bir isteme eyleminden ziyade, varılan hedefin ötesinde daha yüksek bir gayeyi arzulama hali olduğunu ifade eder; ayetin bağlamında inanan kişinin infak ederken dünyevi bir karşılık veya gösteriş değil, mutlak ve yegâne gaye olarak yalnızca ilahi rızayı aradığını vurgular.

        Merdât (مَرْضَاتِ)

        İbn Fâris, "r-d-y" kökünün öfke ve reddetmenin zıddı olarak hoşnutluk, kabullenme ve rıza gösterme anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "merdât" kelimesinin Allah'ın kulunun niyetinden ve eyleminden hoşnut olmasını ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin bir önceki ayette eleştirilen "insanlara gösteriş yapma" (riya) kavramının tam karşısına yerleştirildiğini; eylemin merkezinin insanların onayından (sosyal rıza) çıkarılarak, görünmeyen ilahi otoritenin mutlak onayına (merdâtillâh) taşındığını ve Kur'an'ın infak ahlakını bu teolojik zemin üzerine inşa ettiğini analiz eder.

        Tesbît (تَثْبِيتًا)

        İbn Fâris, fiilin "s-b-t" kökünden türediğini ve sarsılmamak, yerinde sağlam durmak, kalıcı olmak anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin insanın kendi iç dünyasındaki şüphe, tereddüt ve cimrilik gibi sarsıntıları gidererek kalbini iman ve cömertlik üzere sabitlemesi, ruhunu sağlamlaştırması anlamına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin psikolojik derinliğine dikkat çekerek, infak eyleminin sadece başkasına yardım etmek olmadığını, aynı zamanda kişinin mal tutkusuna karşı kendi nefsini (enfusihim) eğittiği, iradesini güçlendirdiği ve ahlaki duruşunu "tesbit ettiği" ontolojik bir inşa süreci olduğunu tahlil eder.

        Cennet (جَنَّةٍ)

        İbn Fâris, "c-n-n" kökünün örtmek ve gizlemek anlamına geldiğini, ağaçların sıklığından dolayı toprağı örten ve gölgeleyen gür bahçelere bu kökten hareketle cennet denildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin ayette dünyevi, son derece verimli ve yeşil bir bahçeyi betimlemek için kullanıldığını, bu bağlamıyla ilahi rıza için harcanan malın bereketini görselleştirdiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin eskatolojik (ahiret yurdu) anlamının Aramice ve Süryanice literatürle etkileşim içinde şekillendiğini belirtse de, bu ayetteki tarımsal kullanımın doğrudan Arap dilinin kök kökenlerindeki "ağaçlı bahçe" tasvirine dayandığını kaydeder.

        Rabvet (رَبْوَةٍ)

        İbn Fâris, "r-b-v" kökünün temelinin artmak, çoğalmak, büyümek ve yükselmek olduğunu; yeryüzünden tümsek şeklinde yükselen, bitki örtüsü zengin, güneş ve rüzgârı en iyi açıdan alan tepelik alanlara rabve denildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, tepedeki bahçenin verimliliğinin artışıyla (riba) kök anlamı arasında bağ kurar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın görsel karşıtlık sanatına vurgu yaparak, bir önceki ayetteki riyakârın kalbini temsil eden düz, sert ve çıplak kayanın (safvân) zıddı olarak; ihlaslı müminin kalbinin, köklerin derinlere inebildiği, yüksekte, havadar ve bereket fışkıran bu tepeye (rabve) benzetildiğini analiz eder.

        Vâbil (وَابِلٌ)

        İbn Fâris, "v-b-l" kökünün şiddet ve ağırlık ifade ettiğini, vâbilin iri damlalı sağanak yağmur olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin yoğun rahmet sembolü olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, aynı kelimenin 264. ve 265. ayetlerdeki zıt işlevine dair çok çarpıcı bir semantik tahlil yapar: 264. ayette "vâbil", sert kayanın üzerindeki ince toprağı sıyırıp atan ve riyakârın emeğini yok eden yıkıcı bir afet iken; 265. ayette aynı "vâbil", derin topraklı tepe bahçesinin (rabve) verimini iki katına çıkaran hayat verici bir rahmete dönüşür. İlahi müdahalenin (yağmurun) sonucu, inananın kalbinin (niyetinin ve ihlasının) durumuna göre şekil almaktadır.

        Ükül (أُكُلَهَا)

        İbn Fâris, "e-k-l" kökünün yenmek, tüketilmek anlamına geldiğini, ağacın meyvesi, hasadı ve sağladığı yenilebilir rızkın tamamının bu isimle anıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bahçenin ükülünü vermesinin, infak edilen malın manevi alemde ürettiği muazzam hasadı ve katlanmış (dı'feyn) ilahi ödülü temsil ettiğini ifade eder.

        Tall (طَلٌّ)

        İbn Fâris, "t-l-l" kökünün hafiflik, incelik ve yumuşaklık ifade ettiğini; çisenti, ince yağmur veya bitkilerin üzerine düşen çiy damlası anlamına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bağlam içinde değerlendirildiğinde, ihlasla kurulan zeminin o kadar verimli olduğunu ki, şiddetli yağmur (vâbil) yağmasa bile en ufak bir çisentinin (tall) dahi o bahçeyi yeşertmeye ve meyve verdirmeye yettiğini belirtir. Celaleddin el-Suyuti, burada amellerin niceliğinden ziyade niteliğine vurgu yapıldığını; Allah rızası (merdâtillah) için yapılan infakın miktarı az (tall) bile olsa, kişinin niyetindeki saflık sayesinde o amelin mutlaka kabul göreceğini ve ilahi bereketten payını alacağını aktarır.

        Basîr (بَصِيرٌ)

        İbn Fâris, "b-s-r" kökünün salt fiziksel görmenin ötesinde, bir şeyin içyüzünü kavramak, derinlemesine idrak etmek ve nüfuz eden bir bakışa sahip olmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın "Basîr" olmasının, O'nun sadece dışsal eylemi (ne kadar mal harcandığını) değil, o eylemin arkasındaki psikolojik ve manevi dinamikleri, nefisteki sağlamlaştırmayı (tesbît) ve kalpteki ihlası eksiksiz bir şekilde gördüğünü ifade eder. Toshihiko Izutsu, ayetin bu isimle sonlanmasının tesadüfi olmadığını, riya (gösteriş/başkalarının görmesi arzusu) ile hastalanmış bir infak eylemine karşı, müminin eylemini sadece "Basîr" olan Allah'ın nüfuz edici bakışına sunması gerektiği fikrinin Kur'ani bir ahlak ilkesi olarak perçinlendiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X