Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 263. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 263. Ayet

    قَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَٓا اَذًىۜ وَاللّٰهُ غَنِيٌّ حَل۪يمٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kavlun ma’rûfun vemaġfiratun ḣayrun min sadekatin yetbe’uhâ eżâ(en)(k) va(A)llâhu ġaniyyun halîm(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Gönül alıcı bir söz söylemek ve başkasının kusurunu örtmek, peşinden incitme gelen yardımdan daha hayırlıdır. Allah her şeyden müstağnidir, cezalandırmakta acele etmeyendir.

      Gönül alıcı bir söz söylemek ve başkasının kusurunu örtmek, peşinden incitme gelen yardımdan daha hayırlıdır. Ayet-i kerimede yer alan "kavlun ma'rllf" kişinin müslüman kardeşi için gıyabında yaptığı hayır dua ve söylediği güzel söz demektir, diye yorumlanmıştır. Başka bir anlayışa göre kavl-i ma'ruf kimsenin görmediği yerde müslüman kardeşinin günahları için Allah'tan bağışlama talep eder, demektir; mağfiret ise kardeşinin kusurunu örtüp kendisine karşı yaptığı haksızlığı bağışlar, anlamına gelir. Diğer bir kanaate göre ise kavl-i ma'ruf, iyiliğin yapılmasını emretmek, Allah nezdinde, peşinden incitme ve başa kakma gelen yardıma göre daha çok sevap kazandırır.

      Eğer denilirse ki: Nasıl olur da Cenab-ı Hak, güzel söz ve kusur bağışlama ile eziyet ve başa kakmayı bir araya getirip mukayese eder ve şu şundan hayırlıdır der, halbuki aslında bunların biri hayır, diğeri ise şerdir. Böyle bir karşılaştırma, her iki kavramın hayırlı olması halinde yapılır ve hangisi hayırlıdır diye karşılaştırma yapılır?

      Buna şöyle cevap verilir: Bunun anlamı -nihai gerçeği bilen Allah'tır ya- bu, sizin için şundan daha hayırlıdır şeklindedir, şu ayet-i kerimede olduğu gibi: "De ki Allah'ın nezdinde bulunan mükafat eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır". Yani Allah nezdinde olup ahirette verilecek mükafat sizin için dünyadaki eğlence ve ticaretinizden daha hayırlıdır, her ne kadar eğlence ve ticaret, Allah nezdinde, bulunanların cinsinden değilse de, ayet-i kerimenin anlamı da bu çizgi üzerinde seyreder. Bir de ayetin bir araya getirip mukayese etmek için değil, ayrı ayrı konumlara yönelik olması mümkündür, yani şu hayırlıdır, şu ise kötüdür.

      İmam Mâtürîdî rahimehullah şöyle dedi: Meselenin yorumu şöyle olmalıdır: Karşılıksız harcama (sadaka) Allah'a yakınlık vesilesi olup hayırdır; kişi buna eziyet davranışını ekleyince hayrı ortadan kaldırmış olur. Buna göre "kavlun ma'rılf" ile başlayan ilahi beyanın anlamı şöyle olur: Fakiri güzellikle savmak, önce verip sonra eziyet etme biçimindeki olumlu cevaptan daha hayırlıdır; çünkü gönül alıcı söz -başkası ondan maddi olarak faydalanmasa da- varlığını sürdürür, ardından eziyet gelen yardım ise -fakirin faydalanmasına rağmen- devam etmeyip yok olur. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      Allah her şeyden müstağnidir. Allah yolunda yapacağınız yardımlardan. Halimdir, başa kakma ve eziyet verme biçimindeki fıillerinize karşılık cezalandırmakta acele etmez. Bazıları şöyle demiştir. "Men" ve "eza" yani başa kakma ve eziyet, yardım isteyen fakire, "Al, hayrını görmeyesin!" demendir.

      Gönül alıcı bir söz söylemek ve başkasının kusurunu örtmek, peşinden incitme gelen yardımdan daha hayırlıdır. Ayetteki bu kısmın diğer bir yorumu da bulunmaktadır: Güzel söz müslümanların yaptığı tesbihler, hamd ve senalardır. Mağfiret ise işlediği günahların örtülmesidir. Daha hayırlı oluş, peşinden bedene eziyet edilen sadakadan daha hafif gelir, demektir. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kavlü'n-Ma'rûf (قَوْلٌ مَعْرُوفٌ)

        İbn Fâris, "k-v-l" kökünün sesin düzenli bir şekilde ağızdan çıkmasıyla oluşan ifadeyi, "a-r-f" kökünün ise bir şeyi gönül huzuruyla tanımak ve kabullenmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ma'rûf" kelimesinin şeriatın ve aklın "güzel/iyi" olarak tanıdığı, vicdanların reddetmediği söz ve eylemleri kapsadığını; ayet bağlamında ise yardım istenen kişiye imkân yoksa bile incitmeden, nezaketle ve makul bir dille cevap vermeyi ifade ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, "ma'rûf" kavramının Kur'an'ın ahlak sisteminde sosyal dokuyu koruyan temel bir değer olduğunu, "kavlü'n-ma'rûf" ifadesinin sadece bir söz değil, muhatabın onurunu koruyan sosyal bir davranış biçimi olduğunu analiz eder.

        Mağfiret (مَغْفِرَةٌ)

        İbn Fâris, "g-f-r" kökünün temel anlamının "örtmek ve korumak" olduğunu, savaşçıların başlarını korumak için giydikleri miğfere (miğfer) de bu yüzden bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mağfiretin sadece günahın silinmesi değil, aynı zamanda o kusurun üstünün örtülerek kişinin mahcubiyetten korunması olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımıyla, bir kimseden gelen kaba bir davranışın veya ısrarlı bir isteğin hoş görülüp örtbas edilmesinin, başa kakılarak yapılan bir maddi yardımdan çok daha üstün olduğu vurgulanır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin koruyucu zırh (miğfer) kökenine atıf yaparak, mağfiretin toplumsal ilişkilerde çatışmayı önleyen bir tampon bölge işlevi gördüğünü, insanların birbirlerinin eksiklerini örtmesinin sosyal barışı inşa eden bir "manevi zırh" olduğunu tahlil eder.

        Sadakat (صَدَقَةٍ)

        İbn Fâris, "s-d-k" kökünün güç, dayanıklılık ve doğruluk anlamına geldiğini, kişinin inancındaki doğruluğu (sıdk) eylemiyle ispatlamasından dolayı bu tür maddi yardımlara sadaka denildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, sadakanın kulun Allah'a olan bağlılığının ve iddiasının "doğruluğunu" tescil eden somut bir nişane olduğunu belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin İbranice "ṣĕdāqāh" ve Süryanice "zedqā" (doğruluk, dindarlık, hayırseverlik) kelimeleriyle olan köken birliğine dikkat çekerek, bu kavramın Sami dillerinde erken dönemlerden itibaren dini bir yükümlülük ve sosyal adalet gereği olarak kullanıldığını ifade eder.

        Ganî (غَنِيٌّ)

        İbn Fâris, "g-n-y" kökünün bir şeye ihtiyaç duymamak, kendi kendine yetmek ve başkasından müstağni olmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın mutlak anlamda "Ganî" olduğunu, O'nun ne insanların infakına ne de hiçbir ibadetine ihtiyacı olmadığını; aksine her şeyin O'na muhtaç olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ismin ayetin sonuna yerleştirilmesinin retorik amacına dikkat çeker: Allah, insanların yaptığı yardımlardan ve bu esnada sergiledikleri kaba davranışlardan müstağnidir; eğer bir yardım eza ile kirletiliyorsa, Allah'ın o yardıma ihtiyacı yoktur, zira O mutlak zenginlik sahibidir.

        Halîm (حَلِيمٌ)

        İbn Fâris, "h-l-m" kökünün heyecana kapılmamak, öfkeyi kontrol etmek ve cezalandırmada acele etmemek anlamlarını taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, Halîm sıfatının Allah hakkında kullanıldığında, kullarının hatalarını, başa kakmalarını ve eziyetlerini gördüğü halde onlara hemen ceza vermeyip tövbe etmeleri için mühlet tanıyan engin bir vakar ve sükûneti ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "hilm" kavramının Cahiliye'nin fevri ve saldırgan onur anlayışına (cehl) karşı Kur'an'ın getirdiği en büyük ahlaki devrimlerden biri olduğunu; Allah'ın bu sıfatının, infak ederken muhatabını incitenlere karşı ilahi bir uyarı ve aynı zamanda bir bağışlanma kapısı aralığı olduğunu analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X