Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 245. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 245. Ayet

    مَنْ ذَا الَّذ۪ي يُقْرِضُ اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً فَيُضَاعِفَهُ لَهُٓ اَضْعَافاً كَـث۪يرَةًۜ وَاللّٰهُ يَقْبِضُ وَيَبْصُۣطُۖ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Men że-lleżî yukridu(A)llâhe kardan hasenen feyudâ’ifehu lehu ad’âfen keśîra(ten)(c) va(A)llâhu yakbidu veyebsutu ve-ileyhi turce’ûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      244. Öyleyse siz Allah yolunda savaşın, Allah'ın her şeyi işitip bildiğinin bilincini taşıyın.​

      245. Allah'ın kat kat fazlasıyla iade edeceği faizsiz bir borcu O'na verecek olan kimdir? Allah rızkı daraltır da bollaştırır da. Zaten hepiniz O'nun huzuruna çıkarılacaksınız.

      Faizsiz bir borcu Allah'a verecek olan kimdir? Allah Teala, insanlara, mallarında hiçbir hakkı yokmuş gibi lütuf ve keremiyle muamelede bulunmuş, haddizatında kulların ve servetlerinin tamamı kendisine ait olduğu halde, onlara, insanların birbirlerine karşı yürüttüğü muameleyi uygulamamıştır; şöyle ki, onlardan kendi aralarında yaptıkları gibi borç para istemiş, sonra da kulların bu fedakarlığına karşı kendilerine sevap vad ederek Allah'ın kat kat fazlasıyla iade edeceği borç buyurmuştur.

      Yahudiler bu ayetten haberdar olduklarında, "Muhammed'in ilahı fakirmiş" demişler: "Şüphe yok ki Allah 'Allah fakir, biz ise zenginiz' diyenlerin sözünü işitmiştir" . Yine yahudiler bazı insanların ileri derecedeki fakirliğini görünce, ''Allah'ın eli bağlıdır" mealindeki cümleyi kullanarak 'Muhammed'in ilahı bunu cimriliğinden yapmaktadır' ithamını ileri sürmüşlerdir. Böylece onlar Cenab-ı Hakk'ın bazılarına geniş rızık vermeyişini cimriliği veya fakirliğine bağlamışlardır. İşte Allah Teala yahudileri bu iddialarında yalanlamış ve Allah rızkı daraltır diye bollaştırır da diye buyurmuştur. Ayetin bu kısmında yer alan "yakbidu" için daraltır ve "yebsutu" kelimesine de genişletir anlamı verilmiştir; bir de şöyle yorumlanmıştır: Bazan verdiğini geri alır, hazan da hiçbir şey geri almaz.

      Ayet-i kerimenin Ebu'd-Dahdah hakkında nazil olduğu söylenmiştir. Şöyle ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, "Allah rızası için mali harcamada bulunan kimseye cennette verdiğinin benzeri lütfedilecektir" buyurmuş, bunun üzerine Ebu'd-Dahdah, "Bu yolda bahçemi verecek olursam onun benzeri cennette bana verilir mi?" diye sormuş, Hz. Peygamber de "evet" buyurmuştur. Bu defa sahabi, "Eşim de benimle mi olacak?" diye sormuş, Resulullah "evet" buyurmuş, yine sahabi, "Çocuklarım da mı?" deyince aynı şekilde "evet" cevabını almıştır. Sözü edilen sahabi oradan ayrılmış, eşi ile çocuklarını bahis konusu bahçede bulmuş, kapısında durarak, "Ummu'd-Dahdah! Şu bahçemi, benzerinin cennette bana verilmesi, eşimin ve çocuklarımın da yanımda bulunması şartıyla Allah yoluna adadım" diye seslenmiş, hanımı da şöyle cevap vermiştir: "Yaptığın alışveriş uğurlu olsun, sen karlı çıktın". Hep beraber topladıkları meyveleri içinde bırakarak bahçeden çıkmış ve onu Hz. Peygamber'e teslim etmişlerdir. İşte bunun üzerine faizsiz bir borcu Allah'a verecek olan kimdir, mealindeki ayet-i kerime nazil olmuştur.

      Güzel Amelin Allah'a Verilmiş Güzel Ödünç (Karz-ı Hasen) Oluşu

      İmam Mâtürîdî rahimehullah şöyle dedi: Faizsiz bir borcu Allah'a verecek olan kimdir? Ayetin yorumu ile ilgili farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı alimler buradaki "karden hasenen" ifadesini bütün güzel ve hayır işlere açık olarak görmüştür, şöyle ki, bunları tercih edip Allah rızası için yerine getirene kat kat fazlasıyla hem dünyada hem de ahirette mükafatı verilecektir. Ahirete yönelik mükafat Allah'ın vad ettiği şeylerdir. Dünyadaki mükafat ise böylelerinin insanların övgüsüne konu teşkil etmesi ve gönüllerinde üstün bir yer tutmasıdır, bu husus çeşitli haberlerle bilinegelmiştir. Cenab-ı Hakk'ın bu iyiliklere ödünç anlamında "kard" demesinin sebebi bu kelimenin iyilik yapmanın simgesi durumunda oluşudur. Bu yolla O, böylesine lütfettiği nimetlerin yüceliğini hatırlatmaktadır: Aslında bütün iyilikler Allah'ın kulu üzerindeki bir hakkı olduğu halde O, yapılan hayırları kulu tarafından kendisine yöneltilen bir iyilik gibi kabul etmekte ve kuluna teşekkür yöneltmektedir. Nihai gerçeği bilen Allah'tır. İkinci olarak insanların kendi aralarında dostluk ve görgü adabının nasıl olacağını öğrenmesi içindir. Şöyle ki, Allah Teala kendisine ait olan mali imkan konusunda kulun yapacağı bazı iyiliklere mukabil O'ndan teşekkür almaya hak kazanmış muamelesi yapmıştır, asıl sahibi Allah'ın kendisi iken. Ta ki hakimler insanlar arasında yaygınlık kazanacak muamelenin bundan ibaret olduğunu anlasınlar, bunun yanında bütün nimetlerin gerçekte kendisine ait olanın teşekküre en üst mertebede layık olduğunun şuurunu taşısınlar. Bir de iyilik yapmakla tanınan kimselerin Allah tarafından üstün isim ve sıfatlarla anılma lütfuna mazhar kılındıklarını öğrenince kendileri bu kişilere karşı saygılı davransınlar. Bütün güç ve kudret Allaha aittir.

      Alimlerin bir kısmı da karz-ı hasen ifadesini özel olarak Allah rızası için yapılan harcamalara (sadakalar) yormuşlardır. Cenab-ı Hakk'ın bunlara "kard" demesinin birkaç sebebi vardır: Birincisi Allah fakirlere yapılan muameleyi ve onlara yönelik mali yardımı kendilerinin üstünlüğünü ifade etmek için Allah'a yapılmış saymıştır, tıpkı müminlere yönelik aldatma hareketinin onları yüceltmek amacıyla Allah'a nispet edilmesi gibi, işte sadaka da buna benzemektedir. Allah bu mali yardıma ödünç konumu vermek için bir karşılık da vad etmiştir. Böylece mali harcama karşılığı mukabilinde gerçekleşmiş olur, ta ki alınan bedel sayesinde fakire yönelik bir minnet alacağı söz konusu olmasın. Başarıya ulaşmak ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.

      İkincisi Cenab-ı Hak fakire yapılan mali yardımı -aslında her türlü servet kendisine ait olduğu halde- ödünç (kard) diye nitelemiştir, zaten O, kullarını lütuf ve cömertliğini bilebilecekleri vesilelere alıştırmıştır, öyle ki gerçekte kendisine ait olan bir şeyi kendi rızası için bir anlamda fakir yoluyla kendisine teslim edilmesini hakikatte hiçbir hakkı bulunmayan birine teslim etme niteliğiyle anmıştır. ''.Allah müminlerden mallarını ve canlarını kendilerine verilecek cennet karşılığında satın almıştır" mealindeki ayet-i kerimesinde yer alan satın alma muamelesi de bu esas üzerine oturur. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      Üçüncüsü Allah tefsirini yapmakta olduğumuz ayet-i kerimede kullarına yapacakları mali yardımın amaç ve önemini hatırlatmıştır, bunun hikmeti yardımı yapan kimsenin fakire olan minnet borcunun büyüklüğünü beyan etmekten ibarettir, çünkü zengin, fakir sayesinde Allah'a ulaşma imkanı bulmuştur. Bu tür ilahi beyanlarda Cenab-ı Hak fakirin kendi nezdindeki yüceliğini hatırlatmıştır, böylece fakir mali harcamada bulunan zengine Allah nezdinde vad edilen büyük mükafat konusunda yardımcı görevi yapsın ve sonuç olarak zenginin, yardımda bulunduğu fakire başa kakma ve eziyet verme şöyle dursun, onu övgü ile ansın ve şükranlarını sunsun. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kard (يُقْرِضُ / قَرْضًا)

        Kelimenin kökü k-r-d harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi kesmek, koparmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dilde maddi bir maldan bir parçayı kesip geri ödenmesi şartıyla başkasına vermeye (ödünç) bu ismin verildiğini; ayette ise Allah rızası için yapılan infakın ve fedakarlığın mecazen bir "borç" olarak isimlendirildiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ekonomik ve ahlaki kelime dağarcığını incelerken bu kavram üzerinde durur; muhtaçlara yapılan yardımın veya yüce bir amaç uğruna harcanan malın doğrudan Allah'a verilmiş bir borç (karz) olarak nitelendirilmesinin, sosyal yardımlaşmayı ve harcamayı sıradan bir insani eylem olmaktan çıkarıp doğrudan ilahi bir yatırım ve teolojik bir ticarete dönüştürdüğünü belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin içinden geçtiği tarihsel ve kurgusal bağlama dikkat çekerek, burada inananlardan istenen "borcun", bilhassa zorlu süreçlerde maruz kalınan hayati tehlikeler ve askeri savunma ihtiyaçları için talep edilen maddi seferberlik ve cansiperane infak olduğunu vurgular.

        Hasen (حَسَنًا)

        Sözcüğün kökü h-s-n harfleridir. İbn Fâris, kökün "güzellik, iyilik ve fiziksel/manevi uyum" manalarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "karz-ı hasen" (güzel borç) ifadesindeki güzelliğin; verilen malın helal yollardan kazanılmış olmasını, verenin bunu tam bir gönül rızasıyla yapmasını ve verdikten sonra başa kakma (menn) veya eziyet etme gibi niyet bozucu eylemlerden kesinlikle uzak durmasını kapsadığını açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette mali bir terim olan borcun "hasen" (güzel/estetik) sıfatıyla nitelenmesinin, İslam'da ekonomik ibadetlerin ve fedakarlıkların sadece niceliksel bir mal transferi olmadığını, eylemin asıl değerini ve kalitesini belirleyen temel unsurun niyetin saflığı ile sergilenen ahlaki zarafet olduğunu gösterdiğini ifade eder.

        Yudâıfe / Ad'âf (فَيُضَاعِفَهُ / أَضْعَافًا)

        Kelimenin kökü d-a-f harflerinden meydana gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "bir şeyi katlamak, kendi misliyle artırmak, ikiye veya çoka katlamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın Allah'a sunduğu sınırlı ve geçici mali fedakarlığın, ilahi cömertlik tarafından hesaplanamaz ölçüde katlanarak geri verileceğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetteki edebi ve psikolojik motivasyon unsurunu tahlil ederken; insanın doğasındaki varoluşsal cimrilik ve mal yığma eğiliminin (şuhh), ancak "ad'âfen kesîrah" (çok katlı/sınırsız çoğaltma) şeklindeki muazzam bir ilahi kar vaadiyle aşılabildiğini, metnin bu çarpıcı tasvirle insan psikolojisine en uygun ve en sarsıcı edebi teşviki sunduğunu vurgular.

        Kesîra (كَثِيرَةً)

        Kelimenin kökü k-s-r harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, bu kökün dildeki temel karşılığının "az" (kalîl) kavramının zıddı olarak çokluk, bolluk, bereket ve yığınsal fazlalık olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, çokluk kavramının hem sayısal bir artışı hem de niteliksel bir bereketi aynı anda kapsadığını; ayette katlanarak verilecek olan karşılığın sadece niceliksel bir rakam olmadığını, aynı zamanda o mükafatın ebedi ve tükenmez değerini de vurguladığını kaydeder.

        Kabz (يَقْبِضُ)

        Kelimenin kökü k-b-d harflerinden gelmektedir. İbn Fâris, bu kökün asıl anlamının "bir şeyi elle sıkıca tutmak, avucunun içine almak, daraltmak ve kısmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın rızkı kabzetmesinin, mutlak hikmeti gereği dilediği kullarından maddi imkanları kısıtlaması, daraltması ve onları yoksunlukla/yoksullukla imtihan etmesi manasına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi karşıtı olan "bast" ile birlikte Kur'an'ın tevhid ontolojisi bağlamında analiz eder; insanın kendi zenginliğini tamamen kendi bireysel başarısı sanarak "müstağni" (kendi kendine yeterli) olduğu zannına kapılmasını şiddetle eleştirir ve rızkı daraltma/kısma yetkisinin doğrudan Allah'ın elinde olduğunu vurgulayarak insandaki ekonomik kibrin felsefi kökünü kazıdığını belirtir.

        Bast (وَيَبْسُطُ)

        Sözcüğün kökü b-s-t harfleridir. İbn Fâris, bu kökün kabzın tam zıddı olarak "bir şeyi yaymak, genişletmek, açmak ve uzatmak" anlamlarını taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın rızkı bast etmesinin, dilediği kuluna dünya nimetlerini bolca vermesi, yaşam imkanlarını genişletmesi ve ferahlık sunması olduğunu söyler. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "yakbidu ve yebsutu" (daraltır ve genişletir) eylemlerinin peş peşe ve bir tezat oluşturacak şekilde zikredilmesinin, zenginlik ve fakirliğin ilahi sevgi veya nefretin mutlak göstergeleri olmadığını; bunların tamamen ilahi adalete ve hikmete dayalı dinamik imtihan araçları olduğunu, dolayısıyla mülkün ve imkanların tek gerçek sahibinin Allah olduğunu muhatabın zihnine kazıyan güçlü bir felsefi bildirim olduğunu kaydeder.

        Rücû (تُرْجَعُونَ)

        Kelimenin kökü r-c-a harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, kökün temel anlamının "başlangıç noktasına geri dönmek, geldiği yere geriye yönelmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Kur'an'da ağırlıklı olarak insanın hayat yolculuğunun sonunda, nihai hesaplaşma için mutlak yaratıcısına döneceği eskatolojik (ahirete dair) büyük intikali anlattığını ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ayetin kurgusal ve anlamsal bütünlüğüne dikkat çeker; malın elden çıkarılması ve infak edilmesiyle başlayan psikolojik sürecin "yalnızca O'na döndürüleceksiniz" uyarısıyla bitmesinin, insana dünyadaki tüm ekonomik gücün, bedenin ve mülkiyetin geçici bir emanet olduğunu, mutlak varış noktasında elde kalacak tek "kârın" Allah'a sunulan fedakarlık (borç) olacağını sarsıcı bir şekilde hissettiren muazzam bir edebi kapanış olduğunu belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X