Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 226. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 226. Ayet

    لِلَّذ۪ينَ يُؤْلُونَ مِنْ نِسَٓائِهِمْ تَرَبُّصُ اَرْبَعَةِ اَشْهُرٍۚ فَاِنْ فَٓاؤُ۫ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lilleżîne yu/lûne min nisâ-ihim terabbusu erbe’ati eşhur(in)(s) fe-in fâû fe-inna(A)llâhe ġafûrun rahîm(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Eşlerine yaklaşmamaya yemin edenler için dört ay bekleme sûresi vardır. Şayet bu müddet içinde yeminlerinden dönüş yaparlarsa şunu bilsinler ki Allah fazlasıyla bağışlayıcı ve merhamet edicidir.

      İmam Mâtürîdî rahimehullah şöyle dedi: Eşlerine yaklaşmamaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Bilindiği üzere "îla" sözlük mânası yemindir, nitekim İbn Abbâs eşlerine yaklaşmamaya yemin edenler anlamına gelecek şekilde "yuksimûne" okumuştur. Yemine mahsus olan dinî hüküm başka fiiller için gerekli değildir, yeminin bozulması üzerine vacip olan kefâret gibi. Şimdi, yaptığı yemin hangi durum ve hangi nitelikte olursa olsun mükellefe, onun gereği veya kefâreti gerekli hale gelir, îlânın hükmü de bunun gibidir. Bu, Abdullah b. Mesûd ve İbn Abbas'ın görüşüdür. Hz. Ali'den rivâyet edildiğine göre kendisi öfke haliyle memnuniyet hali arasında ayrım yapmış ve buna bağlı olarak îlâyı yapan kişiye beklemeyi gerekli görmüştür. Yeminini dört ay on günden az bir müddet için yapan kişi belirlediği sürenin sona ermesiyle îlâ yapmış sayılmaz, bu durumda Allah'ın îlâ için koyduğu hüküm kendisi için gerekli hale gelmez. Görmez misin ki Cenâb-ı Hak dört ay on gün süresi içinde yeminden dönüşü zikretmiştir. Sözünü ettiğimiz kimse dönüş yapacak olursa için zikredilen kefâret kendisine vacip olmaz. Bunun gibi sürenin sona ermesiyle boşama hükmü de oluşmaz. Bu söylediklerimiz Hz. Ali, İbn Abbâs ve İbn Mesûd'un kanaatleridir. [Bunlardan İbn Mesûd] bahis konusu kişiye bir günlük yeminin hükmünün gerekli olduğunu söyler. İbn Abbas'tan gelen bir rivâyete göre îlâ süresiz bir yemindir. Bize göre bu hüküm süreyi tamamlama isteğine bağlıdır. Mükellef süreyi şart koşarsa dört ay on günün geçmesi sonunda îlâ hükmü gerçekleşir, artık buna herhangi bir süre eklemesi söz konusu değildir. Bu kanaat de Abdullah b. Mesûd'un görüşüdür: Süre şartı koymasa da hüküm geçerli olur.

      Ashâb-ı kirâm dört ayın sona ermesinden sonra dönüş yapmayıp duraklayan kimse hakkında farklı kanaatlere sahip olmuşlardır, bununla birlikte onlar sürenin bitmesiyle boşamanın veya boşama statüsünün gerçekleştiği noktasında ittifak etmişlerdir. Şunu da belirtmek gerekir ki kişinin talâk (boşama) statüsünde yemin etmesiyle boşama gerçekleşmez, ancak doğrudan talâkla yemin etmesi halinde gerçekleşir. Bundan dolayıdır ki boşama hemen sonuç doğuran bir yöntem olmuştur. Bir de îlâ süresi sona erdikten sonra duraklama yapma halinde süreyi uzatma durumu hâsıl olur. Aslında karı ile koca arasında söz konusu olan bütün sürelerde ekleme veya uzatma bahis konu değildir, boşama süresi de bunun gibidir. Bu hüküm Allah Teâlânın, "Antlaşma yaptığınız zaman Allah'ın ahdini yerine getirin ve Allah'ı şahit tutarak pekiştirdikten sonra yaptığınız yeminleri bozmayın" meâlindeki beyanıyla yemini bozmayı yasaklamasına bağlıdır. Cenâb-ı Hak îlâ yemininde de dört aylık süreyi kayıtsız olarak zikretmiştir, nitekim Übey b. Kâb'ın kıraatinde "fihinne" ilâvesi mevcut olup, "Şayet bu dört aylık süre içinde yeminlerinden dönüş yaparlarsa mânası oluşmuştur. Bu sürenin aşılması halinde yemini bozma konusundaki yasak daha güçlü bir durum arzeder. Nihaî gerçeği bilen Allah'tır.

      Eşlerine yaklaşmamaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. İla sözlük açısından yemin demektir. Nitekim İbn Mesûd ve İbn Abbas'ın "yuksimûne" seklinde okuyuşları bunu göstermektedir. Îlâ hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. İbn Mesûd îlâ şeklindeki yemin sadece bir gün için yapılır, ancak dört ay beklenir; çünkü Kur'ân'da îlânın kendisi için herhangi bir müddet belirtilmemiş, zikredilen dört ay beklemek için söylenmiştir. İbn Mesûd bu görüşü benimsemiştir. İbn Abbas ise îlâ süresizdir demiştir. Onun bu kanaate varması yaşadığı dönemdeki insanlarda îlânın boşama yerine kullanılmasından ötürüdür, boşama ise süresiz hükmünü taşır. Diğer bazı âlimler öfkeli halinde cinsel ilişkiyi terkeden kimse yemin etmese bile îlâ yapmış konumundadır, demiştir. Ancak bu sonuncu görüşün ilmî bir değeri yoktur. Çünkü Allah Teâlâ îlâyı zikretmiştir. Îlâ ise yeminden başka bir şey değildir. Bunun da delili zikrettiğimiz üzere İbn Mesûd ve İbn Abbas'ın "li'llezîne yuksimûne" şeklinde okumalarıdır. Bu kırâat îlâ hükmünün yeminle birlikte cinsel ilişkiyi terketmenin fiilen birbirine bağlı olduğunu göstermektedir. Ali b. Ebû Tâlibden rivâyet edildiğine göre biri kendisine hanımıyla iki yıl süreyle ilişkide bulunmayacağına yemin edişinin hükmünü sormuş, o da şöyle cevap vermiştir: Bu bir îlâdır, eşin dört ay geçtikten sonra dönüşü mümkün olmayacak şekilde boşanmış olur. Adam bu defa, oluşabilecek hamilelik sebebiyle şu anda memede olan çocuğunun zarar görmemesi için yemin etmiştim, deyince Hz. Ali bu durumda îlâ gerçekleşmez, cevabını vermiştir. Öyle anlaşılıyor ki Hz. Ali, adamın gerekli sebep olmaksızın yemin ettiği takdirde îlânın gerçekleştiğini kabul etmiş, buna mukabil îlâda bulunup cinsel ilişkiyi terkedişi memedeki çocuğunun zarar görmemesine bağlı olduğunu anlayınca îlânın gerçekleşmediği kanaatine varmıştır.

      Şimdi, yukarıda zikredilen âlimlerin görüşlerini isabetli görmek ihtimal dâhilinde bulunmamaktadır. Ali b. Ebû Tâlib'in bakış açısını ele alarak onun, îlâyı yapan kişinin isyan konumunda bulunup bulunmamasını göz önünde tutması hakkında şunu belirtmeliyiz ki îlâ her şeyden önce bir yemindir; yeminlerin ve hükümlerinin gerçekleşmesi isyan veya itaat hali ile değişiklik arzetmez, îlâ da aynı durumdadır. İbn Mesûd'a gelince bir güne bağlı olarak yaptığı yoruma göre o gün geçtikten sonra îlâ ortadan kalkar. Devam eden günde yeminin kendisi bulunmadığına göre hükmü de bulunmaz. İbn Abbas'ın kanaatinin benimsenmesi halinde bekleme süresinden söz edilmesinin herhangi bir faydası olmaz. Saydığımız bu kanaatlerin isabetli olmadığı anlaşılınca bizim görüşümüz kanıtlanmış olur: Îlâ süresi dört aydan az olduğu takdirde yeminin hükmü gerçekleşmez. Îlâ nihâyetsiz zamana bağlı olsaydı belli bir sürenin zikredilmesinin bir anlamı kalmazdı. Bir de îlâ olayında isyan veya itaat hali, öfke veya memnuniyet hali yukarıda değindiğimiz üzere göz önünde bulundurulmaz.

      Bazı nakillerde yer verildiğine göre Hz. Ali, îlâ nazarı itibara alınacak bir şey değildir, demiştir. Bunun anlamı şundan ibaret olmalıdır: Îlâ o dönemdeki insanların boşama şekliydi. Buna göre Ali b. Ebû Tâlib'in, "Nazarı itibara alınacak bir şey değildir" anlamındaki sözü süre beklemeden boşama hemen gerçekleşir mânasına gelmektedir.

      Îlâ yemininde bulunan kimse süresi içinde dönüş yapmadığı takdirde oluşan hukuki durumun mahiyeti hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. [Hanefi] âlimlerimiz şöyle demiştir: Dört ay geçince boşama gerçekleşir. Bir grup âlim ise biraz beklenilmesi kanaatindendir, kişi eşine dönüş yaparsa ne âlâ, aksi takdirde boşama gerçekleşmiş olur. Sözü edilen âlimler şununla istidlâl etmişlerdir ki Allah Teâlâ dört ay bekleme süresi vardır, şayet bu müddet içinde yeminlerinden dönüş yaparlarsa meâlindeki beyanıyla dört aydan sonra dönüş fiilini zikretmiştir; buna göre kişinin sürenin bitiminden sonra dönüş yapma hakkı vardır. Bazı nakillerde bu meselede duraklayıp bir hüküm vermemenin gerektiği rivâyet edilmiştir. Hz. Ömer, Ali, Osman, Aişe ve İbn Ömer'den îlâ yemini yapan kimse hakkında şöyle dedikleri rivâyet edilmiştir: Dört ay geçtikten sonra ya eşine dönüş yapar yahut da boşar (yahut boşaması sağlanır). Evet sözü edilen sahâbîler bu kanaate varmışladır, ancak bu kanaatin bahis konusu sahâbîlere değil râviye ait olması ihtimal dâhilindedir.

      Bize gelince, bazı âlimlerin, "Allah Teâlâ dört ay bekleyişten sonra eşine dönüşü zikretmiştir" şeklindeki sözü kanaatimizce sürenin bitiminden sonra dönüşü gerekli kılmaz; görmez misin ki, "Bekleme sürelerini doldurduklarında onları ya meşru ölçüler çerçevesinde tutun veya yine meşru ölçülere göre kendilerinden ayrılın" meâlindeki ilâhî beyanda süre bittikten sonra kocanın eşini tutması hükmü yer almamıştır. Bu âyetin anlamı şöyledir: Eşlerinizin bekleme süresi yaklaşınca onları ya iyilikle tutun ... Buna göre Cenâb-ı Hak îlâ yemini yapan kimselere dört aylık sürenin bitmesi yaklaştığı sırada dönüş yapılmasına müsaade etmiştir. Îlâ süresinin bitiminde bir süre bekleneceği kanaatine gelince dört ay bittikten sonra bekleme hakkı söz konusu değildir, gündeme getirilebilecek bekleyiş dört ayın içinde yer almaktadır. Bizim kanaatimize göre kadın dört ayın sonunda dönüşü mümkün olmayacak şekilde boşanmış olur. Zira Resûlullah'ın (s.a.) ashâbından yedi veya sekiz kişinin şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Dört ay geçince kadın kesin şekilde boşanmış olur. Zikredilen sahâbîler arasında Hz. Ömer, Ali, Osman, İbn Mesûd, İbn Abbâs, Câbir ve Zeyd b. Sabit (Allah hepsinden razı olsun) yer almakta olup bu meselede kendilerine uymuş bulunuyoruz.

      Îlâ yemininin sonunda oluşan boşamanın mahiyeti hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazı âlimler bunun dönüşü mümkün (ric'î) türüne girdiğini söylemiştir ki bu görüş Medine fakihlerine aittir. Onlara göre îlâ yoluyla boşama iyi düşünülmeden bir anlık bir söyleyişten ibarettir; zira öyle olur ki koca hâkimin huzuruna çıkarılır ve onun tarafından eşini boşaması sağlanır, ancak bu durumda kocanın dönüş hakkı vardır, hâkime yaptırılan şey ise hükümsüz bir fiilden ibarettir. Bize göre süresi biten îlâ yemininde kadın kesinlik derecesinde boşanmış olur. Nitekim aynı mahiyette çeşitli rivâyetler nakledilmiştir. İbn Abbas'ın şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Dört ay sona erince kadın kesin şekilde boşanmış olur. İbn Mesûd'dan da aynı mahiyette bir nakil gelmiştir. Ubey b. Kâb'tan rivâyet edildiğine göre âyetin ilgili kısmını fihinne ilavesiyle okumuş ve bununla "dört ay içinde" anlamına kastetmiştir. Buna göre âyetin anlamı şöyle olmaktadır: Şayet dört ay içinde dönüş yaparlarsa şunu bilsinler ki Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir. Sonuç olarak Cenâb-ı Hakk'ın rahmet ve mağfiretini dört ay içindeki dönüşe bağlı kıldığı ortaya çıkmaktadır. İkinci olarak Allah Teâlânın şöyle bir beyanı vardır: "Antlaşma yaptığınız zaman Allah'ın ahdini yerine getirin ve Allah'ı şahit tutarak pekiştirdikten sonra yaptığınız yeminleri bozmayın". Eğer Allah müddeti içinde cinsel ilişkiyi ve dolayısıyla îlâ yeminini bozmayı koca için caiz kılmasaydı onun, sürenin bitmesinden sonra yeminini bozma imkânı kalmazdı. Çünkü süre bitince yemin pekişmiş hale gelir. Buna göre yukarıda sözü edilen âlimlerin beyan ettikleri görüşlerin isabetli olmadığı ortaya çıkmaktadır.

      Şunu bilsinler ki Allah fazlasıyla bağışlayıcı ve merhamet edicidir. Bu beyanın iki şekilde yorumlanması mümkündür. Birincisi Allah îlâ yemini yapmak suretiyle kendini sıkıntıya sokan kimseye süre uzamadan çıkış yolu lütfetmiştir. İkincisi yemin eden kimse, üzerinden dört ay geçtikten sonra kendisini cezayı hak etmiş biri olarak hissedebilir; bu hissi gidermek için Allah kulunun günahını affedip onu bağışladığını ve rahmetine mazhar kıldığını beyan etmiştir.

      Âyette yer alan kavramı sonuçta eşine dönüp cinsel ilişki kurması anlamına gelir. Çünkü koca eşine yaklaşmamaya yemin etmişti, yaklaştığı takdirde yemininden vazgeçmiş sayılır. Nitekim İbn Abbâs ve İbn Mesût'tan rivâyet edildiğine göre "fey' cinsel ilişkidir" demişlerdir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yu'lûne (يُؤْلُونَ)

        İbn Fâris, "e-l-v" kökünün yemin etmek, bir konuda eksik bırakmak ve geri durmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, îlâ kavramının yemin etmek olduğunu, bu ayetin bağlamında erkeğin eşiyle cinsel birliktelikten uzak duracağına dair ettiği özel ve bağlayıcı yemini (îlâ) ifade ettiğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, İslam öncesi cahiliye geleneğinde îlâ yeminini erkeğin kadını boşamaksızın sonsuz bir belirsizlik ve baskı altında tutmak için bir psikolojik şiddet aracı olarak kullandığını, Kur'an'ın bu ayetle bu süreyi en fazla dört ayla sınırlandırarak kadının mağduriyetini önleyen hukuki bir düzenleme getirdiğini belirtir.

        Nisâ' (نِسَائِهِمْ)

        İbn Fâris, "n-s-v" kökünden gelen bu kelimenin kendi lafzından tekili olmayan ve kadınlar topluluğunu ifade eden bir isim olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin genel anlamda kadınları anlattığını, ancak burada üzerine îlâ yemini edilen ve kocasının bu yemini sebebiyle belirsizlik yaşayan meşru eşleri tanımladığını ifade eder.

        Terabbus (تَرَبُّصُ)

        İbn Fâris, "r-b-s" kökünün beklemek, gözetlemek ve bir şeyin sonucunun ne olacağını görmek için zaman tanımak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, terabbus kelimesinin fırsat veya zaman kollayarak beklemek olduğunu, bu ayette evliliğin akıbetine karar vermek, öfkenin dinmesi ve aklın başa gelmesi için kocaya tanınan hukuki ve zorunlu bekleme süresini anlattığını kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda bu beklemenin pasif bir eylemden ziyade, aile kurumunun dağılmasını önlemek amacıyla taraflara sunulan psikolojik bir soğuma, derinlemesine düşünme ve ilişkiyi onarma fırsatı olduğunu vurgular.

        Eşhur (أَشْهُرٍ)

        İbn Fâris, "ş-h-r" kökünün açık olmak, ortaya çıkmak ve herkesçe bilinmek anlamlarına geldiğini; gökyüzünde hilalin çıkmasıyla başlangıcı açıkça bilindiği için aya da şehr denildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin ayın evrelerine dayalı zaman dilimi olduğunu, îlâ yapan kişinin nihai kararını vermesi için belirlenen dört aylık sürenin, gizliliğe veya keyfiliğe yer bırakmayan net, nesnel bir sınır olarak belirlendiğini ifade eder.

        Fâû (فَاءُوا)

        İbn Fâris, "f-y-e" kökünün geri dönmek anlamına geldiğini, gün ortasından sonra gölgenin dönmesi (fey') gibi, bir durumdan asıl ve eski duruma rücu etmeyi anlattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fey' fiilinin güzel ve övülen bir duruma geri dönmek olduğunu; ayet bağlamında kocasının ettiği ayrılık yemininden vazgeçerek eşine, aile şefkatine ve normal evlilik hayatına geri dönmesini ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak dilinde bu dönüşün sadece fiziksel veya hukuki bir iptal olmadığını, kibrin, öfkenin ve inatlaşmanın terk edilerek bozulan sosyal ve duygusal dengenin onarılmasını simgeleyen ahlaki bir restorasyon olduğunu analiz eder.

        Allah (اللَّهَ)

        İbn Fâris, kelimenin "e-l-h" kökünden türediğini ve kulluk edilen, mutlak sığınılan yüce varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah lafzının ilah kelimesinden kaynaklandığını, bu ayette ailenin korunması ve merhametin yeniden tesisi adına yeminlerin bozulmasını teşvik eden ve bu esnada oluşan kusurları bağışlayan mutlak otorite olarak zikredildiğini kaydeder.

        Ğafûr (غَفُورٌ)

        İbn Fâris, "ğ-f-r" kökünün bir şeyi örtmek, gizlemek ve korumak anlamına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, mağfiretin Allah'ın kulunu cezadan koruması olduğunu; eşine dönen kocanın ettiği yemini bozmasından doğan hatasının veya öfkeyle eşine yaşattığı dönemsel mağduriyetin, yuvayı kurtarma niyeti sebebiyle ilahi bir şefkatle affedilip örtüleceğini ifade eder.

        Rahîm (رَحِيمٌ)

        İbn Fâris, "r-h-m" kökünün acımak, şefkat göstermek ve merhamet etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Rahîm sıfatının Allah'ın lütfunun kulları üzerinde fiilen ve sürekli tecelli etmesi olduğunu, hatasından dönüp ailesine yeniden şefkatle yaklaşan müminlere karşı Allah'ın da sonsuz bir merhametle muamele edeceğini vurguladığını açıklar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X