وَلَا تَجْعَلُوا اللّٰهَ عُرْضَةً لِاَيْمَانِكُمْ اَنْ تَبَرُّوا وَتَتَّقُوا وَتُصْلِحُوا بَيْنَ النَّاسِۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 224. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: bakara 224, ara bulma, bakara suresi, takva, yemin, bakara suresi 224. ayet, allah, salih, ilim, bilgi
-
Yaptığınız yeminlerden dolayı Allah'ın iyilik etmenize, kötülüklerden sakınmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel teşkil ettiğini ileri sürmeyin. Şunu bilin ki Allah sözünüzü işiten, niyet ve iradenizi bilendir.
Yaptığınız yeminlerden dolayı Allah'ın engel teşkil ettiğini ileri sürmeyin. Denildiğine göre İslâm öncesinde kişi iyilik yapmayacağına ve insanların arasını düzeltmeyeceğine yemin ederdi. Sırası gelip de kendisinden bunlarla ilgili bir şey istenince, "Bu konularda iş görmemeye yemin ettim" diye cevap verirdi. Âyet-i kerîmede kişilerin bu tür fiillerde bulunması yasaklanmıştır. Cenâb-ı Hakk'ın beyanı şu mânaya gelmektedir: Bana karşı mâsiyet konumunda bulunan bir iş üzerine yemin etmeyin. Yakınlarla görüşmeme, iyilik yapmama, insanların arasını düzeltmeme üzerine (yemin etmeyin). Aksine insanların arasını bulmak ve yakınlarınızla görüşmek, içinde Allah'a karşı isyan bulunan yemine sadakat göstermekten daha hayırlıdır. Ayet-i kerîmede geçen "urda" kelimesi bahane demektir. Buyuruyor ki bahane ileri sürmeyin, yani yemininiz iyilik yapmanıza ve Allah'ın zikrettiği husûsları yerine getirmeye engel olmasın.
Şunu bilin ki Allah işiten ve bilendir. Uyarı ifade eden iki kelime olup Allah sözünüzü ve yeminlerinizi işiten, yaptığınız yeminlerdeki iradenizin mahiyetini bilendir, demektir.
Yorumu Yorumla
-
Tec'alû (تَجْعَلُوا)
İbn Fâris, "c-a-l" kökünün temel anlamının bir şeyi yapmak, ortaya koymak, kılmak ve bir durumdan başka bir duruma dönüştürmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ca'l fiilinin bir şeyi belirli bir duruma veya konuma getirmek anlamına geldiğini, ayetteki kullanımıyla kişilerin Allah'ın adını kendi eylemlerine, isteksizliklerine veya bahanelerine bir kalkan, bir araç haline getirmemeleri gerektiğinin ifade edildiğini kaydeder.
Allah (اللَّهَ)
İbn Fâris, kelimenin "e-l-h" kökünden türediğini ve ibadet edilen, yönelinen yüce varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah lafzının bütün kemal sıfatlarını kendisinde toplayan tek yaratıcıyı ifade ettiğini ve ayette O'nun isminin yüceliğine yakışmayan dünyevi bahanelere alet edilmemesi gerektiğinin vurgulandığını kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Sami dillerindeki ortak Tanrı kavramlarıyla bağlantılı olabileceğini, ancak İslam öncesi Arap yarımadasında da en yüce yaratıcıyı ifade etmek için bilindiğini ifade eder. Theodor Nöldeke, kelimenin etimolojisini diğer Sami dillerindeki el-İlah formuyla karşılaştırarak Arapçaya Allah ismi olarak yerleştiğini savunur.
Urdeten (عُرْضَةً)
İbn Fâris, "a-r-d" kökünün bir şeyin eni, genişliği, ortaya çıkması ve bir şeye engel olmak üzere önüne geçmesi, siper olması anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, urde kelimesinin hedef tahtası, kalkan veya bir işin yapılmasına mani olan engel anlamına geldiğini, ayette yeminlerin iyilik yapmaya karşı bir bahane, bir siper olarak kullanılmasının kastedildiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin etimolojik bağlamda engel ve mazeret anlamı taşıdığını, insanların iyilik yapmaktan kaçınmak için "Allah'a yemin ettim, yapamam" diyerek ilahi ismi kendi toplumsal sorumluluktan kaçışlarına bir kılıf, bir engel olarak kullanmalarının kesin bir dille yasaklandığını belirtir.
Eymân (أَيْمَانِ)
İbn Fâris, "y-m-n" kökünün sağ taraf, sağ el, kuvvet ve bereket anlamlarına geldiğini; Arapların yeminleşirken ve sözleşirken birbirlerinin sağ ellerini tutarak güç verdikleri için edilen yemine ve antlaşmaya da yemin denildiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, eymân kelimesinin yeminler anlamına geldiğini, insanların verdikleri sözleri pekiştirmek ve sağlamlaştırmak için kullandıkları bu gücün, hayırlı işlere engel olacak şekilde istismar edilmemesi gerektiğini ifade eder.
Teberrû (تَبَرُّوا)
İbn Fâris, "b-r-r" kökünün genişlik, uçsuz bucaksız kara parçası ve itaatte, iyilikte bulunmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, birr kavramının kişinin hayır ve iyilikte genişlemesi, bolca iyilik yapması olduğunu, ayette insanların yeminlerini bahane ederek bu geniş ahlaki iyilik alanından kendilerini mahrum bırakmamaları gerektiğinin vurgulandığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak sisteminde birr kavramının sıradan bir iyiliğin ötesinde, inanç ve eylemin iç içe geçtiği, toplumsal dayanışmayı, adaleti ve dindarlığı kapsayan en üst düzeydeki erdem ve erdemli davranış modeli olduğunu analiz eder.
Tettekû (تَتَّقُوا)
İbn Fâris, "v-k-y" kökünün bir şeyi zararlı ve tehlikeli şeylerden korumak, sakınmak ve muhafaza etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, takva kelimesinin kişinin kendisini Allah'ın rızasına uymayan şeylerden ve günahlardan koruması olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da takva kavramının sadece edilgen bir sakınma veya salt bir korku değil, insanın eylemlerini sürekli bir ahlaki uyanıklık ve ilahi sorumluluk bilinciyle denetleyerek manevi bir savunma kalkanı oluşturması anlamına geldiğini vurgular.
Tuslihû (تُصْلِحُوا)
İbn Fâris, "s-l-h" kökünün fesadın ve bozulmanın zıddı olarak bir şeyi düzeltmek, iyi, faydalı ve sağlam bir duruma getirmek anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, ıslah kelimesinin bozulan ilişkileri onarmak ve barışı tesis etmek olduğunu, ayette özellikle insanlar arasındaki kırgınlıkları, anlaşmazlıkları giderip toplumsal uyumu ve kardeşliği sağlama eyleminin hedeflendiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da ıslah kavramının yıkıcı ve düzen bozucu olan fesat eylemine karşı verilen pratik, yapıcı ve onarıcı ahlaki bir mücadeleyi ifade ettiğini analiz eder.
Nâs (النَّاسِ)
İbn Fâris, kelimenin sarsılmak, hareket etmek anlamındaki "n-v-s" kökünden veya alışmak, bir arada bulunmak anlamındaki "ü-n-s" kökünden türediği yönünde dilbilimsel yaklaşımlar olduğunu, ünsiyet kökünden gelmesi durumunda insanın tek başına yaşayamayan, kaynaşmaya muhtaç sosyal bir varlık olma yönüne dikkat çekildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin statü veya inanç farkı gözetmeksizin bütün insan topluluklarını kapsayan genel bir isim olduğunu, ıslah eyleminin tüm insan ilişkilerine yansıtılması gereken evrensel bir erdem olduğunu ifade eder.
Semî' (سَمِيعٌ)
İbn Fâris, "s-m-a" kökünün sesi algılamak, işitmek ve aynı zamanda icabet etmek, kabul etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Semî' isminin, Allah'ın her türlü gizli veya açık sesi, fısıltıyı ve özellikle de insanların ettikleri yeminleri eksiksiz bir şekilde işiten ve duyan mutlak sıfatını ifade ettiğini kaydeder.
Alîm (عَلِيمٌ)
İbn Fâris, "a-l-m" kökünün bir şeyin hakikatini, mahiyetini ve alametlerini derinlemesine idrak etmek, şüpheye yer bırakmayacak şekilde bilmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Alîm sıfatının, Allah'ın insanların niyetlerini, kalplerinden geçenleri ve yeminlerinin arkasında yatan asıl maksatları (gerçekten bir engel mi yoksa bir kaçış bahanesi mi olduğunu) şaşmaz bir ilimle, kusursuzca bildiğini ifade eden bir mübalağa kalıbı olduğunu açıklar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla