Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 222. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 222. Ayet

    وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْمَح۪يضِۜ قُلْ هُوَ اَذًىۙ فَاعْتَزِلُوا النِّسَٓاءَ فِي الْمَح۪يضِۙ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتّٰى يَطْهُرْنَۚ فَاِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ اَمَرَكُمُ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّاب۪ينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّر۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veyes-elûneke ‘ani-lmehîd(i)(s) kul huve eżen fa’tezilû-nnisâe fi-lmehîd(i)(s) velâ takrabûhunne hattâ yathurn(e)(s) fe-iżâ tetahherne fe/tûhunne min hayśu emerakumu(A)llâh(u)(c) inna(A)llâhe yuhibbu-ttevvâbîne veyuhibbu-lmutetahhirîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Resûlüm, sana kadınların ay halini de sorarlar. De ki o bir rahatsızlıktır. Bunun için ay hali sırasında kadınlarınızdan uzak durun ve temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın. Temizlendiklerinde ise kendilerine Allah'ın emrettiği yerden yaklaşın. Şunu bilin ki Allah tövbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever.

      Hayız (Adet - Aybaşı) Haline Dair Hükümler

      Resûlüm, sana kadınların ay halini de sorarlar. De ki o bir rahatsızlıktır. Bunun için ay hali sırasında kadınlarınızdan uzak durun. Cenâb-ı Hakk'ın lütfettiği cevap, sorunun ay hali sırasında kadına yaklaşma veya aybaşı halinin dinî konumu husûsunda olduğunu göstermektedir, Allah Teâlâ bunun bir rahatsızlık olduğunu haber vermiştir. Araplar bu üslubu zaman zaman kullanmakta, bazan verilecek cevaptan sorunun mahiyetinin anlaşılmasını amaçlamakta, bazan da yönelttiği soru içinde asıl maksadını açıklamakta- dır. Kadında rahatsızlık niteliği taşımayan "kanın kesildiği fakat yıkanmanın henüz gerçekleşmediği vaktin bitişik bulunmaları sebebiyle rahatsızlık süresine eklenmesi caiz olunca rahatsızlığın oluştuğu (öndeki) yere hemen bağlı olan diğer yerin de onun hükmünde görülmesi caiz olur. Nihaî gerçeği bilen Allah'tır. Ayette yer alan uzak durma emri bedenen de uzak durmayı içermediği ittifakla kabul edilmiştir, çünkü âlimler kocanın ay halindeki eşine eliyle dokunması, onu öpmesi vb. haklarına sahip olduğu noktasında ittifak etmiştir. Ancak onlar kadın bedeninin hangi kısmından istifade edebileceği husûsunda farklı görüşler ileri sürmüştür. Ebû Hanîfe (radıyallahu anh) kadının göbeğinden diz kapağının altına kadar kısmı hariç bedeninin diğer yerlerinden faydalanabileceğini, sözü edilen kısımdansa kaçınmasının gerektiğini söylemiştir. [İmam] Muhammed ise kan mahallindeki bezden kaçınmasının gerekliliğini belirtmiştir. Nitekim Hz. Aişe'nin şöyle dediği rivâyet edilmiştir: "Kan mahallindeki bezden kaçınması şartıyla bedeninin tamamı serbesttir". Bu haber yasaklanan şeyin rahatsızlığın oluştuğu yerden ibaret olduğunu göstermektedir ki âyetin başlangıcında de ki o bir rahatsızlıktır beyanı bunun delilini teşkil eder.

      Ebû Hanîfe'nin delili, "Göbeğinden itibaren aşağı kısmı kadına, yukarısı ise erkeğe aittir" meâlinde nakledilen hadistir. Bir de rivâyet edildiğine göre Resûlullah'ın (s.a.) eşleri ay haline girince belden aşağı giyinmelerini emrederek kendileriyle aynı yatakta bulunurdu. [İmam] Muhammed ise biraz önce zikrettiğimiz üzere sadece rahatsızlığın bulunduğu yerin yasaklandığı, diğer yerlerin ise bir sakıncasının bulunmadığı kanaatine ulaşmıştır. Bununla birlikte rahatsızlığın bulunduğu yere bitişik uyluk vb. kısımlara yaklaşmanın da yasaklanmış bulunması ihtimal dâhilindedir. Bir de belden aşağı örtünmenin rahatsızlık yerinden kinâye olabileceği de düşünülebilir. Nitekim Hz. Aişe'den rivâyet edildiğine göre kocanın ay halinde olan eşinin neresinden faydalanabileceği sorusuna, "Cinsel ilişki hariç her şey kendisine helâldir" diye cevap vermiştir. Yine ona ihramda olan kişinin, eşinin neresinden faydalanılabileceği sorulmuş, o da, "Böylesine sadece konuşma helâl kılınmıştır" cevabını vermiştir.

      Temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın. Yani cinsel ilişkide bulunmayın. "Temizlenince" anlamına gelen "fe iza tetahherne" kelimesi iki şekilde kırâat edilmiştir. Kelime bazı kırâat imamlarına göre şeddeli, bazılarına göre ise şeddesizdir. Şeddesiz okuyana göre anlam kanın kesilmesinden ibarettir, şeddeli okuyana göre ise maksat yıkanmaktır. Mezhebimizin âlimlerine göre kadının ay hali on gün ise yıkanmadan önce kocasının ona yaklaşması helâldir; on günden az ise yıkandıktan sonra helâl olur. Tefsirini yapmakta olduğumuz âyet-i kerîmenin bu kısmı her iki kırâat şekline göre de ay hali on günden az olan kadına mahsus olabilir. Çünkü genellikle ay hali on günün tamamını içermez. Nitekim nakledilen bir rivâyette, "Allah'ın ilminde kadınların ay hali süresi altı veya yedi gündür" denilmektedir. Buna bağlı olarak on günden az ay hali gören kadın yıkandıktan sonra helâl olur.

      İmam Mâtürîdî rahimehullah şöyle dedi: Temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın. Bu ilâhî beyan on güne çıkmayan süreye aittir, zira kadınların ay hali genelde son noktaya ulaşmadığı gibi en azında da kalmaz. Nitekim Resûlullah'tan (s.a.) kadınlar hakkında şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: "Onlar aklı ve dini eksik olan kimselerdir". Hz. Peygamber bu beyanında kadınların dinî yükümlülüğünün az olduğunu her ay altı veya yedi gün ay hali görmeleriyle açıklamıştır. O, genel bir ifade ile kadınların yükümlülüğünün az olduğunu belirtmiş, sonra da bu genel ifadeyi açıklığa kavuşturmuştur. Öyle anlaşılıyor ki burada yapılan açıklama, hayatta genellikle gerçekleşen bir husûsa ait olup kendisi bu halin en üst ve en alt noktalarına münhasır kalmadığını beyan etmiştir. Nihaî gerçeği bilen Allah'tır. Bu kanaati âyetin başında Cenâb-ı Hakk'ın ay halinin bir rahatsızlık olduğunu beyan edişi ve bu halde iken kadına yaklaşmamayı emredişi de desteklemektedir. Bir de karşı görüşü benimseyenlerce kadının ay halinden kesilip yıkanmadan önceki durumuna eziyet hükmü nispet edilmiştir. Aslında hakikatte öyle olmadığı halde ona eziyet hükmü nispet etmek ve dolayısıyla aksi olan temizlik haline aynı hükmü vermek isabetli değildir. Nihaî gerçeği bilen Allah'tır. Şunu da hatırlatmak gerekir ki on günün tamamlanması halinde vaktin dar olması münasebetiyle kadının yıkanamaması eziyet hükmünde sayılması ve namaz kılma mecburiyetinin kalkması kabul edilmemiştir. Buna göre cinsel yakınlaşma konusu da aynı statüde olup bu fiil yıkanmadan önce de meşrudur. Nihaî gerçeği bilen Allah'tır. Vakit konusuyla ilgili olarak hadiste zikredilen yaygın geleneğe göre ay halindeki kadın yıkanmayı namaz vaktinden sonraya erteleyecek olursa onu kaza etmesi kendisine vacip olurken kocasının kendisiyle cinsel ilişkide bulunması da meşrudur. Görüldüğü üzere bu tür bir eziyet namazın kaza ediliş gerekliliğini ortadan kaldırmamaktadır. Buna göre bir taraftan alışkanlık haline gelen kanın kesilme gününün uzamaması, diğer yönden yıkanmama sebebiyle kılınamayan namazın kazasının gerekmesi karşısında ay haliyle ilgili ilâhî hitap vakte yönelik bir şekil almıştır. Bu sebeple de hayızdan yıkanma diğer abdestsizliklerden yıkanma biçimine dönüşmüştür, bunlar ise cinsel ilişkiye engel değildir. Nihaî gerçeği bilen Allah'tır.

      Kadınlara, arka taraflarından yaklaşmak haram kılınmıştır, çünkü nakledilen deliller bu konuda ittifak etmiş, cinsel yaklaşmanın yeri belirlenmiş ve ay halinde kadına yaklaşılmaması emredilmiştir. Arkadan ilişkiye girişmek meşru olsaydı yaklaşmanın yasaklanmasına gerek kalmazdı, zira ilişki için iki yerden biri nasıl olsa hali üzere mevcuttur, şayet müsaade edilmiş olsaydı. Nihaî gerçeği bilen Allah'tır.

      Kadın Erkek Arasındaki Cinsi İlişkinin Hikmeti

      Bu konuda hareket noktası şudur ki cinsî ilişki dünya hayatı planında nefsânî arzuları tatmin etme ile ilgili olmamış ve dünya bunun için yaratılmamıştır. Nefsânî arzuların tatmini için özel olarak yaratılan yer cennettir. Dünya ise ihtiyaçların yerine getirilmesi için var edilmiştir. Çünkü nesillerin ve şahısların devamı cinsel ilişki ile gerçekleşmekte, insan sağlığı ve ömrün sona ereceği zamana kadar hayatın devamı da büyük çapta bununla ilişkili bulunmaktadır. İnsan türünün bünyesine beşerî arzuların yerleştirilmesi gerekli ihtiyaçların yerine getirilmesine dair bir faktör olmaları sebebiyledir, zira arzular olmasaydı ihtiyaçların yerine getirilmesi insan tabiatınca hoşlanılmayan ilâçlar ve sıkıntı veren işler konumunda bulunurdu. Binaenaleyh Cenâb-ı Hak evrenin yönetimi için koyduğu sistemin sürebilmesi amacıyla insan türünün yaratılışına arzular yerleştirmiştir. Şimdi, kadınlarla arka taraftan ilişki kurmanın dünya hayatının devam etmesiyle hiçbir ilgisi yoktur. Bu davranış meşru kılınmış olsaydı bunun konumu mutlak anlamda şehvet içinde yer alırdı, ama dünya bunun için yaratılmamıştı, işte bu sebepledir ki sözü edilen fiil meşru kabul edilmemiştir. Şu da belirtilmelidir ki bahis konusu fiil normal telakki edilecek olsaydı eşcinselliğin de meşru sayılması gerekirdi. Bu sonuncu husûs ihtimal dâhilinde bulunmadığına göre cinsel ilişkinin neslin üreyip devam etmesi için meşru kılındığı ortaya çıkar. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.

      Bişr şöyle demiştir: Eziyet niteliği taşıdığı ve tiksinildiği için ay halinde cinsel ilişki haram kılındığına göre konumu arka taraf olan ve kendisinden pislik çıkan yerin daha çok tiksinilen ve arzu edilmeyen durumda bulunması tabiidir. Sözü edilen yerde, vakti gelince oluşan ay haline benzer çirkinlik her zaman mevcuttur, bu sebeple de arkadan yaklaşmanın haramlılığı daha şiddetlidir. Bişr'in dile getirdiği husûsların biraz önce anlattıklarımız, üzerine bina edilmesi mümkündür. Nihaî gerçeği bilen Allah'tır.

      Temizlendiklerinde ise Allah'ın emrettiği yerden onlara yaklaşın. Bu çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. Bir anlayışa göre Allah'ın emrettiği yerden demek kendileri oruçlu, itikâfa girmiş veya namaz kılmakta iken yaklaşmayın demektir. Bunun yanında ay halindeyken değil temizken yaklaşın, anlamı da verilmiştir. Bir de şöyle denilmiştir: Onlara mubah kılınan yerden yani önden yaklaşın, arkadan yaklaşmayın.

      Âyetin bu kısmında "hays" kelimesiyle mekâna işaret edildiğinden Allah'ın emrettiği yerden meâlindeki ifadenin, çocuk talep ediniz mânasına geldiğini söylemek de mümkündür. Tıpkı, "Artık onlara yaklaşabilir ve Allah'ın sizin için mukadder kıldığı sonuçları (evlat) bekleyebilirsiniz" meâlindeki beyanda olduğu gibi.

      Şunu bilin ki Allah tövbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever. Denildi ki günahlardan tövbe edenler, manevî ve maddî kirliliklerden temizlenenler, demektir. Bir de şöyle anlam verilmiştir: Allah bu âyet nâzil olmadan önce söz konusu fiilleri işleyen, fakat iyi amellerle kendilerini arındıran kimseleri sever. Tevvâb işlediği günahlardan dönüş yapan, tekrar işlemeyen ve günahta ısrar etmeyen demektir. Tevvabin günah işlemeyen anlamına gelmesi de muhtemeldir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Mahîd (الْمَحِيضِ)

        İbn Fâris, "h-y-d" kökünün temel anlamının su veya kan gibi sıvıların taşması ve akması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mahîd kelimesinin kadınların fizyolojik bir döngüsü olan özel hallerindeki kanama durumu için kullanıldığını, aynı zamanda bu durumun gerçekleştiği zaman dilimini ve bedensel mekanı da kapsayan geniş bir anlama sahip olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin etimolojik olarak sıvı taşması manasından hareketle, ayetin bağlamında bu doğal fizyolojik süreci ve beraberinde getirdiği fıkhi hükümleri nitelediğini ifade eder.

        Ezen (أَذًى)

        İbn Fâris, "e-z-y" kökünün insana zarar veren, onda hoşnutsuzluk yaratan hafif çaplı sıkıntı ve rahatsızlık anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, eza kavramının insanın bedenine, ruhuna veya çevresine isabet eden ve onu mutsuz eden her türlü rahatsızlık olduğunu, ayetteki kullanımıyla hem kadının o dönemde yaşadığı fiziksel, psikolojik hassasiyeti hem de cinsel yakınlaşmanın o süreçte doğurabileceği tıbbi zararları kapsadığını belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak dilinde eza kelimesinin mutlak ve ontolojik bir kötülük (şer) olmadığını, daha ziyade pratik, geçici ve bedensel bir rahatsızlık durumu olarak hukuki yasakların rasyonel bir gerekçesini oluşturduğunu analiz eder.

        İ'tezilû (فَاعْتَزِلُوا)

        İbn Fâris, "a-z-l" kökünün bir şeyi bir kenara çekmek, ondan uzak durmak ve ayrılmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, i'tizal fiilinin fiziksel veya duygusal olarak bir kişiden veya eylemden geri durmak olduğunu; ayette kadınları eski kültürlerdeki gibi tamamen evden veya toplumdan soyutlamak anlamında değil, eza durumu geçene kadar sadece cinsel birliktelikten uzak kalmak gibi sınırlı ve koruyucu bir eylemi anlattığını ifade eder.

        Nisâ' (النِّسَاءَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin "n-s-v" kökünden geldiğini ve aynı kökten türeyen diğer anlamların zayıf kalmasına karşın, doğrudan kadınlar topluluğunu ifade eden özel bir isim olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin tekili olmayan (kendi lafzından tekili bulunmayan) bir cem (çoğul) olduğunu ve Kur'an'da biyolojik cinsiyeti belirtmenin yanı sıra, fıkhi ve hukuki muhataplık bağlamında da kullanıldığını belirtir.

        Takrabûhunne (تَقْرَبُوهُنَّ)

        İbn Fâris, "k-r-b" kökünün uzaklığın zıddı olarak mekânsal, zamansal veya bedensel olarak yakınlaşmak ve bir araya gelmek anlamları taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, yakınlaşma fiilinin burada doğrudan eylemin kendisine değil, eyleme götürecek mesafeyi kapatmaya işaret ettiğini; ayette "yaklaşmayın" emrinin cinsel ilişkiyi ifade eden nazik bir kinaye (dolaylı anlatım) olduğunu belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın cinselliği ve bedensel teması ifade ederken sergilediği edebi üsluba dikkat çekerek, doğrudan kelimeler yerine yaklaşmak gibi zarafet barındıran mecazların kullanılmasının Kur'an'ın estetik ve ahlaki dilinin bir yansıması olduğunu vurgular.

        Yathurne (يَطْهُرْنَ)

        İbn Fâris, "t-h-r" kökünün her türlü pislikten, kirden ve olumsuzluktan arınmak, temiz ve saf hale gelmek anlamına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, taharetin kanın kesilmesi ve fizyolojik engelin ortadan kalkmasıyla oluşan temizlenme durumu olduğunu, ayetin devamında gelen tetahherne formunun ise su ile gerçekleştirilen aktif ve iradi temizliği (gusül) ifade ettiğini kaydeder.

        Emere (أَمَرَ)

        İbn Fâris, "e-m-r" kökünün bir işi yapmak, durumu belirlemek veya birine bir şey buyurmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, emr kelimesinin bir otoritenin, eylemin yapılmasını talep etmesi olduğunu; ayette eşlerin birbirlerine yaklaşma sınırlarının rastgele değil, Allah'ın belirlediği fıtri ve meşru sınırlar çerçevesinde olması gerektiğine dikkat çekildiğini ifade eder.

        Yuhibbu (يُحِبُّ)

        İbn Fâris, "h-b-b" kökünün bir şeye sevgi duymak, ona muhabbetle bağlanmak ve onu üstün tutmak anlamlarını taşıdığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, muhabbetin, insanın doğasına uygun ve güzel bulduğu şeye yönelmesi olduğunu; Allah'ın sevmesinin ise mecazi olarak kuluna nimet vermesi, lütufta bulunması ve onu mükâfatlandırması anlamına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Allah'ın sevgisinin (mahabbet) Kur'an ahlakında merkezi bir kavram olduğunu, ayetin bağlamında bu sevginin soyut bir duygu değil, tövbe ve temizlik gibi kişinin iradi ve pratik çabaları sonucunda kazanılan ontolojik bir yakınlık olduğunu analiz eder.

        Tevvâbîn (التَّوَّابِينَ)

        İbn Fâris, "t-v-b" kökünün dönmek, geri gelmek ve rücu etmek anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, tövbe kavramının kişinin işlediği günahın veya hatanın çirkinliğini fark edip ondan vazgeçerek Allah'a dönmesi olduğunu; tevvâbîn şeklindeki mübalağa (abartı) formunun ise insanın zayıf doğası gereği tekrar tekrar hata yapabilmesine karşın, her seferinde ısrarla ve samimiyetle Allah'a yönelen, dönüş yapan kişileri anlattığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tövbenin sadece pasif bir pişmanlık veya dilde kalan bir özür olmadığını, etimolojik kökenindeki dönmek fiiline uygun olarak yanlış yoldan tam ve eylemsel bir geri dönüş manası taşıdığını belirtir.

        Mutetahhirîn (الْمُتَطَهِّرِينَ)

        İbn Fâris, "t-h-r" kökünden türeyen bu kelimenin, temizlenmek için çaba gösteren, kirden arınmayı alışkanlık haline getiren anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin sadece fizyolojik ve maddi kirlerden arınanları değil, aynı zamanda nefislerini, niyetlerini ve ahlaklarını günahların manevi kirinden koruyanları ifade eden geniş çaplı bir temizlik bilincini tanımladığını kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Kur'an'da taharet ve mütetahhirîn kavramlarının dar anlamda fıkhi bir ritüelin ötesine geçerek, bedensel arınmanın ruhsal aydınlanma ile bütünleştiği çok boyutlu bir varoluşsal temizliği simgelediğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X