وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَيُشْهِدُ اللّٰهَ عَلٰى مَا ف۪ي قَلْبِه۪ۙ وَهُوَ اَلَدُّ الْخِصَامِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 204. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: dünya hayatı, bakara suresi 204. ayet, yemin, münafık, nifak, gösteriş, bakara 204, bakara suresi, allah, dünya, kalp, hayat
-
İnsanlardan öylesi vardır ki dünya hayatına dair görüşleri senin hoşuna gider. Üstelik kalbindeki samimiyete Allah'ı şahit tutar. Halbuki o, kısır tartışmanın en inatçı ve çetin tarafıdır.
İnsanlardan öylesi vardır ki dünya hayatına dair görüşleri senin hoşuna gider. Üstelik kalbindeki samimiyete Allah'ı şahit tutar. Denildi ki inkarcı zümreden biri Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme gelip kendisini sevdiğini söylüyor, ona iman edeceğine, getirdiği din için kendisine biatta bulunacağına söz veriyor, bütün bunlar için yemin ediyordu. Resûl-i Ekrem de onun bu hareketinden hoşlanıyor, meclislerde yanına yaklaştırıyordu; oysaki adamın kalbinde başka duygular barınıyordu. Bunun üzerine aziz ve celil olan Allah insanlardan öylesi vardır ki görüşleri senin hoşuna gider mealiyle başlayan ayetini inzal etmiştir. Yine denildi ki bu ayet-i kerime münafıklar hakkında gelmiştir, çünkü onlar din konusunda Hz. Peygamber'le uyum içinde oldukları gösterişinde bulunuyor, onun dinine ve gidişine ayak uydurdukları izlenimini veriyorken iç hayatlarında aykırılık ve düşmanlıklarını gizliyor, fakat dış görünüşlerinde samimi olduklarına yemin ediyorlardı. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.
Halbuki o, kısır tartışmanın en inatçı ve çetin tarafıdır. Burada tamlama halinde yer alan beyan kısır tartışmanın en çetin tarafı veya batıla tutunarak en zor tartışmacı şeklinde yorumlandığı gibi, buna düşmanlık yaparken hiçbir zaman doğru yolu izlemeyip haksızlığa en çok meyleden kimse diye de anlam verilmiştir.
Yorumu Yorumla
-
en-nâsi (النَّاسِ)
Kelimenin kökü e-n-s veya n-v-s harflerinden gelmektedir. İbn Fâris, e-n-s kökünün ünsiyet, alışkanlık ve yakınlık ifade ettiğini, n-v-s kökünün ise hareket etmek, sallanmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insan ve nas kelimelerinin köken olarak hemcinsleriyle bir arada yaşama, toplumsallaşma ve onlara ünsiyet duyma eğiliminden kaynaklandığını açıklar.
yu'cibuke (يُعْجِبُكَ)
Kelimenin kökü a-c-b harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, a-c-b kökünün, bir şeyin alışılmadık, şaşırtıcı ve insanı hayrete düşüren bir niteliğe sahip olması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ucb kavramının insanın kendi nefsini veya bir başkasının durumunu aşırı beğenip şaşırması olduğunu, burada ise münafık bir kişinin sözlerinin dış görünüşteki çekiciliğini, yaldızlı ve etkileyici üslubunu ifade ettiğini söyler.
kavluhu (قَوْلُهُ)
Kelimenin kökü k-v-l harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, k-v-l kökünün temel olarak bir şeyi ifade etme, dile getirme ve söz söyleme anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kavl kavramını, ister kesin bir doğruyu isterse bir inancı ifade etsin, öncelikle dille gerçekleştirilen söz söyleme eylemi olarak açıklar; bağlam içerisinde bu eylemin içtenlikten yoksun, sadece dışsal bir süsten ibaret olduğuna dikkat çeker.
el-hayâti (الْحَيَاةِ)
Kelimenin kökü h-y-y harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, h-y-y kökünün dirilik, canlılık ve ölümün zıttı olan var olma durumunu ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hayat kelimesinin bitkisel ve hayvani canlılıktan, ilahi sıfat olan mutlak hayata kadar geniş bir yelpazede kullanıldığını, bağlamda ise insanın dünyevi ve geçici yaşantısını kastettiğini açıklar.
ed-dunyâ (الدُّنْيَا)
Kelimenin kökü d-n-v harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, d-n-v kökünün mesafe veya statü olarak yakınlık bildirdiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, dünya kelimesini, ahirete kıyasla hemen yaşanılan, hissedilen ve yakın olan hayat olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal alanı içinde dünya kavramını, insanların içinde bulunduğu ve ahiret kavramıyla hem yapısal hem de kavramsal olarak derin bir zıtlık oluşturan yakın, aldatıcı ve geçici maddi alan olarak analiz eder.
yuşhidu (يُشْهِدُ)
Kelimenin kökü ş-h-d harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, ş-h-d kökünün hazır bulunmak, görmek ve bilmek, kesin bilgiyle tanıklık etmek anlamlarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, şehadet kelimesinin, gözle görmek veya kalp ile kesin olarak bilmek suretiyle bir gerçeğe tanıklık etmek olduğunu, bağlam içerisinde kişinin kendi yalanını ve nifakını gizlemek için yemin ederek Allah'ı niyetine şahit tutma cüretini anlattığını belirtir.
Allâhe (اللَّهَ)
Kelimenin kökü e-l-h harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, e-l-h kökünün kulluk etmek, yönelmek ve sığınmak anlamlarına geldiğini, Allah lafzının ise ibadet edilen tek ve yüce yaratıcıya delalet ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu lafzın, ibadet edilmeye layık olan tek gerçek mabudun özel ismi olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, Allah kelimesinin İslam öncesi Arap yarımadasında da en yüce tanrı için kullanıldığını, köken olarak muhtemelen Süryanice veya Aramice kelimelerle dilsel bir etkileşim içinde bulunduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal alanında bu kelimenin en yüce odak noktası olduğunu, İslam öncesi dönemdeki belirsiz yüce tanrı figüründen, Kur'an vahyiyle mutlak, tek ve her şeye kadir olan yaratıcı kavramına dönüştürüldüğünü detaylıca inceler.
kalbihi (قَلْبِهِ)
Kelimenin kökü k-l-b harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, k-l-b kökünün bir şeyi döndürmek, çevirmek ve içini dışına çıkarmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kalp kelimesinin insanın idrak, düşünce ve duygu merkezi olduğunu, sürekli değişen, halden hale giren yapısı nedeniyle bu ismi aldığını, burada da kişinin iç dünyasındaki gizli ve asıl niyetini temsil ettiğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Kur'ani terminolojide kalbin sadece fizyolojik bir organ değil, aynı zamanda insanın manevi, ahlaki ve bilişsel eylemlerinin merkezini oluşturan, hakikati algılama veya inkar etme yetisine sahip temel içsel yeti olduğunu ifade eder.
eleddu (أَلَدُّ)
Kelimenin kökü l-d-d harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, l-d-d kökünün şiddetli tartışma, inatçılık, hırçınlık ve boyun eğmemek anlamlarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin ism-i tafdil (en üstünlük) formunda kullanılarak, hasmına karşı son derece inatçı, acımasız, haktan sapan ve boyun eğmez kişiyi tanımladığını, düşmanlığın en şiddetli halini yansıttığını belirtir.
el-hısâm (الْخِصَامِ)
Kelimenin kökü h-s-m harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, h-s-m kökünün kesmek, koparmak ve şiddetli bir şekilde itiraz ederek karşı çıkmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, husumet ve hısâm kelimelerinin, kişilerin karşılıklı olarak hak iddia etmeleri, birbirlerine galip gelmeye çalışmaları, inatla tartışmaları ve aradaki bağı koparan düşmanca çekişmeleri anlamına geldiğini açıklar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla