Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 203. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 203. Ayet

    وَاذْكُرُوا اللّٰهَ ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْدُودَاتٍۜ فَمَنْ تَعَجَّلَ ف۪ي يَوْمَيْنِ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۚ وَمَنْ تَاَخَّرَ فَلَٓا اِثْمَ عَلَيْهِۙ لِمَنِ اتَّقٰىۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veżkurû(A)llâhe fî eyyâmin ma’dûdât(in)(c) femen te’accele fî yevmeyni felâ iśme ‘aleyhi vemen teaḣḣara felâ iśme ‘aleyh(i)(c) limeni-ttekâ(k) vettekû(A)llâhe va’lemû ennekum ileyhi tuhşerûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Bir de sayılı günlerde Allah'ı anın. Acele edip iki gün içinde Mekke'ye dönen kimse günaha girmediği gibi geri kalan da girmez. Ama bunlar kötülüklerden sakınanlar içindir. Allah'tan korkun ve O'nun huzuruna çıkarılacağınızın bilincinde olun.

      Bir de sayılı günlerde Allah'ı anın. Bu beyanın iki şekilde yorumlanabileceği ifade edilmiştir. Denildi ki Allah Teâlâ sayılı günler ile kurban kesme günlerini kastetmiştir, buna göre mana Allah'ı kurban kesmek suretiyle bu günlerinizde anın şeklinde olur. Bunlar Ebû Hanife'ye göre kurban kesme günüyle onu takip eden iki gündür. Bir de denildi ki Allah sayılı günler ile şeytan taşlama günlerini kastetmiştir, bunun da delili acele edip iki gün içinde Mekke'ye dönen kimse günaha girmez mealindeki ilahi beyandır. Bunlar da kurban gününü izleyen ve teşrik günleri diye isimlendirilen üç gündür. Hz. Ali'nin de (r.a.) şöyle dediği nakledilmiştir: Sayılı günler kurbanla onu izleyen iki gün olup tercih ettiğin birinde kurban kesebilirsin, ancak en faziletlisi birinci gündür. Hz. Ömer'den de benzer bir kanaat rivayet edilmiştir. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      Acele edip iki gün içinde Mekke'ye dönen kimse günaha girmediği gibi geri kalan da girmez. Denildi ki kurban bayramından sonra iki günle yetinip güneşin batışından önce Mina'dan ayrılan kimse günaha girmediği gibi ayrılmayıp güneşin batışından sonra üçüncü güne kalan ve şeytan taşlamasını yaptıktan sonra ayrılan kimse de günaha girmez.

      Bir de şöyle denildi: Teşrik günlerinin ilk ikisinde acele edip Mekke'ye dönen kimse günaha girmediği gibi teşriklerin üçüncü gününe kalan kimse de girmez.

      Acele edip iki gün içinde Mekke'ye dönen kimse günaha girmediği gibi geri kalan da girmez mealindeki beyanın her ikisini kapsayıp hem acele etmeye hem de geri kalmaya izin verildiği ve bunlar için bir vebalin doğmadığı manasına gelmez. Çünkü acele etmeye izin verilmesi bahis konusu olunca gecikmeye izin kalmaz, benzer şekilde gecikmeye izin verildiğinde acele etmeye izin yoktur. Buradaki yorum İbn Abbas'ın dediği gibi olmalıdır: İki günle yetinenin günahları bağışlandığı gibi gecikip üçüncü güne kalan kimsenin o gün içinde yapması muhtemel bulunan günahları da bağışlanır. Nihai gerçeği bilen Allah'tır. Bir de Allah Teâlâ'nın kişiyi serbest bırakması da ihtimal dahilindedir, şunu veya bunu gerçekleştirdiği takdirde günaha girmez. İbn Mes'ud'dan nakledildiğine göre günaha girmez beyanının manasını, bağışlanmış olarak oradan ayrılır, şeklinde belirlemiştir.

      Ama bunlar kötülüklerden sakınanlar içindir. Allah'tan korkun ve O'nun huzuruna çıkarılacağınızın bilincinde olun. Birkaç şekilde yorumlanmıştır. Denildi ki ihramda iken avlanmadan kaçınan kimse içindir, nitekim Cenab-ı Hakk'ın Allah'tan korkun emri buna yönelik olup, ihramda iken av hayvanını öldürmeyi helal telakki etmeyin, demektir. İbn Abbas (r.a.) Allah'a asi olmaya sebep teşkil eden her davranıştan sakınan için manasını vermiştir. Bir de ihramlı olmanın yasakladığı cinsel ilişki, günah, tartışma ve benzeri hususların hepsinden sakınan kimse içindir, denilmiştir. Nitekim Allah'tan korkun ve O'nun huzuruna çıkarılacağınızın bilincinde olun mealindeki beyan bu esas üzerine oturmaktadır. Aziz ve celil olan Allah hac görevini yerine getirecek kimseleri her zaman diliminde bütün kötülüklerden korunmaları için uyarmıştır. Buradaki hitap dış görünüş itibariyle müminlere yöneliktir, bunun yanında kafirleri içermesi de ihtimal dahilinde olup, Cenab-ı Hak kendilerini Allah'a şirk koşmaktan ve ibadetlerinde başkalarını da amaçlamaktan kaçınmalarını emretmekte, bu bağlamda ahiret gününü ve orada kötü davranışların cezalandırılacağını hatırlatmaktadır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        uzkurû (اذْكُرُوا)

        Kelimenin kökü z-k-r harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, z-k-r kökünün bir şeyi anmak, zihinde tutmak, hatırlamak ve dille ifade etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zikr kavramının, bilginin zihinde muhafaza edilmesi veya unutulan bir şeyin geri çağrılması olduğunu, bağlam içerisinde ise Allah'ın ismini dille anmak ve zihnen O'nun bilincinde olmak eylemini ifade ettiğini açıklar.

        Allâhe (اللَّهَ)

        Kelimenin kökü e-l-h harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, e-l-h kökünün kulluk etmek, yönelmek ve sığınmak anlamlarına geldiğini, "Allah" lafzının ise ibadet edilen tek ve yüce yaratıcıya delalet ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu lafzın, ibadet edilmeye layık olan tek gerçek mabudun özel ismi olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, "Allah" kelimesinin İslam öncesi dönemde de yüce tanrı için kullanıldığını, köken olarak muhtemelen Süryanice veya Aramice kelimelerle dilsel bir etkileşim içinde bulunduğunu not eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal alanında bu kelimenin en yüce odak noktası olduğunu, İslam vahyiyle mutlak ve her şeye kadir olan yaratıcı kavramına dönüştürüldüğünü detaylıca inceler.

        eyyâmin (أَيَّامٍ)

        Kelimenin kökü y-v-m harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, y-v-m kökünün temelde güneşin doğuşundan batışına kadar olan zaman dilimini ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "yevm" kelimesinin mutlak anlamda bilinen gün kavramının yanı sıra, belirli bir olayın gerçekleştiği herhangi bir zaman dilimi veya dönemi de ifade edebileceğini, burada ise teşrik tekbirlerinin getirildiği belirli günleri anlattığını açıklar.

        ma'dûdâtin (مَعْدُودَاتٍ)

        Kelimenin kökü a-d-d harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, a-d-d kökünün saymak, hesaplamak ve bir şeyin miktarını belirlemek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin sayılabilen, miktarı bilinen ve genellikle sayıca az olan belirli günleri ifade etmek için kullanıldığını açıklar.

        teaccele (تَعَجَّلَ)

        Kelimenin kökü a-c-l harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, a-c-l kökünün bir şeyin vaktinden önce gelmesi, acele etmek ve hızlanmak anlamlarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, insanın bir şeyi zamanı tam olarak gelmeden önce talep etmesi veya yapmaya çalışması durumunu açıkladığını, bağlam içerisinde ise hac ibadetinin belirli bir bölümünü erken bitirip ayrılma eylemini anlattığını belirtir.

        yevmeyni (يَوْمَيْنِ)

        Kelimenin kökü y-v-m harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, y-v-m kökünün zamanın bir bölümünü ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin tesniye (ikil) formuyla belirli iki günü kastettiğini, bağlam içerisinde ibadeti tamamlamak için ayrılan asgari süreyi vurguladığını açıklar.

        isme (إِثْمَ)

        Kelimenin kökü e-s-m harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, e-s-m kökünün bir eylemden geri kalmak, yavaşlık ve kişiyi iyilikten alıkoyan durum anlamına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "ism" kelimesinin, insanı sevaptan ve iyilikten uzaklaştıran her türlü kasıtlı günah, suç ve kötülük olduğunu belirtir.

        teahhara (تَأَخَّرَ)

        Kelimenin kökü e-h-r harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, e-h-r kökünün bir şeyin arkada kalması, gecikmesi veya ertelenmesi anlamını taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin, bir eylemin öne alınmasının (teaccül) zıttı olarak, kişinin kendi tercihiyle bir işi sonraya bırakması veya süreyi uzatması anlamına geldiğini açıklar.

        ittekâ (اتَّقَى)

        Kelimenin kökü v-k-y harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, v-k-y kökünün korumak, sakınmak ve bir şeyi zarardan muhafaza etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "takva" kavramının, kişinin nefsini günaha sokacak eylemlerden koruması ve ilahi sınırlara riayet ederek ilahi azaptan sakınması olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Kur'an ahlakının en temel kavramı olarak ele alır ve salt bir korkudan ziyade, ilahi gazaptan sakınma temelli, eylemleri düzenleyen derin bir dini-ahlaki bilinç ve sorumluluk durumu olarak analiz eder.

        i'lemû (اعْلَمُوا)

        Kelimenin kökü a-l-m harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, a-l-m kökünün bir şeyin izini, alametini bilmek ve onu bu sayede diğerlerinden ayırt etmek anlamına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "ilim" kavramının, bir şeyin hakikatini ve mahiyetini idrak etmek, o konu hakkında şüphe barındırmayan kesin ve yakini bir bilgiye ulaşmak olduğunu ifade eder.

        tuhşerûn (تُحْشَرُونَ)

        Kelimenin kökü h-ş-r harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, h-ş-r kökünün dağınık haldeki bir topluluğu bir araya getirmek, sürmek ve belirli bir yere doğru toplamak anlamlarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "haşr" kelimesinin, insanları bulundukları yerlerden çıkarıp hesap vermek üzere tek bir alana sevk etmek ve orada toplamak eylemini ifade ettiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X