Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 201. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 201. Ayet

    وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veminhum men yekûlu rabbenâ âtinâ fî-ddunyâ haseneten vefi-l-âḣirati haseneten vekinâ ‘ażâbe-nnâr(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Bir kısmı da, Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik güzellik ver ve bizi cehennem azabından koru diye dua eder.

      Bu ilahi beyanın ilk kısmı ahirete ve öldükten sonra dirilmeye iman etmeyip ahiretin değil dünyanın iyilik ve güzelliklerini talep eden ve istedikleri dünya nimetlerine nail kılınan kimseler hakkındadır. Sözü edilen ayet Cenab-ı Hakk'ın şu beyanı konumundadır: Dünya debdebesini isteyene ondan bazı şeyler veririz, fakat öylesinin ahirette hiçbir nasibi yoktur. Böylelerine talep ettikleri pay verilmiştir. Ahiret hayatının mutluluğunu isteyen kimsenin payını artırırız, yani böylesine hem dünya hem ahiret güzelliği verilir. Burada zikredilen ilk grubun meyli dünyaya yönelik olduğundan ondan başka bir şey talep etmeye ihtiyaç görmemişlerdir. Ahirete ve öldükten sonra dirilmeye iman edenler ise hem dünya hem ahiret güzelliğini istemişlerdir, şu ilahi beyanda görüldüğü üzere: Bir kısmı da, Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik güzellik ver ve bizi cehennem azabından koru diye dua eder. İmanlı zümrenin dünya güzelliklerini talep etmesinin sebebi, Cenab-ı Hakk'ın dünyayı ahiret için hazırlanma mekanı statüsünde kılmasıdır. Şunu hemen belirtmek gerekir ki dünyayı müminler için ebedi kalacakları bir yer yapmamış, aksine müminleri şu beyanından da anlaşılacağı üzere ahiret için yaratmıştır: Yakın ve uzak yolculuk (hac ve ölüm) için azık edinin. Şunu bilin ki azığın en hayırlısı takvadır.

      Dünyadaki güzellik ile ahiretteki güzelliğin neden ibaret olduğu hususunda çeşitli yorumlar yapılmıştır. Denilmiştir ki dünyanın güzelliği ilim ve ibadet, ahiretin güzeliği de cennet ve mağfirettir. Yine denildi ki dünyanın güzeliği zafer ve bol rızık, ahiretin güzeliği de rahmet ve Allah'ın rızasıdır. Bu yorumların ikisi de aynı noktada birleşmektedir. Resûlullah'ın (s.a.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Allah'ın öyle kulları vardır ki afiyet içinde yaşarlar, huzur içinde ölür ve rahatlıkla cennete girerler. Ya Resûlallah, bunu ne ile temin ederler, diye sorulunca şöyle cevap vermiştir: Rabbena atina... ayetini çok okumaları suretiyle (Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik güzellik ver ve bizi cehennem azabından koru).

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        yekûlu (يَقُولُ)

        Kelimenin kökü k-v-l harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, k-v-l kökünün temel olarak bir şeyi ifade etme, dile getirme ve söz söyleme anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin türediği "kavl" kavramını, ister kesin bir doğruyu isterse bir inancı ifade etsin, öncelikle dille gerçekleştirilen söz söyleme eylemi olarak açıklar.

        rabbenâ (رَبَّنَا)

        Kelimenin kökü r-b-b harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, r-b-b kökünü bir şeyi onarmak, korumak ve tamamlanıncaya kadar gözetmek kavramlarıyla ilişkilendirir. Râgıb el-İsfahânî, "rabb" kelimesini, bir şeyi adım adım, yavaş yavaş besleyip büyüterek mükemmellik aşamasına ulaştıran varlık olarak tanımlar. Arthur Jeffery, bu kelimenin o dönemin dilsel ortamında yaygın olan ve "efendi" veya "öğretici" anlamına gelen Aramice/Süryanice kökenlerine ve bu dillerdeki kullanımının Arapça'ya olan etkileşimine dikkat çeker.

        âtinâ (آتِنَا)

        Kelimenin kökü e-t-y harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, e-t-y kökünün bir yere veya bir duruma gelmek, varmak ve getirmek anlamlarına işaret ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bağlam içinde bir şeyi kolaylıkla vermek veya getirmek anlamına geldiğini, çoğunlukla bir lütuf veya hediye bahşetmek için kullanıldığını vurgular.

        ed-dunyâ (الدُّنْيَا)

        Kelimenin kökü d-n-v harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, d-n-v kökünün mesafe veya statü olarak yakınlık bildirdiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "dünya" kelimesini, ahirete kıyasla hemen yaşanılan, hissedilen ve yakın olan hayat olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal alanı içinde "dünya" kavramını, insanların içinde bulunduğu ve "ahiret" kavramıyla hem yapısal hem de kavramsal olarak zıtlık oluşturan yakın, maddi dünya olarak analiz eder.

        haseneten (حَسَنَةً)

        Kelimenin kökü h-s-n harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, h-s-n kökünü güzellik, iyilik, göze veya akla hoş gelen her türlü olumlu durumla ilişkilendirir. Râgıb el-İsfahânî, "hasene" kavramını dünyevi faydaları, fiziksel sağlığı ve ruhsal erdemleri kapsayan her türlü nimet, güzellik ve iyi durum olarak açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu bağlamda "hasene"nin, insanın dengeli bir yaşam sürebilmesi için gerekli olan maddi ve manevi tüm iyilik formlarını kapsayacak genişlikte anlaşıldığını belirtir.

        el-âhireti (الْآخِرَةِ)

        Kelimenin kökü e-h-r harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, e-h-r kökünün bir şeyin gecikmesi, ertelenmesi veya en sonda yer alması anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ahiret" kelimesini, dünya hayatını takip eden nihai, sonraki yaşam veya insan varoluşunun son aşaması olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, "ahiret" kavramını "dünya"nın eskatolojik karşılığı olarak inceler ve Kur'an dünya görüşünde nihai etik ve ahlaki hesap verme aşamasını temsil ettiğini ifade eder.

        kinâ (قِنَا)

        Kelimenin kökü v-k-y harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, v-k-y kökünün bir şeyi zarardan korumak, muhafaza etmek veya kollamak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin kök anlamı olan "vikaye"yi, bir şeyi ona zarar verebilecek veya bozabilecek etkenlerden kalkan gibi korumak olarak tanımlar ve bunun "takva" kavramının da temelini oluşturduğunu açıklar.

        azâbe (عَذَابَ)

        Kelimenin kökü a-z-b harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, a-z-b kökünün tatlılık veya bir eylemden alıkoymak, engellemek gibi zıt anlamlar barındırdığını, bağlam içerisinde ise şiddetli kısıtlama ve ceza yoluyla engelleme anlamına işaret ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "azab" kelimesinin, kişiyi bir yanlışı tekrarlamaktan alıkoyan aşırı acı veya cezalandırma durumu olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, terimin dini literatürdeki ilahi ceza anlamındaki teknik kullanımında Süryanice/Aramice dillerindeki benzer kullanımların yankıları olabileceğini not eder.

        en-nâr (النَّارِ)

        Kelimenin kökü n-v-r harflerinden oluşmaktadır. İbn Fâris, n-v-r kökünü ışık, ısı, aydınlatma ve bizzat ateşin kendisiyle ilişkilendirir. Râgıb el-İsfahânî, "nar" kelimesini duyularla algılanan fiziksel ateş olarak tanımlarken, Kur'an'daki kullanımında genellikle cehennemin nihai, şiddetli ve yok edici ateşini sembolize etmek için kullanıldığını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X