اَلشَّهْرُ الْحَرَامُ بِالشَّهْرِ الْحَرَامِ وَالْحُرُمَاتُ قِصَاصٌۜ فَمَنِ اعْتَدٰى عَلَيْكُمْ فَاعْتَدُوا عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا اعْتَدٰى عَلَيْكُمْۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّق۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 194. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: bakara suresi, kısas, haram aylar, takva, bakara 194, bakara suresi 194. ayet, haksızlığa karşı, allah, haram
-
Müslümanların önemseyeceği saygın ay inkarcıların da önemsemesi gereken saygın aya bedel olup saygınlıklar karşılıklıdır. Size saldıran kimseye siz de misilleme olacak kadar saldırın. Allah'tan korkun ve Allah'ın, diğer kötülüklerin yanı sıra saldırganlıktan sakınanlarla beraber olduğunu bilin.
Müslümanların önemseyeceği saygın ay inkarcıların da önemsemesi gereken saygın aya bedel olup saygınlıklar karşılıklıdır. Denildi ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem haram ayda Mekke'ye varmayı planlayarak sefere çıkmış, ancak müşrikler şehre girmesine engel olmuştu. Resûlullah ertesi yıl yine haram ayda Mekke'ye gelerek üç gün kalmış, önceki yıl yapamadığı umre ibadetini kaza etmiştir. Nitekim onun bu ziyaretine umretü'l-kaza denilmiştir. Ayette yer alan saygınlıklar karşılıklıdır ifadesinin yorumu bundan ibarettir, yani ikinci ziyaret birincisine karşı gelip onun yerine geçmiştir. Yine denilmiştir ki Cahiliye dönemi insanları haram ayını saygın görüyor ve bu ayda savaşa girmiyordu. İslamiyet ortaya çıkınca müslümanlar da aynı duyguyu benimsemiş ve bu ayda savaş yapmamıştır. Ancak bir süre sonra müşrikler sözü edilen ayda müslümanlara saldırmaya ve üstünlük sağlamaya başladılar. Bunun üzerine haram aya olan saygınlık belli çerçevede neshedilmiş ve bu süre zarfında açılan savaşa mukabelede bulunma emri verilmiştir, şu ilahi beyanla: Şirk inancından kaynaklanan baskı ve direniş adam öldürmekten daha büyük bir günahtır. Onlar güçleri yettiği takdirde sizi dininizden döndürünceye kadar savaşa devam ederler. Bir anlamda Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: Saygın aya yönelik ihlaliniz onların yaptıkları ihlalin karşılığı durumundadır.
Size saldıran kimseye siz de misilleme olacak kadar saldırın. Bunun yorumunu daha önce yapmıştık.
Allah'tan korkun. Allah'a muhalefet etmekten veya azabından korkun. Allah'ın müttakilerle beraber olduğunu bilin. Yani bütün müminlerle.
Bir de şu mananın verilmesi muhtemeldir: Haremde karşı taraf başlamadan önce ilk defa siz savaşmaktan sakının. Şunu unutmayın ki Allah zafer ve yardım lütfetmesi açısından bu tür savaştan sakınanlarla beraberdir.
Yorumu Yorumla
-
Eş-Şehru (الشَّهْرُ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan "ş-h-r" harflerinin bir şeyin meşhur olması, açığa çıkması, ilan edilmesi ve herkesçe bilinmesi anlamlarına geldiğini belirtir. Ay takvimindeki bir aya bu ismin verilmesinin, başlangıcının (hilalin) gökyüzünde açıkça görülerek topluma ilan edilmesiyle ilgili olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, şehr kelimesinin sadece astronomik bir zaman dilimini değil, toplumsal bir mutabakatı ve görünürlüğü de ifade ettiğini; ayette haram ayların herkes tarafından bilinen ve saygı gösterilmesi beklenen aleni zaman sınırları olduğuna işaret ettiğini açıklar.
El-Harâmu (الْحَرَامُ)
İbn Fâris, "h-r-m" kökünün yasaklamak, engellemek ve bir alanı dokunulmaz kılmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, haram kavramının aklın veya şeriatın ihlal edilmesini kesin olarak yasakladığı, çiğnenmesi ağır suç sayılan nesneleri, mekanları veya zamanları nitelediğini ifade eder; burada savaşın, kan dökmenin ve saldırganlığın engellendiği dokunulmaz zaman dilimini tanımlar. Angelika Neuwirth, haram (kutsal/çatışmasız) ay kavramının Geç Antik Çağ Arap geleneğinde de var olan ve ticari/dini güvenliği sağlayan bir kurum olduğunu, ancak Kur'an'ın bu kadim kurumu kendi adalet ve misilleme hukuku içine entegre ederek ona yeni bir teolojik meşruiyet ve sınır kazandırdığını analiz eder.
El-Hurumâtu (وَالْحُرُمَاتُ)
İbn Fâris, "h-r-m" kökünün çoğul formu olan bu kelimenin, çiğnenmesi yasak olan, saygı gösterilmesi mecburi olan tüm dokunulmazlık alanlarını kapsadığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kavramın can, mal, namus, kutsal mekanlar (Kabe) ve kutsal zamanlar (haram aylar) gibi Allah'ın yasayla koruma altına aldığı her türlü mukaddesatı ifade ettiğini detaylandırır. Toshihiko Izutsu, hurumât kavramının sadece bir zaman diliminden ibaret olmadığını; insanın yaşama hakkını, onurunu ve inanç alanını kuşatan ontolojik bir "kutsal sınırlar" bütünü olarak işlev gördüğünü, düşmanın bu sınırları ihlal etmesinin bizzat varoluşsal bir savaş nedeni sayıldığını analiz eder.
Kısâsun (قِصَاصٌ)
İbn Fâris, "k-s-s" kökünün birinin izini sürmek, eylemin peşinden gitmek, eşitlemek ve denklik kurmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kısas kavramını ihlal edilen bir hakka, işlenen bir suça veya bozulan bir mukaddesata karşı tam bir denklikle mukabelede bulunmak olarak tanımlar. Ayette kutsallara (hurumâta) yönelik bir saldırı olduğunda, bu kutsallığın bir zafiyet değil, aksine saldırganı aynı ihlalin cezasıyla yüzleştirecek bir misilleme ve adalet zemini oluşturduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, İslam savaş hukukunda kısas kavramının, körü körüne bir pasifizm yerine, dokunulmazlıkları çiğneyenlere karşı mutlak denklik ilkesine dayalı rasyonel ve caydırıcı bir ceza sistemi kurduğunu vurgular.
İ'tedâ (اعْتَدَىٰ)
İbn Fâris, "a-d-v" kökünün temel anlamının sınırı aşmak, hakkı olmayan bir alana tecavüz etmek ve haksız saldırıya geçmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, itida eylemini adaletin çizgisinden çıkarak zulmetmek olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin müşriklerin haram aylarda veya kutsal mekanlarda barış kurallarını ihlal ederek Müslümanlara saldırmasını nitelediğini; düşmanın bu ilk haksız fiilinin (tecavüzünün), inananlara verilen meşru müdafaa ve mukabele hakkının temel hukuki gerekçesini (casus belli) oluşturduğunu ifade eder.
Fa'tedû (فَاعْتَدُوا)
İbn Fâris, aynı "a-d-v" kökünden gelen bu emir kipinin, şeklen "siz de sınırı aşın/saldırın" gibi görünse de, Arapça'daki "müşakele" (kelimelerde şekilsel denklik) ve cinas sanatı gereği, "onun saldırısına denk ve meşru bir ceza verin" anlamı taşıdığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, müminlerin bu mukabele eyleminin özünde bir zulüm (itida) olmadığını, sadece düşmanın haksız eylemini durdurmak için gösterilen eşdeğer ve meşru bir cezalandırma (mücazat) olduğunu, eylemin şiddetine vurgu yapmak için aynı kelimeyle isimlendirildiğini detaylandırır.
Bimisli (بِمِثْلِ)
İbn Fâris, "m-s-l" kökünün benzemek, eşdeğer olmak, kopyası ve misli olmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mukabelenin ve verilecek cezanın tam bir denklik içinde olması gerektiğini; ayetteki "onların size saldırdığı misille" ifadesinin, düşman ne kadar gaddar olursa olsun, inananların bu "misilleme" ölçüsünü aşarak aşırı şiddete, işkenceye veya haksızlığa sapmamaları gerektiğini belirten çok keskin bir ahlaki sınırlama olduğunu açıklar.
İttekû (وَاتَّقُوا)
İbn Fâris, "v-k-y" kökünün korumak, sakınmak ve kişiyle tehlike arasına bir kalkan koymak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, takvayı, insanın ilahi sorumluluk bilinciyle günahlardan ve haksızlıktan kendini koruması olarak tanımlar. Burada takva emrinin, savaşın ve misillemenin o yakıcı öfke anında, kişinin kendi intikam hırsına yenilerek hukuki denklikten (misl) sapmasını engelleyen bir vicdan kalkanı olduğunu detaylandırır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin savaş, saldırı ve misilleme emrinin tam ortasına bu "takva" kavramını yerleştirmesini muazzam bir ahlaki fren mekanizması olarak değerlendirir; güç eline geçtiğinde zalimleşmemenin, intikam alırken bile adaletin dışına çıkmamanın Kur'an'ın savaş etiğindeki en temel ilke olduğunu ifade eder.
Mea (مَعَ)
İbn Fâris, bu edatın beraberlik, eşlik etme ve yan yana bulunma anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah'ın beraberliğinin (maiyyet) mekânsal veya fiziksel bir yan yanalık değil, ilahi yardım, koruma, gözetim, inayet ve zafer desteği olduğunu açıklar.
El-Muttekîn (الْمُتَّقِينَ)
İbn Fâris, "v-k-y" kökünden türeyen ism-i fail çoğul formunun, ilahi sınırları gözeten ve sakınmayı karakter haline getirenler anlamına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, savaşın kanlı ve kaotik ortamında bile Allah'ın koyduğu misilleme sınırlarına (hudûdullah) sadık kalanların, sırf kendi taraflarında savaştıkları için değil, o şiddet anında bile ahlaki bir duruş sergiledikleri için "muttakiler" olarak isimlendirildiğini analiz eder; ilahi desteğin (Allah'ın beraberliğinin) ırka veya sadece mümin kimliğine değil, mutlak surette bu adalete ve ahlaka (takvaya) riayet etme şartına bağlandığını vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla