Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 191. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 191. Ayet

    وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَاَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ اَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ اَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِۚ وَلَا تُقَاتِلُوهُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتّٰى يُقَاتِلُوكُمْ ف۪يهِۚ فَاِنْ قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْۜ كَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vaktulûhum hayśu śekiftumûhum veaḣricûhum min hayśu aḣracûkum(c) velfitnetu eşeddu mine-lkatl(i)(c) velâ tukâtilûhum ‘inde-lmescidi-lharâmi hattâ yukâtilûkum fîh(i)(k) fe-in kâtelûkum fektulûhum keżâlike cezâu-lkâfirîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Size savaş açanları nerede yakalarsanız öldürün ve sizi çıkardıkları yerden çıkarın. Şundan emin olun ki şirk inancından kaynaklanan baskı ve direniş adam öldürmekten beterdir. Yalnız Mescid-i Haram'ın yanında sizinle savaşmadıkça kendileriyle savaşmayın. Şayet savaşırlarsa onları öldürün. İşte inkarcıların müstahak olduğu ceza bundan ibarettir.

      Size savaş açanları nerede yakalarsanız öldürün. Denildi ki haysü kelimesi mekan içeriği taşır. Buna göre ayette müşrikleri her yerde öldürme izni vardır; mekanları kapsayan bu genelleme zamanları da içine almaktadır. Ayetin genelleme ifade eden bu kuruluşundan Mescid-i Haram mutlak konumunda istisna edilmektedir. Sana haram ayı sorarlar mealindeki ayet-i kerimede yer alan Mescid-i Haram istisnası ise umum ifade etmeyip kayıtlıdır. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      Bazıları müşriklerin Harem sınırları içinde ve hac aylarında öldürmenin caiz olduğunu bu ayet-i kerimenin zahirine dayanarak söylemiş, bazıları da her iki yer ve zamanda adam öldürme fiilinin yapılamayacağını belirtmiştir. Bizim alimlerimiz ise şöyle demiştir: Müşrikler Harem sınırları içinde öldürülemezse de haram aylarda öldürülebilir, ancak kendileri Harem içinde savaşa başlarlarsa mukabelede bulunmamız mümkündür. Alimlerimiz benzer şekilde şunu da söylemektedir: Birini öldürüp de Harem'e sığınan kimseye orada bulunduğu sürece kısas uygulanmaz, fakat beraberce yeme içme ve oturmaya müsaade edilmez ta ki çıkmaya mecbur kalıp kısas uygulansın; Harem sınırları içinde adam öldürme fiilini işlediği takdirde kısas uygulanır. Buna bağlı olarak karşı taraf savaşmaya başlamadıkça Harem içinde savaşılmaz, başladığı takdirde ise savaş ve öldürme helaldir.

      Tefsirini yapmakta olduğumuz ayette, size savaş açanları nerede yakalarsanız öldürün, mealindeki ayetin zahiri bütün mekanlarda öldürülmelerini mubah gösteriyorsa da Harem sınırları içinde savaşı başlatan kendileri olmadığı sürece savaşmak caiz değildir, çünkü aynı ayette, Mescid-i Haram'ın yanında onlar sizinle savaşmadıkça siz de kendileriyle savaşmayın buyurulmaktadır. Görüldüğü üzere bu ilahi beyan Harem bölgesini diğer mekanlardan istisna etmektedir. Sana haram ayı, yani o ayda savaşmayı sorarlar. De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır mealindeki ayete gelince, bu beyanın zahiri hac aylarında savaşmayı yasaklamaktadır. Ancak aynı ayette savaşın helal olduğunun delili de yer almaktadır: Şirk inancından kaynaklanan baskı ve direniş adam öldürmekten daha büyük bir günahtır, Allah buradaki fitne ile şirki kastetmektedir. Cenab-ı Hak bu sonuncu ayette adam öldürme fiilini büyük günah addetmiş, devamında ise şirkin bundan daha büyük ve daha korkunç bir günah olduğunu bildirmiştir.

      Bize göre aslolan şudur ki ortaya çıkan sosyal problem iki yönlü olduğu takdirde bunlardan kolay ve hafif olanı tercih edilir. Buna dayanarak Harem sınırları içinde adam öldürme fiilini yapma alternatifinin tercih edildiğini söyledik, aksi takdirde şirkten ibaret olan daha büyük ve daha korkunç fitnenin sürüp gitmesi söz konusudur. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      Sizi çıkardıkları yerden onları çıkarın. Hudeybiye yılında sizi çıkardıkları Mekke'den onları çıkarın, diye yorumlanması mümkündür. Bunun yanında Cenab-ı Hakk'ın, müslümanlara, müşriklere baskı yapıp Mekke'den çıkmaya mecbur tutmalarını emretmiş olması da ihtimal dahilindedir, tıpkı daha önce Mekkeliler'in müslümanlara yaptığı gibi. Ayrıca buradaki çıkarma emrinin şu mealdeki hadise yönelik olması da muhtemeldir: Şuna dikkat edin ki içinde bulunduğum bu yıldan sonra hiçbir müşrik bu mekanlarda hac yapmayacaktır. Bir de çıkarma emriyle müşriklerin Mescid-i Haram'a girmelerine engel olmaları manasının kastedilmesi mümkündür, Ey müminler! Müşrikler manevi açıdan pistir, onun için bu yıldan sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar, Allah müminlerin dostu olup onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır beyanlarında olduğu gibi. Allah Teâlâ bu ayetlerde şirki yasaklamayı ve karanlıklardan kurtarmayı çıkarma fiiliyle ifade etmiştir.

      Şirk inancından kaynaklanan baskı ve direniş adam öldürmekten beterdir, yani şirk fiili Allah nezdinde Mescid-i Haram'da adam öldürmekten daha büyük bir suçtur.

      Mescid-i Haram'ın yanında onlar sizinle savaşmadıkça siz de kendileriyle savaşmayın. Şayet savaşırlarsa onları öldürün. Bu ilahi beyanla ayetin başında yer alan, onları nerede yakalarsanız öldürün, beyanının kendilerini cezalandırma statüsünde bulunduğunu bilirtmiştik. Ayetin bu son kısmına şöyle de anlam verilmiştir: Onlar sizi Mescid-i Haram'da öldürmedikçe siz de onları öldürmeyin.

      Eğer denilirse ki: Müşrikler bizi öldürdüğü takdirde bizim onları öldürme imkanımız kalmaz, şu halde bu sözün anlamı nedir?

      Buna şöyle cevap verilir: Mescid-i Haram'ın yanında sizi öldürmedikçe onları öldürmeyin, yani sizden birini öldürdükleri takdirde siz de onları öldürebilirsiniz. Yahut öldürmeyi başlatan onlar olmadıkça siz öldürmeye teşebbüs etmeyin. Veya şöyle deriz: Bir kısmınızı öldürmedikçe adam öldürme fiilini işlemeyin, ancak öldürürlerse siz de mukabelede bulunursunuz. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      İşte inkarcıların müstahak olduğu ceza bundan ibarettir. Yani Allah'ın nimetlerini kabul etmeyen ve şükürle karşılamayanın cezası böyledir. Bir de Haremde savaşa başlayanın cezası böylece öldürülmektir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Uktulûhum (وَاقْتُلُوهُمْ)

        İbn Fâris, "k-t-l" kökünün temel anlamının can almak, hayatı sonlandırmak ve birini ortadan kaldırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kıtâl ve katl kavramlarının bağlamına dikkat çeker; bu ayetteki emrin mutlak ve rastgele bir adam öldürme eylemi değil, bir önceki ayette (190. ayet) belirtilen "sizinle savaşanlara karşı" meşru müdafaa ve savaş hali içinde düşmanı etkisiz hale getirme kastı taşıdığını açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiili savaş teolojisi bağlamında inceler; inananları yok etmek üzere saldıran askeri güce karşı eylemsiz kalmanın değil, aktif bir direniş ve karşı koyma ile hayatta kalma mücadelesi vermenin ilahi bir emir formuna dönüştüğünü analiz eder.

        Sekıftumûhum (ثَقِفْتُمُوهُمْ)

        İbn Fâris, "s-k-f" kökünün temelinde bir şeyi zekice ve ustalıkla yakalamak, bulmak, kavramak, üstesinden gelmek ve idrak etmek anlamlarının yattığını belirtir. Kılıç oyunlarında rakibine üstünlük sağlayan kişiye de bu kökten isim verildiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin (sekıfe) sıradan bir "bulma" veya "rastlama" eylemi olmadığını, savaş ve çatışma ortamında düşmanı kıstırmak, yakalamak ve ona karşı stratejik bir üstünlük kurarak fırsat ele geçirmek anlamına geldiğini detaylandırır.

        Ahricûhum (أَخْرِجُوهُم)

        İbn Fâris, "h-r-c" kökünün bir şeyin içinden dışarı çıkmak, ayrılmak ve dışarı atmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ihraç eyleminin birini bulunduğu yerden zorla veya baskıyla çıkarmak olduğunu ifade eder. Müslümanlara yöneltilen "onları çıkarın" emrinin, Mekke'deki müşriklerin daha önce inananlara uyguladığı "yurtlarından zorla sürme" eylemine karşı meşru bir misilleme (kısas) ve adaletin yeniden tesisi olduğunu açıklar.

        El-Fitnetu (وَالْفِتْنَةُ)

        İbn Fâris, "f-t-n" kökünün temel anlamının altını ve gümüşü içindeki sahte maddelerden ayırmak için ateşe atıp eritmek, sınamak ve imtihan etmek olduğunu belirtir. İnsanı yakan, ona acı veren ve inancını sınayan her türlü ağır baskının bu kelimeyle ifade edildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, fitnenin burada, insanları inançlarından vazgeçirmek için uygulanan sistematik işkence, din hürriyetinin yok edilmesi ve inananların yurtlarından sürülmesi şeklindeki ağır zulüm olduğunu detaylandırır. Toshihiko Izutsu, fitne kavramını Kur'an'ın ontolojik ve teolojik sisteminde analiz eder; adam öldürmenin biyolojik bir yok oluş olmasına karşın, fitnenin (inanç baskısının) insanın ebedi hayatını, ruhunu ve Tanrı ile olan bağını koparmayı hedefleyen çok daha yıkıcı, varoluşsal bir terör eylemi olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fitnenin bu bağlamda müşriklerin Müslümanları İslam'dan döndürmek için uyguladıkları sistematik şiddet ve asimilasyon politikası olduğunu; din ve vicdan özgürlüğüne yapılan bu saldırının, savaşarak adam öldürmekten daha büyük bir insanlık suçu olarak tescillendiğini ifade eder.

        Eşeddu (أَشَدُّ)

        İbn Fâris, "ş-d-d" kökünün kuvvet, sertlik, katılık ve sağlamlık anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ism-i tafdil (en üstünlük) formundaki bu kelimenin, bir şeyin ağırlığını, şiddetini ve vehametini kıyaslamak için kullanıldığını; inanca yapılan baskının (fitnenin), cana yapılan saldırıdan (katilden) daha ağır ve şiddetli bir cürüm olduğunu nitelediğini açıklar.

        El-Mescidi (الْمَسْجِدِ)

        İbn Fâris, "s-c-d" kökünün boyun eğmek, itaat etmek ve başı yere koymak (secde) anlamına geldiğini belirtir. İsm-i mekan olan mescidin, secde edilen ve ibadet için ayrılan yer olduğunu kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanicedeki "masgĕdhā" (tapınak, secde edilen yer) kelimesiyle doğrudan bir kökensel bağa sahip olduğunu, ibadethane anlamında Ortadoğu dillerindeki ortak mirastan Arapçaya yerleştiğini savunur.

        El-Harâmi (الْحَرَامِ)

        İbn Fâris, "h-r-m" kökünün yasaklamak, engellemek ve dokunulmaz kılmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Mescid-i Haram tamlamasının, içinde kan dökmenin, savaşmanın, hatta bitki koparmanın bile ilahi bir yasayla kesin olarak engellendiği (haram kılındığı) mutlak barış ve güvenlik alanını (Kabe ve çevresini) ifade ettiğini açıklar. Angelika Neuwirth, haram (kutsal/dokunulmaz bölge) kavramının İslam öncesi Arap geleneğinde de var olan bir kabileler arası barış kurumu olduğunu, ancak Kur'an'ın bu mekanı putperest tabularından arındırarak mutlak tevhidin ve ilahi güvenliğin teolojik merkezine dönüştürdüğünü analiz eder.

        Cezâu (جَزَاءُ)

        İbn Fâris, "c-z-y" kökünün bir şeyin karşılığını tam olarak vermek, borcu ödemek ve eyleme denk bir bedel sunmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ceza kavramının sadece olumsuz bir yaptırım (azap) olmadığını, kişinin yaptığı iyilik veya kötülüğün fıtri ve hukuki olarak kendi cinsinden tam bir denklikle kendisine geri dönmesi olduğunu açıklar. Ayette, kutsal mekanda bile inananlara saldıranların öldürülmelerinin, kendi başlattıkları zulmün doğal, adil ve tam bir karşılığı (cezası) olduğunu detaylandırır.

        El-Kâfirîne (الْكَافِرِينَ)

        İbn Fâris, "k-f-r" kökünün temel anlamının bir şeyi örtmek, gizlemek ve üstünü kapatmak olduğunu belirtir. Tohumu toprağın altına gizlediği için çiftçiye de "kâfir" denildiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin dini terminolojideki anlamının, Allah'ın varlığını, birliğini, nimetlerini ve ayetlerini bilerek örtbas etmek, hakikati inkar etmek olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın inanç sisteminde küfür kavramını mutlak bir nankörlük ve ilahi otoriteye karşı aktif bir başkaldırı olarak analiz eder; bu ayetteki bağlamıyla kâfirlerin sadece pasif bir şekilde inanmayanlar değil, inananları yurtlarından süren, fitne çıkaran, kutsal sınırları (Mescid-i Haram) ihlal eden ve İslam'ı yok etmek için bizzat silahlı savaş yürüten saldırgan müşrik zümreyi nitelediğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X