Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 188. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 188. Ayet

    وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَٓا اِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا فَر۪يقاً مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِالْاِثْمِ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velâ te/kulû emvâlekum beynekum bilbâtili vetudlû bihâ ile-lhukkâmi lite/kulû ferîkan min emvâli-nnâsi bil-iśmi veentum ta’lemûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Birbirinizin malını haksız yollarla yemeyin, başkalarına ait malların bir kısmını bile bile ve gayri meşru yöntemlerle yemek için yetkililere rüşvet olarak vermeyin.

      Bu ayetle ilgili birkaç yorum vardır. Birincisi için denildi ki birbirinizin malını haksız yollarla yemeyin ve onları yetkililere rüşvet olarak vermeyin. Nitekim Übey b. Ka'b'ın kıraatinde bu anlam ile uyuşan bir la harfi bulunmaktadır, tıpkı Hakkı batıl ile karıştırmayın ve hakkı gizlemeyin beyanında olduğu gibi, yani ve la tektümû. İkinci yorum için de şöyle denildi: Birbirinizin malını yetkilileri şaşırtarak ve asılsız kanıtlar getirerek haksız yollarla yemeyin. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden nakledilen şu hadis de bu yorumu desteklemektedir: Aranızdaki anlaşmazlıklar sebebiyle bana gelmektesiniz, bir kısmınızın iddiasını ispatlaması diğerininkinden daha etkili olabilir; kimin lehine müslüman kardeşine ait bir hakla hüküm vermişsem ona cehennem ateşinden bir parça ile hükmetmiş gibi olurum.

      Birbirinizin malını haksız yollarla yemeyin. Cenab-ı Hak kişinin müslüman kardeşine ait malı onun kendi malı, canını da kendi canı konumunda tutmuştur, Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret hariç mallarınızı haksız yollarla yemeyin ve kendinizi öldürmeyin mealindeki beyanının da işaret ettiği gibi. Kişi müslüman kardeşinin malını haksız yollarla yiyince bu fiilinin bir benzeri kendisine yönelik olur, Allah Teâlâ böylesini kendi malını haksız yollarla yiyen gibi kabul eder. Yine Allah, müslüman kardeşini haksız yere öldürme fiilini aynı şekilde kendisini öldürme statüsünde tutmuştur, çünkü bir insan başkasını haksız yere öldürdüğünde kısas olarak kendisi de öldürülür.

      Bazıları bu ayete dayanarak şu görüşünden dolayı Ebû Hanife'ye (r.a.) karşı istidlalde bulunmuştur: Şahitler bir konuda tanıklık ettiği, hakim de kararını verdiği takdirde -bilahare şahitlerin yalancı olduğu ortaya çıksa bile- akid yürürlüğe girer. İmama eleştiri yöneltenin kanaatine göre Cenab-ı Hakk'ın birbirinizin malını... yemeyin beyanı ile Resûlullah'tan biraz önce nakledilen ve haksız yere başkasının malını alanın cehennem ateşinden bir parça eline geçirdiğini ifade eden hadis buna engel teşkil eder; bu hususlar helal olmadığına göre sözü edilen akid de yürürlüğe girmiş olmaz. Ne var ki bize göre meselenin aslı şöyledir: Davacı ile davalı (yalancı şahitlere de dayansa) velayeti kendilerine ait bulunan bir akid üzerinde anlaştıkları, hakim de buna hükmettiği takdirde akid geçerli olur.

      Başkalarına ait malların bir kısmını bile bile ve gayri meşru yöntemlerle yemek için. Burada yer alan ferikan kelimesi başkalarına ait malların bir kısmı demektir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Te'kulû (تَأْكُلُوا)

        İbn Fâris, "e-k-l" kökünün temel anlamının bir şeyi çiğneyip yutmak, bedene almak ve tüketmek olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımıyla bu fiilin, başkasının malını fiziksel olarak yemekten ziyade, o malı haksız yollarla zimmetine geçirmek, mülk edinmek ve yok etmek eylemini niteleyen güçlü bir kinaye olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, yeme fiilinin insanın en temel güdüsü olduğunu hatırlatarak; başkasının hakkını gasp etmenin, insanın kendi iştahına ve doymak bilmez arzularına yenik düşmesi olarak "yeme" (ekl) metaforuyla ifade edildiğini detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin haksız kazancı sadece bir yere istiflemek değil, onu bütünüyle kendi menfaatine dönüştürerek asıl sahibinin kullanımından kesin olarak çıkarmak (tüketmek) şeklindeki saldırgan boyutu vurguladığını ifade eder.

        Emvâlekum (أَمْوَالَكُم)

        İbn Fâris, "m-v-l" kökünün insanın doğası gereği yöneldiği, eğilim (meyl) gösterdiği ve sahiplenmek istediği her türlü değerli eşya ve zenginlik anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mal kelimesinin insanın nefsinin şiddetle arzuladığı dünyevi varlıklar olduğunu açıklar. Ayette "mallarınızı" şeklinde çoğul ve iyelik ekiyle kullanılmasının, aslında başkasına ait olan o malın toplumun ortak ekonomik döngüsünün (kolektif servetin) bir parçası olduğunu, birinin hakkını yemenin aslında toplumsal bünyenin kendi kendini yemesi anlamına geldiğini detaylandırır.

        Beynekum (بَيْنَكُم)

        İbn Fâris, "b-y-n" kökünün iki şeyin arası, mesafe ve ayrılık anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "aranızda" ifadesinin, ekonomik ilişkilerin ve ticari mübadelelerin döndüğü o toplumsal ve hukuki alanı işaret ettiğini; malların bu alanda el değiştirmesinin hileyle değil, meşru zeminlerde olması gerektiğini ifade eder.

        Bi'l-Bâtıli (بِالْبَاطِلِ)

        İbn Fâris, "b-t-l" kökünün temel anlamının bir şeyin boşa gitmesi, geçersiz olması, çürük ve temelsiz bulunması olduğunu belirtir. Hak ve sabit olanın tam zıddını ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bâtıl kavramını şeriatın, aklın ve ahlakın onaylamadığı; kumar, rüşvet, gasp, hırsızlık, faiz ve aldatma gibi her türlü meşruiyetsiz servet transferi yöntemi olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, bâtıl kelimesini Kur'an'ın ontolojik sisteminde hakkın (mutlak gerçeğin ve adaletin) karşıtı olarak analiz eder; bâtıl yollarla mal elde etmenin, toplumsal düzeni sahte ve yıkılmaya mahkum (temelsiz) bir zemin üzerine inşa etme girişimi olduğunu, bunun er ya da geç ekonomik ve ahlaki bir çöküş (bâtıl olma) getireceğini vurgular.

        Tudlû (وَتُدْلُوا)

        İbn Fâris, "d-l-v" kökünün su çekmek için kuyuya kova (delv) sarkıtmak, uzatmak ve ulaştırmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin (idlâ) kuyuya kova salma eyleminden türetilen muazzam bir mecaz olduğunu açıklar; nasıl ki insan kuyunun karanlık diplerindeki suyu elde etmek için gizlice aşağıya bir kova sarkıtırsa, rüşvet veren kişinin de hakimi kendi tarafına çekmek ve başkasının malını koparmak için makam sahiplerine el altından (karanlıkta) mal/para uzattığını detaylandırır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimedeki "kova sarkıtma" kinayesinin, rüşvet olayının doğasındaki sinsiliği, gizliliği ve menfaat avcılığını gözler önüne seren çok çarpıcı bir psikolojik ve eylemsel tasvir olduğunu ifade eder.

        El-Hukkâmi (إِلَى الْحُكَّامِ)

        İbn Fâris, "h-k-m" kökünün temel anlamının engellemek, alıkoymak ve düzeltmek olduğunu belirtir. Ata vurulan geme (gem/dizgin) bu kökten isim verildiğini, hakimlerin ve yöneticilerin de insanları zulümden ve taşkınlıktan engellemek (dizginlemek) üzere o makamda bulundukları için bu ismi aldığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin toplumdaki anlaşmazlıkları çözme ve hüküm verme yetkisini elinde bulunduran yargıçları ve otoriteleri nitelediğini ifade eder; adaleti sağlamakla görevli (hüküm veren) makamların, rüşvet (kova) sarkıtılarak adaletsizliğin aracısına dönüştürülmesinin yargı sistemindeki en ağır yozlaşma olduğuna dikkat çeker.

        Ferîkan (فَرِيقًا)

        İbn Fâris, "f-r-k" kökünün ayırmak, bölmek ve bir bütünden koparmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ferîk kelimesinin, insanların genel servetinden haksız yargı kararlarıyla zorla koparılıp alınan, gasp edilen o spesifik ve büyük mal parçasını (payı) nitelediğini açıklar.

        El-İsmi (بِالْإِثْمِ)

        İbn Fâris, "e-s-m" kökünün yavaşlamak, geriye düşmek ve kişiyi hayırlı işlerden alıkoyan ağır bir yük anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ism kavramını insanın fıtratından kopmasına yol açan, cezayı gerektiren bilinçli kötülük (günah) olarak tanımlar. Rüşvet yoluyla mal yemenin (ism ile yemenin), sadece hukuki bir suç değil, insanın ruhunu kirleten, onu manevi olarak çökerten (ağırlaştıran) mutlak bir ahlaki sapkınlık olduğunu detaylandırır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak felsefesinde rüşvet ve haksız kazancın "ism" (günah) boyutuyla tanımlanmasını analiz eder; yargıyı satın alarak elde edilen dünyevi kârın, aslında kişinin kendi ontolojik varlığını ilahi düzenden ebediyen koparan bir yük (ism) satın alması anlamına geldiğini vurgular.

        Ta'lemûn (تَعْلَمُونَ)

        İbn Fâris, "a-l-m" kökünün bir şeyin aslına, özüne ve hakikatine vakıf olmak, izleri takip ederek gerçeğe ulaşmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilim eyleminin sıradan bir farkındalık değil, kesin bir idrak olduğunu açıklar. Ayetin sonunda "siz bilip dururken" (ve entum ta'lemûn) formunda gelmesinin, rüşvet suçunun vahametini zirveye taşıdığını; eylemin cehaletle veya hatayla değil, başkasının hakkını yediğini, rüşvet verdiğini, yargıyı yanılttığını ve bunun ağır bir günah (bâtıl ve ism) olduğunu son derece bilinçli, kasıtlı ve soğukkanlı bir iradeyle yaptığını detaylandırır. Bu bilerek işleme halinin, suçu meşrulaştırılamaz kıldığını ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X