Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 176. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 176. Ayet

    ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ نَزَّلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اخْتَلَفُوا فِي الْكِتَابِ لَف۪ي شِقَاقٍ بَع۪يدٍ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Żâlike bi-enna(A)llâhe nezzele-lkitâbe bilhakk(i)(k) ve-inne-lleżîna-ḣtelefû fi-lkitâbi lefî şikâkin ba’îd(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Bu azabın sebebi, Allah'ın kitabını gerçeğin ta kendisi olarak indirmesidir. Böyle bir kitap hakkında karşı görüş taşıyanlar elbette gerçekten uzak kalan bir anlaşmazlığın içindedir.

      Böyle bir kitap hakkında karşı görüş taşıyanlar. Yani muhalefet edenler. Aslında iman edenler de küfür ehli de ihtilaf etmişlerdir. Ancak buradaki ihtilaf ile -nihai gerçeği bilen Allah'tır- muhalefet kastedilmiştir. Buna göre anlam, kitaba karşı tavır alıp onunla amel etmeyenler, şeklindedir.

      Elbette gerçeğe uzak olan bir anlaşmazlığın içindedir. Ayetin bu kısmı derin bir muhalefet, uzun süren bir sapıklık, şiddetli bir düşmanlık diye yorumlanmıştır. Denildi ki "baid" kelimesi, tehdit sadedinde ümitsizlik ifade eder. Bir anlamda Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: Onların içinde bulunduğu anlaşmazlık süresizdir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Allâh (اللَّهَ)

        İbn Fâris, "e-l-h" kökünden türeyen bu özel ismin, kendisine ibadet edilen, mutlak itaat ve sevgiyle yönelinen yüce otoriteyi ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, varlığı zorunlu olan yaratıcının has ismi olan bu lafzın, ayette indirilen kitabın ve mutlak hakikatin nihai kaynağı olarak zikredildiğini, vahyin otoritesini doğrudan bu aşkın isimden aldığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenine (Alaha) atıfta bulunarak, burada vahyi gönderen ve insanlar arasındaki ihtilafları çözecek olan mutlak yasa koyucu sıfatıyla yer aldığını ifade eder.

        Nezzele (نَزَّلَ)

        İbn Fâris, "n-z-l" kökünün yüksek bir makamdan veya yerden aşağıya inmek, indirmek anlamına geldiğini belirtir. Fiilin "tef'il" (yoğunluk ve süreklilik bildiren) kalıbında kullanılmasının, ilahi mesajın bir defada değil, insanların idrakine, ihtiyaçlarına ve olayların akışına göre aşama aşama, hikmetle ve pekiştirilerek yeryüzü boyutuna aktarılmasını ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, inzal eylemini ilahi bilginin manevi alemden beşeri aleme lütuf olarak indirilmesi şeklinde tanımlar; bu özel kalıbın, vahyin kesintisiz bir terbiye süreci olduğuna işaret ettiğini detaylandırır. Toshihiko Izutsu, bu fiili Allah'ın insanlık tarihine aktif, dikey ve dönüştürücü müdahalesini temsil eden en temel teolojik kavramlardan biri olarak analiz eder.

        El-Kitâbe (الْكِتَابَ)

        İbn Fâris, "k-t-b" kökünün parçaları bir araya getirmek, düzenlemek, bağlamak ve yazmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin ilahi vahyin kurumsallaşmış, hükümleri sabitlenmiş ve otoritesi tescillenmiş yazılı formunu nitelediğini ifade eder. Ayetteki bağlamıyla, üzerinde ihtilaf edilen sıradan bir söz değil, mutlak hakikati barındıran nihai ve bağlayıcı ilahi metin olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice "kthābā" sözcüğüyle olan kökensel bağına işaret ederek, Ortadoğu dinlerindeki "kutsal yazılı metin" algısının Kur'an'daki kurumsal yansıması olduğunu savunur. Toshihiko Izutsu, kitabın sadece yazılı bir rulo değil, Allah'ın insanlığa sunduğu değişmez yasanın (şeriatın) ve hidayet rehberinin somutlaşmış hali olduğunu vurgular.

        El-Hakk (الْحَقِّ)

        İbn Fâris, "h-k-k" kökünün temelinde bir şeyin sabit olması, doğruluğunun kesinleşmesi, sarsılmazlığı ve inkar edilemez gerçekliği anlamlarının bulunduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, hakkı "gerçeğe ve vakıaya tam olarak uygun düşen şey" olarak tanımlar. Kitabın "hak ile" indirilmesinin, onun içeriğinde hiçbir batıl, çelişki veya asılsız iddia bulunmadığını; evrensel adaleti, ontolojik gerçeği ve mutlak doğruyu temsil ettiğini detaylandırır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik alanında "hakk" kavramının sadece epistemolojik bir doğruluk değil, aynı zamanda insanın heva ve hevesine (kişisel arzularına) karşı duran nesnel, ilahi ve varoluşsal bir gerçeklik olduğunu analiz eder.

        İhtelefû (اخْتَلَفُوا)

        İbn Fâris, "h-l-f" kökünün bir şeyin ardına düşmek, yerini almak ve ayrılığa düşmek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki eylemin, hakikat tek ve sabit olmasına rağmen insanların kendi kasıtları ve çıkarları doğrultusunda ayrı yollara sapmalarını, bilinçli bir çatışma üretmelerini ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, ihtilaf kavramını "aynı konuda farklı yollara girmek ve zıt düşmek" olarak tanımlar. Kitap üzerinde ihtilaf edenlerin, apaçık metni kendi heveslerine göre yorumlayarak dini bir bütünlükten (tevhid) kopup yapay parçalanmalar oluşturduklarını detaylandırır. Toshihiko Izutsu, bu fiili teolojik bir anomali olarak inceler; zira kitap birleştirici (hak) bir unsur olarak inmişken, insanların bencil arzuları onu bir ayrışma ve parçalanma nesnesi haline getirmiştir.

        Şikâkın (شِقَاقٍ)

        İbn Fâris, "ş-k-k" kökünün temel anlamının bir şeyi yarmak, ikiye bölmek ve parçalamak olduğunu belirtir. Şikâk kelimesinin, tarafların birbirine öylesine zıt düşmesi ve düşman olması ki, adeta her birinin yarılan bir bütünün farklı uçlarına savrulması anlamına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu kavramı sıradan bir fikir ayrılığı değil, inatlaşmaya ve düşmanlığa dayanan keskin bir kopuş, inananlar topluluğundan (cemaatten) ayrılıp kendi hizbini oluşturmak olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, şikâkın Kur'an'ın kutuplaşma lügatindeki en şiddetli kelimelerden biri olduğunu; bunun salt bir anlaşmazlık değil, ilahi düzene karşı radikal bir başkaldırı ve hakkın merkezinden koparak varoluşsal bir yırtılma yaratmak olduğunu analiz eder.

        Be'îd (بَعِيدٍ)

        İbn Fâris, "b-a-d" kökünün yakınlığın (kurb) tam zıddı olarak mesafenin uzaklığını, erişilmezliği ve kopukluğu ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin hem fiziksel hem de kavramsal/ahlaki mesafeyi nitelediğini açıklar. Şikâk (bölünme) kelimesinin sıfatı olarak kullanıldığında, bu düşmanlığın ve ayrılığın artık geri dönüşü olmayan, uzlaşma ve hakikate dönüş ihtimali tamamen ortadan kalkmış dipsiz bir savrulma olduğunu detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu sıfatın, kitap üzerinden rant ve ayrılık üreten zihniyetin içine düştüğü ontolojik umutsuzluğu ve hakikatin merkezinden onarılamaz biçimde uzağa fırlatılmış olma halini çok güçlü bir şekilde resmettiğini ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X