Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 171. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 171. Ayet

    وَمَثَلُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا كَمَثَلِ الَّذ۪ي يَنْعِقُ بِمَا لَا يَسْمَعُ اِلَّا دُعَٓاءً وَنِدَٓاءًۜ صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemeśelu-lleżîne keferû kemeśeli-lleżî yen’iku bimâ lâ yesme’u illâ du’âen venidâ(en)(c) summun bukmun ‘umyun fehum lâ ya’kilûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      İnkar yolunu tutanların durumu, çobanın bağırıp çağırmasından başka bir şey duymayan hayvanların durumuna benzer. Çünkü sağır, dilsiz ve kördür onlar, anlayıp düşünemezler.

      İnkar yolunu tutanların durumu, çobanın bağırıp çağırmasından başka bir şey duymayan hayvanların durumuna benzer. Ayetin bu kısmında iki yorum yapılmıştır: Denildi ki bizim durumumuzla kafirlerin durumu seslenen o çobana benzer ki muhatapları bağırıp çağırmadan başka bir şey duymaz. Kafirler sesi duymakta fakat muhtevasını anlamamaktadır. Bir de denildi ki yen'ıku, "ellezi" ile birlikte ism-i fail konumunda zikredilmiş, ancak ondan ism-i mef'ul manası kastedilmiştir. Yani "kendisine seslenilen kişi" demektir [Kafirlerin durumu kendisine seslenilen o kişiye benzer ki söylenen şeyden, bağırıp çağırmadan başka bir şey duyup anlamaz]. Nitekim, "Artık o, memnun kalınacak bir hayat içindedir" mealindeki ayet-i kerimesinde de ism-i fail olan razıye kelimesi zikredilmiş, ism-i mef'ul olan marzıyye kastedilmiştir. Tefsirini yaptığımız ayet de böyledir. Bu, dilde mümkün ve geçerli bir kullanımdır.

      Çünkü sağır, dilsiz ve kördür onlar, anlayıp düşünemezler. Allah gerçekte böyle olmadıkları halde kafirleri bu şekilde nitelendirmiştir, zira onlar sözü edilen organlardan gereği gibi faydalanmamışlardır. Halbuki organlardan maksat kendilerinden yararlanmaktır. Bu sebeple de kafirleri beyinsiz olarak nitelendirmiştir, onlar bilgileri ve akıllarından istifade etmemişlerdir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Mesel (مَثَلُ)

        İbn Fâris, "m-s-l" kökünün temelinde iki şey arasındaki benzerlik, denklik ve bir durumun diğerine benzetilmesi anlamlarının bulunduğunu belirtir. Ayetteki kullanımıyla, inkar edenlerin zihinsel ve ruhsal durumlarını somut bir tabloyla göz önüne sermek için kurulan temsili bir anlatımı ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, mesel kavramını bilinmeyen veya soyut olan bir hakikati, bilinen ve somut olan bir örnek üzerinden zihne yaklaştırma yöntemi olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın anlamsal alanında çok güçlü bir bilişsel araç olduğunu, muhatabı zihinsel uyuşukluktan kurtarmak ve derin bir ahlaki uyanış yaratmak amacıyla çarpıcı psikolojik ve sosyolojik sahneler (kıssalar/benzetmeler) kurguladığını analiz eder.

        Keferû (كَفَرُوا)

        İbn Fâris, "k-f-r" kökünün sözlükte örtmek, gizlemek ve saklamak anlamına geldiğini belirtir. Ayette, fıtratlarındaki hakikati idrak etme potansiyelini inatla örten ve ilahi çağrıya karşı zihinsel bir duvar ören kimselerin eylemini ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu fiili hakikatin üzerini bilerek örtmek olarak tanımlar; ayetin bağlamında bu kişilerin, gerçeği görme ve işitme yetilerini kendi iradeleriyle iptal ettiklerini detaylandırır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu fiille sadece pasif bir inançsızlığı değil, aynı zamanda Tanrı'nın mesajına karşı geliştirilen aktif, nankörce ve bilinçli bir sağırlık durumunu resmettiğini vurgular.

        Yen'ıku (يَنْعِقُ)

        İbn Fâris, "n-a-k" kökünün sözlükte çobanın koyun sürüsüne veya hayvanlara yüksek sesle bağırması, onları yönlendirmek için çıkardığı kaba ve anlamsız ses anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin kelimelerden ve anlamlı ifadelerden yoksun, sadece hayvanları sevk etmek için kullanılan bir nida olduğunu ifade eder. Ayetteki benzetmede, inkar edenlerin peygamberin okuduğu ilahi mesajı sadece fiziksel bir gürültü olarak algıladıklarını, içindeki derin manayı idrak edemediklerini göstermek için kullanıldığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu sahnedeki kullanımının müşriklerin sosyo-psikolojik durumlarına yönelik ağır bir ironi barındırdığını; hakikati dinlerken onların, çobanın ne dediğini anlamayıp sadece sese tepki veren şuursuz bir sürü psikolojisi içinde olduklarını ifade eder.

        Yesmeu (يَسْمَعُ)

        İbn Fâris, "s-m-a" kökünün sesi algılamak, kulağa ulaşan titreşimleri hissetmek ve dinlemek anlamlarına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, işitme eyleminin hem kulağın sesi fiziksel olarak algılaması hem de aklın o sesi anlamlandırması boyutları olduğunu belirtir. Ayetteki benzetmede işitme, sadece sese ve gürültüye maruz kalmak şeklindeki alt düzey biyolojik bir eyleme indirgenmiştir. Toshihiko Izutsu, işitmenin Kur'an teolojisinde itaatin ve idrakin ön şartı olduğunu, ancak manadan kopuk salt akustik bir işitmenin (hayvanların işitmesi gibi) Kur'an'ın kastettiği anlamda işitme kabul edilmediğini, bunun varoluşsal bir sağırlık olduğunu analiz eder.

        Duâen (دُعَاءً)

        İbn Fâris, "d-a-v" kökünün birini çağırmak, seslenmek ve davet etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayette, anlamsız bir sese maruz kalan sürünün duyduğu genel ve içeriksiz çağrı eylemini nitelediğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, dua kavramının birine sesini duyurma çabası olduğunu ifade eder; bağlam içinde inkar edenlerin kulağına giden ilahi tebliğin, onlar tarafından sadece boş bir çağrı yankısı olarak algılandığını detaylandırır.

        Nidâen (نِدَاءً)

        İbn Fâris, "n-d-y" kökünün uzaktan, yüksek sesle ve şiddetle bağırmak anlamına geldiğini belirtir. Duâ kelimesine göre sesin şiddetini ve mesafeyi daha çok vurguladığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, nidânın uzaklık hissi barındırdığını, inkar edenlerle ilahi mesaj arasında aşılamaz ontolojik ve zihinsel bir mesafe bulunduğunu, bu yüzden mesajın onlara sadece uzaktan gelen kuru bir gürültü gibi ulaştığını açıklar.

        Summun (صُمٌّ)

        İbn Fâris, "s-m-m" kökünün sertlik, katılık ve tıkanıklık anlamlarına geldiğini belirtir. İçi tamamen dolu, sert kayaya "samam" denildiğini hatırlatarak, sağırlığın da kulağın sese karşı tamamen tıkanması ve sertleşmesi olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin fiziksel sağırlıktan ziyade, hakkı duymaya ve anlamaya karşı kalbin/zihnin kendini mühürlemesi, gerçeğe karşı sağırlaşması anlamına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin manevi algı mekanizmalarının çöküşünü simgeleyen güçlü bir metafor olduğunu; kişiyi ilahi iletişim ağından koparan ölümcül bir izolasyon durumu olduğunu analiz eder.

        Bukmun (بُكْمٌ)

        İbn Fâris, "b-k-m" kökünün doğuştan konuşamamak, dilsizlik ve meramını ifade edememek anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin gerçeği söyleme, hakkı ikrar etme ve ilahi hitaba cevap verme yeteneğinin tamamen kaybedilmesi durumunu nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, dilsizliğin, insanın yaratıcısıyla kurması gereken o diyalojik bağı (duayı ve tasdiki) kuramaması, varoluşsal bir felç hali yaşayarak hakikat karşısında dilsiz şeytan konumuna düşmesi olduğunu detaylandırır.

        Umyun (عُمْيٌ)

        İbn Fâris, "a-m-y" kökünün görme yetisinin kaybolması, karanlık ve belirsizlik anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, körlüğün gözün ışığı algılayamaması olduğunu, ancak dini metinlerde mutlak surette kalbin ve aklın körlüğünü (basiret yoksunluğunu) ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, sağırlık ve dilsizliğin ardından gelen bu körlük vasfının, insanın dış dünyadaki ilahi işaretleri (ayetleri) okuma kapasitesinin sıfırlanmasını temsil ettiğini ve bu üçlü algı yitiminin cahiliye zihniyetinin tam bir karanlıkta hapsolması anlamına geldiğini vurgular.

        Ya'kılûn (يَعْقِلُونَ)

        İbn Fâris, "a-k-l" kökünün bir şeyi bağlamak, tutmak ve deveyi ipiyle düğümlemek anlamına geldiğini yineler. Aklın da insanı dürtüsel davranışlardan, savrulmalardan ve anlamsızlıktan alıkoyan bir bağ işlevi gördüğünü açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin eşya ve olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkisini kurarak hakikati idrak etme eylemi olduğunu belirtir. Ayetin sonunda olumsuz formda gelmesinin, inkar edenlerin o hayvan sürüsü benzetmesindeki durumunu tescillediğini; onların idrak, analiz ve anlam üretme cihazlarının tamamen bozulduğunu detaylandırır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın akıl kavramını salt felsefi bir rasyonalite olarak değil, vahyin "gürültüsünü" "anlama" dönüştüren aktif ve pratik bir bilgelik mekanizması olarak sunduğunu; bu mekanizma çalışmadığında insanın ontolojik olarak hayvan seviyesine, hatta ondan daha aşağı bir anlamsızlık çukuruna düştüğünü analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X