Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 169. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 169. Ayet

    اِنَّمَا يَأْمُرُكُمْ بِالسُّٓوءِ وَالْفَحْشَٓاءِ وَاَنْ تَقُولُوا عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnnemâ ye/murukum bi-ssû-i velfahşâ-i veen tekûlû ‘ala(A)llâhi mâ lâ ta’lemûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      O sizi sadece kötülük işlemeye, iğrenç ve çirkin işler yapmaya ve Allah'a hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyleri isnat etmeye davet eder.

      O sizi sadece kötülük işlemeye, iğrenç ve çirkin işler yapmaya... davet eder. Denildi ki kötülüğün çirkinlik ve çirkinliğin kötülük anlamına gelmesi mümkündür, çünkü bunların her biri her türlü günahı kapsamaktadır. Bununla birlikte kötülüğün gizli günahları, çirkinliğin ise açıktan işlenen günahları ifade etmesi de muhtemeldir. Yine denildi ki kötülük, dini cezayı (had) gerektirmeyen, çirkinlik ise zina etmek ve şarap içmek gibi had gerektiren suçları ifade eder. Ayrıca denildi ki çirkinlik aklın çirkin gördüğü, kötülük ise yasaklanınca kişinin kendiliğinden vazgeçtiği günahlardır.

      Ve Allah'a hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyleri isnat etmeye... Bu ilahi beyan, müşriklerin, "Allah bunları (yukarıda sözü edilen hususları) haram kıldı" şeklindeki ifadelerine işaret edebileceği gibi çocuk isnat etmeleri ve kullukta başkalarını ortak koşmaları gibi hakkında bilgi sahibi olmadıkları hususları O'na nisbet etmeleri anlamına da gelir. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ye'murukum (يَأْمُرُكُم)

        İbn Fâris, "e-m-r" kökünün temel anlamının bir işi buyurmak, talep etmek ve yönlendirmek olduğunu belirtir. Ayette eylemin şeytana nispet edilmesinin, onun insan iradesi üzerinde kurmaya çalıştığı tahakkümü ve kötülüğe dair aktif yönlendirmesini ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, emir kelimesini bir başkasından bir şey yapmasını istemek olarak tanımlar; şeytanın buradaki emrinin fiziksel bir zorlama değil, insanın zihnine ve nefsine fısıldadığı yoğun telkinler, kışkırtmalar ve vesveseler yoluyla iradeyi ele geçirme çabası olduğunu detaylandırır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal sisteminde şeytanın bu "buyurma" eyleminin, ilahi emre karşı ontolojik bir alternatif ve yıkıcı bir anti-otorite inşası olduğunu analiz eder; insanın bu içsel çağrıya boyun eğmesinin, ahlaki çöküşün başlangıç noktası olduğunu vurgular.

        Es-Sûi (السُّوءِ)

        İbn Fâris, "s-v-e" kökünün iyiliğin ve güzelliğin (hüsün) zıddı olarak, hoşa gitmeyen, insana acı ve üzüntü veren, kötü olan her şeyi kapsadığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sû' kavramını insanın bedenine, malına veya ruhuna zarar veren, dünyada veya ahirette onu mutsuzluğa sürükleyen her türlü eylem ve durum olarak tanımlar. Ayette şeytanın birinci hedefi olarak zikredilen bu kelimenin, fıtrata aykırı olan genel kötülük halini ifade ettiğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içinde insanın hem bireysel hem de toplumsal huzurunu bozan, sağduyu ve aklıselim tarafından reddedilen her türlü yozlaşmayı ve zarar verici eylemi temsil ettiğini ifade eder.

        El-Fahşâi (الْفَحْشَاءِ)

        İbn Fâris, "f-h-ş" kökünün sözlükte sınırı aşmak, ölçüyü kaçırmak, çirkinliği ve iğrençliği açıkça belli olan söz ve davranışlar anlamına geldiğini belirtir. Sû' kelimesinin daha genel kötülükleri kapsadığına, fahşânın ise kötülükte aşırılığı ve taşkınlığı nitelediğine dikkat çeker. Râgıb el-İsfahânî, fahşâ kavramını, çirkinliği akıl ve şeriat tarafından tartışmasız bir şekilde kabul edilen, utanç verici, yüz kızartıcı büyük günahlar olarak tanımlar. Ayette sû'dan hemen sonra zikredilmesinin, şeytanın insanı sıradan kötülüklerden başlatıp ahlaki yozlaşmanın en uç noktasına (haya duygusunun yok edilmesine) doğru sürükleme stratejisini gösterdiğini detaylandırır. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi Kur'an'ın ahlak felsefesinde "ma'rûf" (toplumca bilinen iyi/doğru) kavramının tam zıddı olarak konumlandırır; cahiliye döneminin utanmazlığını, ahlaki sınır tanımazlığını ve toplumsal ifsadı temsil eden kilit bir terim olarak analiz eder.

        Tekûlû (تَقُولُوا)

        İbn Fâris, "k-v-l" kökünün bir düşünceyi veya inancı sözle ifade etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, söylemek eyleminin sadece ağızdan çıkan sesler olmadığını, bir kanaati, iddiayı ve hükmü dile getirmek olduğunu açıklar. Ayette şeytanın nihai hedefi olarak gösterilen bu eylemin, insanların kendi heva ve heveslerinden uydurdukları dini/hukuki kuralları (helal ve haramları) sözlü bir iftiraya dönüştürerek Tanrı'ya atfetmeleri olduğunu detaylandırır.

        Allâhi (اللَّهِ)

        İbn Fâris, "e-l-h" kökünden türeyen bu ismin, mutlak ibadet edilen ve otoritesine sığınılan yüce yaratıcıyı ifade ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki ortak kökenine (Alaha) işaret ederek, teolojik sistemlerde ilahi ismin mutlak hakikatin kaynağı olduğunu; bu isme dayanarak yalan söylemenin, antik Ortadoğu dinlerinde de en ağır epistemolojik ve teolojik suç kabul edildiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Tanrı hakkında bilgisizce konuşmanın, O'nun mutlak otoritesini ve yasa koyucu vasfını gasp etmeye yönelik bir girişim olduğunu, bu eylemin şirkin en entelektüel ve sinsi formu olarak şeytan tarafından kışkırtıldığını analiz eder.

        Ta'lemûn (تَعْلَمُونَ)

        İbn Fâris, "a-l-m" kökünün bir şeyi idrak etmek, özünü kavramak ve gerçeği yansıtacak izler bulmak anlamına geldiğini belirtir. Fiilin olumsuz formda (bilmediğiniz şeyler) kullanılmasının, vahye veya sağlam bir akli temele dayanmayan zannı ve cehaleti ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, ilim kavramını nesnenin hakikatini algılamak olarak tanımlar. Müşriklerin Tanrı adına koydukları yasakların (bahîre, sâibe gibi) hiçbir epistemolojik değerinin olmadığını, tamamen bilgisizliğe ve şeytani bir telkine dayandığını açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, Allah hakkında ilimsizce konuşmanın dinin içinin boşaltılmasına, hurafelerin meşrulaştırılmasına ve fıtrata aykırı tabuların "ilahi buyruk" maskesiyle topluma dayatılmasına yol açan temel bir bilişsel sapma olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X