اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ اُو۬لٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 161. Ayet
Daralt
X
-
Küfür ve inkar yolunu tutup da bu hal üzere ölenlere gelince, işte Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onların üzerinedir.
Küfür ve inkar yolunu tutup da bu hal üzere ölenlere gelince, işte Allah'ın laneti onların üzerinedir. Denildi ki burada yer alan "Allah'ın laneti" onları cehenneme atması ve ebediyen orada bırakmasıdır; meleklerin laneti ise ilahi beyanlarda yer aldığı gibidir: "Bekçi melekler, 'Size peygamberleriniz açık açık deliller getirmedi mi?' derler", bu onların azabın hafifletilmesi meyanındaki taleplerine cevap olarak söylenecektir. Ve ilahi beyan: "Rabb'inize dua edin de şu azabı bir gün olsun hafifletsin"; bir de ayet-i kerime: "Rabbimiz! Bizi buradan çıkar, tekrar kötülük edecek olursak gerçekten kendisine yazık edenler durumuna düşeriz." Melekler ise (Allah adına) kendilerine şöyle cevap verir: "İtibarsız ve güçsüz olarak orada kalın, benimle konuşmayın." Bu, meleklerin laneti açısından yapılan yorumdur. Bütün insanların laneti konusunda da şöyle bir yorum yapılmıştır: Cehennemdekiler cennet ehlinden, "Suyunuzdan veya Allah'ın size verdiği nimetlerden bize de verin" dediklerinde cennet ehlinin, "Allah talep ettiğiniz bu iki şeyi kafirlere haram kılmıştır" şeklinde cevap vermesidir, işte bu insanların lanetidir. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.
Yorumu Yorumla
-
Keferû (كَفَرُوا)
İbn Fâris, "k-f-r" kökünün sözlükte bir şeyi örtmek, gizlemek ve saklamak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki fiil formunun, ilahi hakikatleri bile isteye reddeden, fıtratındaki inanç eğiliminin üzerini inatla örten kimselerin eylemini ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu eylemin imanın tam karşıtı olduğunu; gerçeği tasdik etmeyi reddederek zihinsel ve ruhsal bir kapanma durumu sergilemek anlamına geldiğini detaylandırır. Arthur Jeffery, kelimenin dini literatürde inkar etmek anlamını kazanmasında Süryanice ve Aramicedeki "kfar" (reddetmek, inkar etmek) kökünün semantik etkisine dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, bu fiili Kur'an'ın anlamsal evreninde, ilahi çağrıya karşı gösterilen bilinçli, inatçı ve nankörce bir direniş eylemi olarak analiz eder; burada eylemin geçmiş zaman kipiyle kullanılması, bu reddedişin kişinin hayatında kesinleşmiş bir tutuma dönüştüğünü gösterir.
Mâtû (مَاتُوا)
İbn Fâris, "m-v-t" kökünün hareketin sona ermesi, sükûnet, gücün ve yaşam belirtilerinin yitirilmesi gibi temel anlamlara geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ölüm eylemini ruhun bedeni terk etmesi olarak tanımlar. Ayette inkar eylemiyle (keferû) birleştiğinde bu fiilin, kişinin dünyevi sınama süresini mutlak bir inançsızlık içinde tamamlamasını, dönüşü olmayan o nihai sınırı geçmesini ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, ölüm kavramının bu bağlamda sadece biyolojik bir son olmadığını; eylemlerin ve inançların dondurularak kalıcı hale geldiği, ontolojik statünün (kafir olarak kalmanın) ebediyen mühürlendiği kozmik bir geçiş anını temsil ettiğini vurgular.
Kuffâr (كُفَّارٌ)
İbn Fâris, yine "k-f-r" (örtmek/gizlemek) kökünden türeyen bu kelimenin, inkar eylemini gerçekleştirenlerin çoğul hali olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kafir" kelimesinin çoğulu olan bu ifadenin, inkarı geçici bir eylem (keferû) olmaktan çıkarıp, kişinin benliğine işlemiş, onun ayrılmaz bir sıfatı ve kalıcı kimliği haline gelmiş bir durumu nitelediğini ifade eder. Ayette "onlar kafir kimseler olarak öldüler" şeklindeki kullanımın, inkarda ısrarın son nefese kadar sürdüğünü ve bu değişmez karakterle ilahi huzura varıldığını detaylandırır.
La'netu (لَعْنَةُ)
İbn Fâris, "l-a-n" kökünün temel anlamının birini öfkeyle kovmak, uzaklaştırmak ve dışlamak olduğunu kaydeder. Ayetteki bağlamında, inkar üzere ölenlerin ilahi merhametten, bağışlanmadan ve her türlü inayet alanından mutlak surette sürgün edilmelerini ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, la'net kavramını Allah'ın rahmetinden tamamen mahrum bırakılmak ve nihai cezaya çarptırılmak olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kullanımına atıfta bulunarak, bunun teolojik bir aforoz, evrensel ve kozmik bir dışlanma kararı olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kelimeyi ontolojik bir kopuş olarak analiz eder; kafir olarak ölen kişi, sadece Tanrı tarafından değil, tüm varlık hiyerarşisi tarafından evrenin uyumunu bozan bir unsur olarak görülüp varoluşsal bir nefrete ve kalıcı bir izolasyona mahkum edilmektedir.
Allâh (اللَّهِ)
İbn Fâris, "e-l-h" kökünden gelen bu ismin, mutlak otorite ve ibadet edilen yüce yaratıcı anlamına geldiğini belirtir. Ayette la'netin kaynağı olarak ilk sıraya yerleştirilmesinin, dışlanma cezasının evrenin en üst makamından onaylandığını ve hiçbir şekilde iptal edilemez kesin bir yargı olduğunu gösterdiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, varlığı kendinden olan yaratıcının has ismi olan bu lafzın, cezanın mutlak hakkaniyetine ve geri döndürülemez ilahi iradeye işaret ettiğini detaylandırır. Arthur Jeffery, Sami dillerindeki Alaha/Elohim formlarına dikkat çekerek, burada ismin "mutlak yargıç" fonksiyonuyla öne çıktığını savunur.
El-Melâiketi (الْمَلَائِكَةِ)
İbn Fâris, kelimenin kökeninin haber ve mesaj anlamındaki "m-l-k" veya "l-e-k" (elûke) harflerinden geldiğini belirtir. İlahi mesajı taşıyan, evrenin işleyişinde görevli ruhanî varlıkları ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, melekleri Allah'ın emirlerini uygulayan ve günahsız olan saf varlıklar olarak tanımlar. Ayette onların da la'net ediciler arasında sayılmasının, ilahi mahkemedeki kozmik şahitliğin ve ilahi iradeyle olan kusursuz uyumun bir göstergesi olduğunu detaylandırır. Arthur Jeffery, kelimenin Etiyopya dilindeki (Ge'ez) "mal'ak" veya İbranice/Aramicedeki elçi anlamındaki formlardan Arapçaya geçtiğini belirtir. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin kökeni hakkındaki "muarreb" (yabancı dillerden Arapçaya geçmiş) tartışmalarını naklederken, kelimenin Kur'an'daki melekut alemine ait varlıkları niteleyen evrensel kullanımını teyit eder.
En-Nâsi (النَّاسِ)
İbn Fâris, "n-v-s" (hareket etmek) veya "u-n-s" (ünsiyet kurmak, sosyalleşmek) kökünden türeyen bu kelimenin, toplumsal bir bütün olarak insanlığı nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin tüm insan nevini kapsadığını ifade eder. Ayette insanların da la'net edenler arasında bulunmasının, inkar üzere ölen kişilerin sadece göksel makamlar tarafından değil, yeryüzündeki tüm ahlaki varlıklar ve fıtratı bozulmamış şuurlu insanlar tarafından da dışlandığını, bu kişilerin ortak insanlık vicdanında da mahkum edildiğini detaylandırır.
Ecme'în (أَجْمَعِينَ)
İbn Fâris, "c-m-a" kökünün dağınık olan şeyleri bir araya getirmek, toplamak ve kuşatmak anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin "bütün, hepsi, istisnasız" anlamlarına geldiğini ve kendinden önceki kelimelerin kapsamını pekiştirdiğini belirtir. Ayette meleklerin ve insanların ardına eklenmesinin, inkarla ölen kişiye yönelen kozmik dışlanmanın (la'netin) boyutunu gösterdiğini; göklerdeki ve yerdeki hiçbir varlığın bu cezaya itiraz etmediği, mutlak ve istisnasız bir oybirliği ile bu kişilerin rahmetten uzaklaştırıldığını analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla