Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 152. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 152. Ayet

    فَاذْكُرُون۪ٓي اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا ل۪ي وَلَا تَكْفُرُونِ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feżkurûnî eżkurkum veşkurû lî velâ tekfurûn(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Öyleyse siz beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankör davranmayın!

      Öyleyse siz beni anın ki ben de sizi anayım. Denildi ki dünyada itaatle beni anın ki ben de ahirette günahlarınızı bağışlayarak sizi hatırlayayım. Yine denildi ki beni bollukta ve rahatlıkta anın ki ben de sizi sıkıntı ve darlık zamanında hatırlayayım. Bir de beni yalnızken anın ki ben de sizi insanların arasındayken hatırlayayım ve meleklerin arasında adınızı anayım. Bir başka ihtimal de şudur: Beni lütfettiğim nimetlere şükrederek anın ki ben de sizi o nimetleri arttırarak hatırlayayım. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      Bana şükredin, sakın nankör davranmayın! Yani nimetime karşı şükrünüzü bana yöneltin, başkasına teşekkür etmeyin. Bir başka ihtimal de şudur: "Şükrü yani kulluğu sadece bana hasredin, başkasına kulluk etmeyin." Nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Uzkurûnî (اذْكُرُونِي)

        İbn Fâris, kelimenin kökeni olan "z-k-r" harflerinin bir şeyi muhafaza etmek, onu zihinde veya dilde hazır etmek ve unutmanın zıddı gibi temel anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla insanın ilahi varlığı ve nimetleri bilincinde sürekli canlı tutmasına işaret ettiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, zikrin kalple hatırlamak ve dille anmak olmak üzere iki yönüne dikkat çeker. Bu ayetteki bağlamında zikrin, insanın samimi yönelişine karşılık olarak ilahi bir lütuf getiren, çift taraflı bir bilinç ve bağlılık eylemi olduğunu detaylandırır. Toshihiko Izutsu, zikir kavramını Kur'an'ın anlamsal alanında insanın ontolojik uyku halinden ve gafletten uyanarak ilahi varlığı sürekli şuurunda tutması olarak analiz eder. İnsanın bu hatırlayışının eylemsel ve varoluşsal bir uyanıklık gerektirdiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki bağlamını itaat ve kulluk eylemi ekseninde değerlendirerek insanın Allah'ı anmasının salt sözlü bir tekrardan ibaret olmadığını, emirlere uyarak gerçekleştirilen pratik bir yöneliş olduğunu ifade eder.

        Ezkurkum (أَذْكُرْكُمْ)

        İbn Fâris, "z-k-r" kökünün "korumak ve hazırda tutmak" anlamının bu fiilde birinci tekil şahıs formunda ilahi bir vaade dönüştüğünü belirtir. İnsanın zikrine karşılık olarak ilahi merhametin ve korumanın insan için aktif hale getirilmesini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, eylemin Allah'a nispet edilmesinin, kulun anışına verilen doğrudan bir karşılık olduğunu, bu karşılığın da kişiyi ödüllendirmek ve onu rahmetle anmak anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin teolojik iletişim modelinde dikey ilişkinin yukarıdan aşağıya olan boyutunu temsil ettiğini; insanın bilinçli yönelişine (zikrine) yaratıcının inayet ve kurtuluş ile verdiği varoluşsal yanıt olduğunu analiz eder.

        Uşkurû (اشْكُرُوا)

        İbn Fâris, "ş-k-r" kökünün temelinde "ortaya çıkarmak, göstermek ve bir hayvanın yediği yemin etkisinin üzerinde belirmesi" anlamlarının yattığını belirtir. Ayetteki şükür eyleminin, kişinin kendisine verilen ilahi nimetleri nankörlükle gizlemeyip, hal ve hareketleriyle o nimetin hakkını vererek görünür kılması olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, şükrü "nimeti tasavvur etmek ve onu ortaya çıkarmak" olarak tanımlar. Kalp, dil ve organlarla gerçekleştirilen çok boyutlu bir eylem olduğunu, ayette de nimetlerin kaynağını bilip o kaynağa uygun bir bilinçle hareket etmenin emredildiğini detaylandırır. Toshihiko Izutsu, şükür kavramının Kur'an'ın dini-ahlaki sisteminde insanın yaratıcıya karşı verebileceği en temel olumlu tepki olduğunu analiz eder. Şükrün sadece bir teşekkür sözcüğü değil, insanın yaratıcısına karşı duyduğu minnettarlığın tüm yaşama yayılan aktif ve pratik bir duruşu olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemin, insanın varlık karşısındaki ontolojik borcunu idrak etmesi ve bu bilincin ahlaki bir sorumluluğa dönüşmesi anlamına geldiğini ifade eder.

        Tekfurûn (تَكْفُرُونِ)

        İbn Fâris, "k-f-r" kökünün sözlükte "bir şeyi örtmek, gizlemek" anlamına geldiğini belirtir. Tohumu toprağa gizlediği için çiftçiye de "kâfir" denildiğini hatırlatarak, ayetteki nankörlük yasağının aslında insanın kendisine verilen ilahi hakikatleri ve nimetleri bile isteye örtmesi eylemine yönelik olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, küfrü şükrün tam karşıtı olarak konumlandırır ve nimeti gizlemek, yok saymak anlamına gelen "küfrân-ı nimet" kavramı üzerinde durur. Ayetteki yasağın, var olan ilahi iyiliği inkâr ederek hakikatin üzerini örtme tehlikesine karşı bir uyarı olduğunu vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Arapçadaki temel "örtmek" anlamını korumakla birlikte, dini literatürde "inkâr etmek ve nankörlük yapmak" anlamını kazanmasında Süryanicedeki "kĕphar" kökünün anlamsal etkisinin de göz ardı edilemeyeceğini ileri sürer. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Kur'an'ın semantik dünyasında şükür kavramıyla oluşturduğu keskin zıtlığa dikkat çeker. Burada doğrudan inançsızlık (küfür) anlamından ziyade, nankörlük şeklindeki ahlaki çöküşü temsil ettiğini ve insanın Tanrı'nın lütfunu karşılıksız bırakarak varoluşsal bir kopuşa sürüklenmesini ifade ettiğini detaylıca analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X