Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 150. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 150. Ayet

    وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۙ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌۗ اِلَّا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْن۪ي وَلِاُتِمَّ نِعْمَت۪ي عَلَيْكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemin hayśu ḣaracte fevelli vecheke şetra-lmescidi-lharâm(i)(c) vehayśu mâ kuntum fevellû vucûhekum şetrahu li-ellâ yekûne linnâsi ‘aleykum huccetun ille-lleżîne zalemû minhum felâ taḣşevhum vaḣşevnî veli-utimme ni’metî ‘aleykum vele’allekum tehtedûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Evet, nerede bulunursan bulun yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Siz de (ey müminler!) nerede bulunursanız bulunun yüzünüzü ondan yana çevirin ki insanların aleyhinizde kullanabilecekleri bir bahanesi kalmasın. Ancak içlerinden gerçeği bile bile çiğneyenler müstesna. Siz onlardan korkmayın, benden korkun. Bu sayede size olan nimetimi güven ve zaferle tamamlayayım, siz de kıblenizi ve isabetli yolu bulmuş olasınız.

      Evet, nerede bulunursan bulun, bu kısmı biraz önce açıkladık.

      Siz de (ey müminler!) nerede bulunursanız bulunun yüzünüzü ondan yana çevirin. Allah herkese hitap edip nerede olurlarsa olsunlar oraya yönelmelerini emretmiştir, ta ki bu hükmün sadece Peygamber'e mahsus olmayıp herkesi kapsamış bulunsun.

      İnsanların aleyhinizde kullanabilecekleri bir bahanesi kalmasın. Bu sözün tefsiri -nihai gerçeği bilen Allah'tır ya- şudur ki yahudiler batı yönünü, hıristiyanlar da doğuyu kendi arzularıyla kıble edinince aziz ve celil olan Allah şu ayetleri indirmiştir: "De ki doğu da Allah'ındır, batı da, dilediğini hidayete erdirir"; yine şöyle buyurmuştur: "Nereye dönerseniz Allah'a ibadet yönü orasıdır." Allah, bu ayetlerle, yahudilerin kitaplarında müslümanların kıblesini (bir müddet sonra) başka yöne (Kabe'ye) döndüreceğine dair yaptığı açıklamaya paralel olarak onların ileri sürebileceği mazeret ve argümanlarını geçersiz kılmaktadır. İşte insanların aleyhinizde kullanabilecekleri bir bahanesi kalmasın ayetinin manası budur.

      Gerçeği bile bile çiğneyenler hariç, insanların aleyhinizde kullanacak bir bahanesi kalmasın, mealindeki beyan hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Denildi ki Allah insanlarla Ehl-i kitabı, gerçeği bile bile çiğneyenlerle de onların dışındaki inkarcıları kastetmiştir. Buna göre mana şöyle olmaktadır: "Ehl-i kitabın ve diğer inkarcıların aleyhinize kullanabilecekleri bir bahanesi bulunmasın." Yine denildi ki burada insanlardan maksat Ehl-i kitap'tır, şöyle ki onlar, "Bu özelliğin, yani Muhammed'in bir zaman Beytülmakdis'e dönerek namaz kılacağı, sonra Kabe'ye döneceği bilgisinin, kitaplarında yer almadığını" söyleyerek aleyhinizde konuşmasınlar. Aralarından haksızlık edenler müstesna, Ehl-i kitabın içinden delilsiz ve temelsiz konuşarak sözleriyle size haksızlık edenler hariç. Bu, dilde kabul edilebilir bir üsluptur. Mesela başkasına şöyle diyebilirsin: Bana delilsiz konuşarak haksızlık etmen dışında aleyhime ileri sürebileceğin bir kanıt yoktur. Yahya b. Ziyad el-Ferra şöyle demiştir: Bu bir kimsenin diğerine şöyle demesine benzer: insanlar seni övmektedir, ancak haksızlık eden saldırgan hariç. Bu, mana bakımından doğru, Arap dili açısından hatalıdır. O bunun mümkün olduğunu (Farazdak'a ait olduğu söylenen) şu şiirle de savunmuştur:

      Medine'de halifenin evinden ibaret olan bir ev dışında kale alınacak mesken yoktur, bir de Mervan'ın evi hariç.

      Yani Mervan'ın evi de hariç anlamında (Kûfeli dilcilere göre).

      Ancak içlerinden gerçeği bile bile çiğneyenler hariç. Siz onlardan korkmayın. Yine denildi ki bu, önceki bölümden bağımsız yeni bir cümledir ve mana şu şekildedir: Size verecekleri zarardan dolayı haksızlık edenlerden korkmayın. Fakat Kabe'ye yönelmeyi terkettiğiniz takdirde benden korkun. Ya da şöyle denebilir: Onlarla savaşıp galip gelmek için adım atmaktan korkmayın. Bu, Allah'ın sizi düşmanlardan emin kılma nimetidir. Bu sayede size olan nimetimi güven ve zaferle tamamlayayım mealindeki beyanı da bu konumdadır, yani düşmandan emin kılma nimeti. Güvenlik içinde olmak ve hakkı açıkça ortaya koymaktan daha büyük bir nimet yoktur. İlahi beyanda olduğu gibi: "Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize olan nimetimi tamamladım." Denildi ki buradaki nimet düşmanlardan emin olmaktır, yahut da Allah nimet ile İslam, zafer ve diğer her türlü nimeti kastetmiştir.

      Doğruya ulaşasınız, yani kıbleyi bulasınız, doğru ve uygun yola ulaşasınız.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Haysü (حَيْثُ)

        İbn Fâris, bu kelimenin mekanı ve konumu işaret eden bir zarf olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, belirli bir yönü veya yeri tahsis etmeksizin mutlak mekan bildirdiğini; ayette peygamberin ve Müslümanların yeryüzünde bulunabilecekleri her türlü coğrafyayı, lokasyonu veya sefer halini kapsayan mutlak bir mekânsal evrensellik ifade ettiğini açıklar.

        Harecte (خَرَجْتَ)

        İbn Fâris, "h-r-c" kökünün temel anlamının bir yerden ayrılmak, içtekinin dışarı çıkması ve görünür hale gelmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın alışkın olduğu yerleşik mekanın (vatanın veya evin) sınırlarını aşıp sefere, yolculuğa veya savaşa yönelmesi olarak tanımlar. Ayette Kıble emrinin hiçbir dünyevi mazeret veya mekânsal yer değiştirme (hareket) sebebiyle iptal edilemeyeceğini vurguladığını kaydeder.

        Velli (فَوَلِّ)

        İbn Fâris, "v-l-y" kökünün yakınlık, bitişiklik ve bir yöne doğru dönmek, yönelmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bedensel, zihinsel ve iradi olarak belirli bir hedefe mutlak surette kilitlenip o tarafa dönmek anlamına geldiğini; ayetteki pekiştirilmiş emir formunun, tevhidi istikametin her şart altında kesintisiz korunması gerektiğine işaret ettiğini açıklar.

        Vech (وَجْهَكَ / وُجُوهَكُمْ)

        İbn Fâris, "v-c-h" kökünün karşısına çıkmak, bir şeye yönelmek ve bir şeyin en belirgin, ilk göze çarpan kısmı (yüz) temel anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, fiziksel anlamda bedenin ön kısmı olmakla birlikte, insanın iradesiyle ve inancıyla bir hedefe mutlak olarak kilitlenmesini ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, ayette önce tekil (vech / yüzün), hemen ardından çoğul (vücûheküm / yüzleriniz) formda gelen bu emrin; Kıbleye yönelişin sadece peygamberin bireysel bir pratiği değil, İslam ümmetinin tamamını kapsayan ve onları ortak bir ontolojik rotada sabitleyen o devasa tevhidi, toplumsal inşayı sembolize ettiğini analiz eder.

        Şatra (شَطْرَ)

        İbn Fâris, "ş-t-r" kökünün bir şeyin yarısı, bir yöne doğru ayrılmak, taraf ve istikamet temel anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, tam olarak bir noktanın hizası ve doğrudan o hedefe giden pürüzsüz yön olarak tanımlar.

        Mescid (الْمَسْجِدِ)

        İbn Fâris, "s-c-d" kökünün temel anlamının eğilmek, boyun eğmek ve tevazu göstermek olduğunu, ism-i mekan olarak bu eylemin gerçekleştirildiği mutlak itaat alanını nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın kibrini bütünüyle sıfırlayıp yaratıcısına boyun eğdiği secde mekanı olarak açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Arapçadaki kök yapısıyla uyumlu olmakla birlikte, mabed manasındaki dini kullanımının Aramice "msgd" veya Süryanice "masgedhâ" (tapınım/secde yeri) kavramıyla tarihsel bir kavramsal etkileşim barındırdığını savunur.

        Harâm (الْحَرَامِ)

        İbn Fâris, "h-r-m" kökünün bir şeyin yasaklanması, engellenmesi, dokunulmazlık ve saygınlık kazanması temel anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, her türlü dünyevi ihlalin, kan dökmenin ve saygısızlığın kesin olarak yasaklandığı mutlak kutsal alan (Harem) olarak tanımlar. Angelika Neuwirth, Mescid-i Haram ifadesinin; Kabe'yi pagan asabiyetinden ve Yahudi tekelciliğinden bütünüyle kopararak, İbrahim'in saf monoteizmine dayanan bağımsız ve evrensel bir tevhidi merkez olarak yeniden inşa eden kilit bir Kur'an terminolojisi olduğunu analiz eder.

        Hücceh (حُجَّةٌ)

        İbn Fâris, "h-c-c" kökünün temel anlamının bir şeye kastetmek, yönelmek, karşılıklı tartışmada delil getirmek ve üstün gelmeye çalışmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir iddiayı ispatlamak veya çürütmek için öne sürülen kesin ve bağlayıcı kanıt manasına geldiğini açıklar; ayette Ehl-i Kitab'ın ve müşriklerin Müslümanlar aleyhine kullanabilecekleri her türlü teolojik bahane, polemik malzemesi ve asılsız itiraz argümanını nitelediğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "insanların size karşı bir hücceti (argümanı) kalmasın" vurgusunun; Kıble'nin Kabe'ye dönmesiyle Ehl-i Kitab'ın "peygamber de bizim dinimize tabi oldu" şeklindeki kibirli teolojik hegemonya iddialarının kökünden kesildiğini, İslam'ın tam bir ontolojik ve mekânsal bağımsızlık kazandığını ifade eder.

        Zalemû (ظَلَمُوا)

        İbn Fâris, "z-l-m" kökünün temel anlamının bir şeyi kendi gerçek yeri dışında başka bir yere koymak, hakkı gasp etmek, eksiltmek ve karanlık olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilahi adaletin sınırlarını kasten aşıp hakkı ihlal eden, gerçeği saptıran kimselerin eylemi olarak açıklar. Toshihiko Izutsu, ayette "ancak zulmedenler hariç" şeklinde geçen bu istisnanın (istisna-i munkatı), Kıble değişimi gibi apaçık bir ilahi argümana (tevhidi gerçeğe) rağmen hala inatla itiraz edenlerin durumunu özetlediğini; bu körü körüne muhalefetin bilgi eksikliğinden değil, doğrudan doğruya hakikati kendi yerinden etme girişimi olan bilinçli bir "ontolojik zulümden" kaynaklandığını analiz eder.

        Tahşevhüm (تَخْشَوْهُمْ)

        İbn Fâris, "h-ş-y" kökünün korkmak, ürkmek, çekinmek ve saygı duymak anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, sıradan ve basit bir korkudan (havf) farklı olarak, karşısındakinin büyüklüğünü, tehlikesini veya gücünü bilerek duyulan derin, bilinçli ve saygı barındıran bir çekinme duygusu (haşyet) olarak tanımlar. Ayette olumsuz emir formuyla, Müslümanların; Yahudilerin, müşriklerin veya münafıkların üreteceği psikolojik baskılardan, teolojik fitnelerden ve itirazlardan zerre kadar çekinmemeleri (haşyet duymamaları) gerektiğini mutlak bir dille emrettiğini kaydeder.

        İhşevnî (وَاخْشَوْنِي)

        İbn Fâris, yine "h-ş-y" kökünden emir kipi olup, korku ve çekinme eyleminin sadece mutlak otoriteye yöneltilmesini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın o bilinçli ve derin çekinme duygusunu (haşyetini) yeryüzündeki hiçbir beşeri gruba veya kınayıcıya değil, sadece ve sadece Allah'ın mutlak ilahi iradesine tahsis etmesi olarak açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak felsefesinde bu "Sadece benden korkun" emrinin; insanı yeryüzündeki tüm kabilevi baskılardan, mezhepçi tehditlerden ve sahte otoritelerden bütünüyle azat ederek onu ontolojik olarak özgürleştiren, sarsılmaz bir tevhidi itaat manifestosu olduğunu detaylandırır.

        Ütimme (وَلِأُتِمَّ)

        İbn Fâris, "t-m-m" kökünün temel anlamının bir şeyin noksanlıklardan arınarak eksiksiz olarak kemale ermesi, tamamlanması ve nihayet bulması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir yapının, amacın veya fiilin en mükemmel, en olgun ve en pürüzsüz aşamasına (tamamlanmışlığına) iradi olarak ulaştırılması eylemi olarak açıklar.

        Ni'meh (نِعْمَتِي)

        İbn Fâris, "n-a-m" kökünün yumuşaklık, bolluk, iyilik, refah ve ilahi lütuf anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, insanın fıtratına uyum sağlayan, ona manevi ve maddi fayda veren her türlü bağış olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım" ifadesinin, sadece soyut bir bereketi değil; İslam toplumunun kendi bağımsız Kıblesine kavuşarak hukuki, teolojik ve sosyolojik medeniyet inşasını (kemale erişini) tamamlamasını niteleyen son derece kuşatıcı ve varoluşsal bir ilahi lütuf (nimet) olduğunu ifade eder.

        Tehtedûn (تَهْتَدُونَ)

        İbn Fâris, "h-d-y" kökünün yol göstermek, öne geçip rehberlik yapmak ve bir hedefe nezaketle iletmek temel anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilahi lütufla gerçeği bulmak, hidayete ermek ve doğru yolda tereddütsüz yürümek olarak açıklar. Toshihiko Izutsu, ayetin sonundaki bu eylemin; Kıble'nin Kabe'ye sabitlenmesi, sahte otoritelerden korkunun silinmesi ve nimetin tamamlanmasıyla oluşan o muazzam tevhidi inşanın yegane amacını özetlediğini; insanın varoluşsal kargaşadan ve kabilevi karanlıklardan sıyrılarak o mutlak ilahi rotaya (hidayete) aktif bir şekilde kavuşmasını nitelediğini analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X