وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَاِنَّهُ لَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 149. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: bakara 149, kıble emri, bakara suresi 149. ayet, mescidi haram, bakara suresi, allah, rab, hak, secde, amel, haram
-
Nerede bulunursan bulun namazda yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Şüphe yok ki bu emir Rabb'inden gelen bir gerçeğin ta kendisidir. Allah yaptıklarınızdan asla gafil değildir.
Nerede bulunursan bulun namazda yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nihai gerçeği bilen Allah'tır ya, O buyurur ki hangi şehir ve bölgede olursan ol yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Bu tür ayetlerde geçen "şatr" kelimesi yönü, tarafı ve doğrultusu demektir. Kelimenin bu manası, "Harem, Beytullah'tan uzakta olan uzak memleketlerdekiler için kıbledir" diyenin görüşünü geçersiz kılar. Çünkü Allah, Peygamber'ine (s.a.) hangi şehirde olursa olsun Mescid-i Haram tarafına dönmesini emretmiştir.
{İmam (r.a.) şöyle demiştir:} Ayette Mescid zikredilmiştir, bunun anlamı onun bir parçasına yönel demektir. Uzak bölgelerde ve kapalı mekanlarda yön tayini araştırma ile belirlenir; mescidin kendisini görmekle değil. Bu konuda şer'i bir beyan da nakledilmemiştir.
Şüphe yok ki bu emir Rabb'inden gelen bir gerçeğin ta kendisidir. Allah yaptıklarınızdan asla gafil değildir. Denildi ki "bu" yani kıblenin değiştirilmesi Rabb'inden gelen bir gerçeğin ta kendisidir. Yine denildi ki "bu" yani Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Rabb'inden gelen bir gerçektir. İfadesinin, "O Kur'an, Rabb'inden gelen bir gerçektir" manasında olması da muhtemeldir.
Yorumu Yorumla
-
Haysü (حَيْثُ)
İbn Fâris, bu kelimenin mekanı ve konumu işaret eden bir zarf olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, belirli bir yönü veya yeri tahsis etmeksizin mutlak mekan bildirdiğini; ayette Müslümanların bulundukları coğrafya veya lokasyon neresi olursa olsun, ibadet istikametlerinin değişmeyeceğini vurgulayan mekânsal bir kapsayıcılık ifade ettiğini açıklar.
Harecte (خَرَجْتَ)
İbn Fâris, "h-r-c" kökünün temel anlamının bir yerden ayrılmak, içtekinin dışarı çıkması ve görünür hale gelmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir mekanın veya durumun sınırlarını aşıp dışarıya yönelmek olarak tanımlar. Ayette peygamberin (ve inananların) sefere, yolculuğa veya savaşa çıktıklarında, yani alışkın oldukları yerleşik düzenin dışına çıktıklarında dahi tevhidi istikametin bozulmaması gerektiğine işaret ettiğini kaydeder.
Velli (فَوَلِّ)
İbn Fâris, "v-l-y" kökünün yakınlık, bitişiklik ve bir yöne doğru dönmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bedensel veya zihinsel olarak belirli bir hedefe kilitlenip o tarafa yönelmek anlamına geldiğini açıklar. Ayette emir kipiyle kullanılarak, seyahat halindeyken bile bu yönelişin iradi, bilinçli ve kesintisiz olması gerektiğini vurgular.
Vech (وَجْهَكَ)
İbn Fâris, "v-c-h" kökünün karşısına çıkmak, bir şeye yönelmek ve bir şeyin en belirgin, ilk göze çarpan kısmı (yüz) temel anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, fiziksel yüzün yanı sıra, insanın bütün varlığı, iradesi, niyeti ve dikkatiyle bir hedefe yönelmesini ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, ayette "yüzünü çevir" emrinin salt coğrafi bir pusula ayarı olmadığını; yeryüzünün neresinde olunursa olunsun, insanın kendi ontolojik aidiyetini ve varoluşsal rotasını İbrahim'in tevhidi merkezine (Kabe'ye) sabitlemesini sembolize eden derin bir psikolojik ve teolojik duruş olduğunu analiz eder.
Şatra (شَطْرَ)
İbn Fâris, "ş-t-r" kökünün bir şeyin yarısı, bir yöne doğru ayrılmak, taraf ve istikamet temel anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, tam olarak bir noktanın hizası ve doğrudan o hedefe giden yön olarak tanımlar. Ayette yolculuk esnasında bile Mescid-i Haram'ın hizasından (şatr) sapılmamasını emrederek, mekânsal kargaşa içinde bile istikamet netliğinin korunması gerektiğini belirtir.
Mescid (الْمَسْجِدِ)
İbn Fâris, "s-c-d" kökünün temel anlamının eğilmek, boyun eğmek ve tevazu göstermek olduğunu, ism-i mekan olarak bu itaat eyleminin gerçekleştirildiği yer manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın yaratıcısına olan teslimiyetini fiziki olarak gösterdiği (secde ettiği) alan olarak açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Arapçadaki kök yapısına rağmen, mabed anlamındaki kullanımının Aramice "msgd" veya Süryanice "masgedhâ" (tapınım yeri) kavramıyla güçlü bir tarihsel etkileşim barındırdığını savunur.
Harâm (الْحَرَامِ)
İbn Fâris, "h-r-m" kökünün bir şeyin yasaklanması, engellenmesi, dokunulmazlık ve saygınlık kazanması temel anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, her türlü ihlalin ve çirkinliğin yasaklandığı mutlak kutsal alan (Harem) olarak tanımlar. Angelika Neuwirth, bu kelimenin ayette Kabe'yi niteleyerek, onu paganist ve kabilevi çatışma alanlarından tamamen soyutladığını; Müslümanlar için yeryüzünün her yerinden yönelinebilecek, tekelci olmayan, evrensel ve mutlak barışa dayalı bir dokunulmaz (haram) merkez inşa ettiğini analiz eder.
Hakk (لَلْحَقُّ)
İbn Fâris, "h-k-k" kökünün bir şeyin sabit olması, yerini bulması, değişmez ve inkar edilemez gerçek olması temel anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, batılın zıttı olup, varlığı ve doğruluğu kesin olan ilahi gerçeklik olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, ayette "şüphesiz bu haktır" şeklinde pekiştirilmiş (tekitli) formda gelen bu ifadenin; Ehl-i Kitab'ın yürüttüğü algı operasyonlarına ve şüphelere karşı, Kıble değişiminin geçici bir taktik değil, doğrudan ilahi iradenin sarsılmaz, nesnel ve ontolojik doğrusu olduğunu beyan eden kesin bir teolojik manifesto olduğunu detaylandırır.
Rabb (رَّبِّكَ)
İbn Fâris, "r-b-b" kökünün terbiye etmek, beslemek, büyütmek ve efendi olmak anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, bir varlığı veya toplumu aşama aşama kemale erdiren otorite olarak açıklar. Ayette Kıble emrinin doğrudan "Rabb" ismiyle gelmesinin, bu mekânsal yönelişin ümmeti eğitici, olgunlaştırıcı ve kimlik kazandırıcı o muazzam ilahi terbiyenin zorunlu bir parçası olduğunu vurguladığını ifade eder.
Allah (اللَّهُ)
İbn Fâris, "e-l-h" kökünden geldiğini, ihtiyaç anında sığınılan ve ibadet edilen yegâne varlık anlamına dayandığını ifade eder. Arthur Jeffery, ismin etimolojik olarak Aramice veya Süryanice "Alâhâ" kelimesiyle tarihi bir bağı olduğunu kaydeder. Theodor Nöldeke, "el-ilâh" formundan kaynaşarak özel bir isim halini aldığını, ayette ise her yerin ve her yönün mutlak sahibi olan egemen otoriteyi nitelediğini öne sürer.
Gâfil (بِغَافِلٍ)
İbn Fâris, "ğ-f-l" kökünün temel anlamının dikkat eksikliği, bir şeyi unutmak ve farkında olmamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zihinsel meşguliyet veya dikkatsizlik sebebiyle bir gerçeğin idrakinden uzak kalmak olarak açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki olumsuz yapının ("Allah gafil değildir"), hem Kıble konusunu istismar edip fitne çıkaran muhaliflere yönelik şiddetli bir ilahi tehdit, hem de dünyanın neresinde olursa olsun yüzünü ihlasla Kabe'ye dönen Müslümanlara yönelik mutlak bir ilahi koruma ve kayıt (murakabe) teminatı olduğunu ifade eder.
Ta'melûn (تَعْمَلُونَ)
İbn Fâris, "a-m-l" kökünün temel anlamının bir işi yapmak, çaba sarf etmek ve eyleme dökmek olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, sadece dışsal bir hareketten ziyade, belirli bir kasta ve niyete dayanan bilinçli davranışlar (amel) olarak açıklar. Ayette, ister ibadet anındaki bedensel yönelişler olsun, isterse bu yönelişe karşı arka planda kurulan psikolojik ve siyasi tuzaklar olsun; insanın tüm iradi çabalarının kesintisiz bir ilahi bilgi ve değerlendirmeye tabi olduğunu vurgulayarak konuyu ahlaki bir sorumluluk eksenine bağladığını kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla