قُلْ اَتُحَٓاجُّونَنَا فِي اللّٰهِ وَهُوَ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْۚ وَلَـنَٓا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْۚ وَنَحْنُ لَهُ مُخْلِصُونَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 139. Ayet
Daralt
X
-
De ki: Allah bizim de Rabb'imiz sizin de Rabb'iniz iken O'nun hakkında tartışmaya mı giriyorsunuz? Bizim yaptıklarımızın sonucu bize, sizin yaptıklarınızın sonucu da size aittir. Biz O'na bütün samimiyetimizle bağlanmışızdır.
De ki: "Allah hakkında bizimle tartışmaya mı giriyorsunuz?" İbn Abbas'tan (r.a.) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Yahudi ve hıristiyanlar biz Allah'ın oğulları ve sevdikleriyiz, Allah'a sizden daha yakınız demiş, bunun üzerine Cenab-ı Hak, "De ki: Allah hakkında bizimle tartışmaya mı giriyorsunuz?" mealiyle başlayan ayet-i kerimeyi indirmiştir. Ayetteki fi'llah Allah'ın dini hakkında demektir. Buna göre mana şöyle olur: Allah'ın dini hakkında bizimle tartışmaya ve düşmanlık göstermeye mi kalkışıyorsunuz?
O bizim de Rabb'imiz sizin de Rabb'iniz iken. Yani O'nun bizim de Rabb'imiz sizin de Rabb'iniz olduğunu bildiğiniz ve ikrar ettiğiniz halde Allah hakkında bizimle tartışmaya mı giriyorsunuz? Ayet-i kerimede belirtildiği üzere: "Andolsun ki onlara kendilerini kim yaratmıştır diye soracak olsan mutlaka Allah diyeceklerdir."
Bizim yaptıklarımızın sonucu bize, sizin yaptıklarınızın sonucu da size aittir. Şöyle denilmiştir: Bizim dinimiz bize, sizin dininiz de size aittir, "Sizin dininiz size, benim dinim de bana" mealindeki beyanında olduğu gibi. Şöyle bir yorum da ihtimal dahilindedir: Bizim amellerimiz bize aittir, siz onlardan sorumlu olmayacaksınız; sizin amelleriniz de size aittir, biz sizin amellerinizden sorumlu tutulmayacağız, "Siz o toplumların işlediği fiillerden sorumlu olacak değilsiniz" mealindeki ayetinde olduğu gibi.
Biz O'na bütün samimiyetimizle bağlanmışızdır, din ve amel açısından, başka hiçbir şeyi O'na ortak koşmayız.
Yorumu Yorumla
-
Kul (قُلْ)
İbn Fâris, kelimenin "k-v-l" kökünden türediğini, düşüncenin dil aracılığıyla sesli bir form kazanması ve ifade edilmesi anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, peygambere yöneltilen kesin bir ilahi talimat olduğunu; muhatapların (Ehl-i Kitab'ın) teolojik iddialarına karşı pasif kalınmayıp, vahyin nesnel ve evrensel argümanlarının yüksek sesle beyan edilmesi gerektiğini ifade eder.
Tühâccûnenâ (أَتُحَاجُّونَنَا)
İbn Fâris, "h-c-c" kökünün temel anlamının bir şeye kastetmek, yönelmek, delil getirmek ve karşılıklı tartışmada üstün gelmeye çalışmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir iddiayı ispatlamak veya çürütmek amacıyla karşı tarafa hüccet (kesin delil) sunarak tartışmak manasına geldiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu eylemin, Ehl-i Kitab'ın "Allah sadece bizim millî/kabilevi tanrımızdır, bizi kayırır" şeklindeki dogmatik ve tekelci hezeyanlarını savunan kibirli bir teolojik polemiği nitelediğini ifade eder.
Allah (اللَّهِ)
İbn Fâris, "e-l-h" kökünden geldiğini, ihtiyaç anında sığınılan ve ibadet edilen yegâne varlık anlamına dayandığını belirtir. Arthur Jeffery, ismin etimolojik olarak Aramice veya Süryanice "Alâhâ" kelimesiyle tarihi bir bağı olduğunu kaydeder. Theodor Nöldeke, "el-ilâh" formundan kaynaşarak evrensel yaratıcıyı niteleyen özel isim halini aldığını, ayette ise tartışmanın bizzat merkezinde yer aldığını; Allah'ın belirli bir zümrenin mülkiyetinde (etnik bir tanrı) değil, tüm insanlığın mutlak ve evrensel yaratıcısı olarak konumlandırıldığını öne sürer.
Rabb (رَبُّنَا / رَبُّكُمْ)
İbn Fâris, "r-b-b" kökünün terbiye etmek, beslemek, büyütmek ve efendi olmak anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, bir şeyi halden hale geçirerek kemale erdiren ve ihtiyaçlarını karşılayan şefkatli otorite olarak açıklar. Ayette "O bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir" şeklinde formüle edilerek, ilahi terbiyenin ve otoritenin ırksal veya mezhepsel bir ayrıcalık tanımadığı, ontolojik efendi-kul ilişkisinin herkes için mutlak ve eşit olduğu vurgulanır.
A'mâl (أَعْمَالُنَا / أَعْمَالُكُمْ)
İbn Fâris, "a-m-l" kökünün temel anlamının bir işi yapmak, çaba sarf etmek ve fiiliyata dökmek olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, sadece fiziksel bir hareketten ziyade, doğrudan bir amaca matuf, niyet barındıran ve iradeyle gerçekleştirilen bilinçli eylemler bütünü olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an teolojisinde bu ifadenin ("bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size") kabilevi seçilmişlik dogmasını bütünüyle yıkarak yerine bireysel, ahlaki ve eylemsel liyakati koyduğunu; ilahi adaletin soy bağına değil, mutlak surette iradi amellere göre tecelli edeceğini gösteren evrensel bir ahlak manifestosu olduğunu analiz eder.
Muhlisûn (مُخْلِصُونَ)
İbn Fâris, "h-l-s" kökünün temel anlamının bir şeyin tortudan, kirden ve karışımdan arınarak saf, katıksız ve duru hale gelmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın kalbini ve niyetini riyadan, şirkten ve dünyevi menfaatlerden bütünüyle temizleyerek, inancını ve eylemini sadece Allah'a özgü kılması (ihlas) olarak açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde bu kelimenin, Ehl-i Kitab'ın parçalanmış, millileştirilmiş ve şirke bulaşmış teolojisine karşı; varoluşsal sadakati hiçbir otoriteyle paylaşmayan, dini sadece evrensel yaratıcıya has kılan "saf ve pürüzsüz tevhid" duruşunun zirvesini temsil ettiğini detaylandırır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla