صِبْغَةَ اللّٰهِۚ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ صِبْغَةًۘ وَنَحْنُ لَهُ عَابِدُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 138. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: ilahi renk, gerçek din, kulluk, bakara suresi, allahın boyası, bakara 138, bakara suresi 138. ayet, allah, ibadet, ihsan
-
Biz Allah'ın verdiği renk ile boyandık. Allah'ın verdiğinden daha güzel rengi kim verebilir? Biz sadece O'na kulluk edenleriz.
Biz Allah'ın verdiği renk ile boyandık. Ayette yer alan sıbgatullah Allah'ın dini, Allah'ın verdiği fıtrat diye yorumlanmıştır, "Her çocuk tabii fıtrat üzere doğar" hadisinde olduğu gibi. Denildi ki sıbgatullah Cenab-ı Hakk'ın yahudi ve hıristiyanlara karşı gösterdiği kesin delildir. Yine denildi ki sıbgatullah Allah'ın koyduğu kanundur.
Allah'ın verdiğinden daha güzel rengi kim verebilir? Ayetin bir önceki kısmıyla bağlantılı olan bu ilahi beyandaki sıbga kelimesi din, sünnet (kanun) ve Allah'ın İslam dininde gösterdiği deliller sayesinde anlaşılabilen hüccet manasına gelir. Sözü edilen din hiçbir hüccet ve delil olmaksızın yahudi ve hıristiyanların şaşkınlık ve gaflet üzerine inşa ettikleri din gibi değildir. Denildi ki hıristiyanlar manevi arındırmaya tabi tutmak için yeni doğan çocuklarını bir suya batırıyorlardı (vaftiz). Buna mukabil aziz ve celil olan Allah sıbgatullah buyurmuştur, yani çocukları ve insanları manevi arındırmaya tabi tutan su değil, Allah'ın boyası olan İslam'dır.
Biz sadece O'nun abidleriyiz. Denildi ki muvahhidleriyiz, yine denildi ki O'na samimiyetle teslim olanlarız. Biz O'nun kullarıyız, manası da muhtemeldir.
Yorumu Yorumla
-
Sibğah (صِبْغَةَ)
İbn Fâris, "s-b-ğ" kökünün temel anlamının bir şeyi suya daldırmak, boyamak, rengini değiştirmek ve bir nesneyi sıvının içine sokmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin boya veya renk anlamına geldiğini, ayette ise mecazi olarak "Allah'ın dini ve fıtratı" manasında kullanıldığını açıklar; tıpkı boyanın kumaşın dokusuna işleyip onun ayrılmaz bir parçası olması gibi, tevhid inancının da insanın doğasına ve iç dünyasına bütünüyle nüfuz etmesini nitelediğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanice "sbha" veya "tsabha" (suya daldırmak, vaftiz etmek) kelimeleriyle doğrudan teolojik ve tarihsel bir bağı olduğunu belirtir. Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın bu kelimeyi Hristiyan vaftiz ritüeline karşı son derece stratejik bir polemik aracı olarak kullandığını; Hristiyanların çocukları kutsal suya daldırarak onları "boyadıkları" inancına karşılık, asıl ve kalıcı arınmanın fiziki bir kilise ritüeliyle değil, doğrudan Allah'ın insana verdiği tevhidi fıtratla gerçekleşeceğini ilan ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin doğrudan Hristiyanların "vaftiz" (ma'mudiyye) inancına ontolojik bir reddiye olduğunu; insanın doğuştan günahkar sayılıp suyla temizlendiği dogmasına karşı, İslam'ın "Allah'ın boyası" argümanını öne sürerek insanın doğuştan temiz (fıtrat üzere) olduğunu savunduğunu ifade eder.
Allah (اللَّهِ)
İbn Fâris, "e-l-h" kökünden geldiğini, ibadet ve kulluk edilen yegâne varlık anlamına dayandığını ifade eder. Arthur Jeffery, ismin etimolojik olarak Aramice veya Süryanice "Alâhâ" kelimesiyle tarihi bir bağı olduğunu kaydeder. Theodor Nöldeke, "el-ilâh" formundan kaynaşarak özel bir isim halini aldığını, ayette ise ritüelleri ve dini aidiyeti tekelinde tutan kurumsal kilise otoritesine karşı, insanı asıl arındıran ve onun ontolojik doğasını (boyasını) şekillendiren mutlak egemen irade olarak konumlandırıldığını öne sürer.
Ahsen (أَحْسَنُ)
İbn Fâris, "h-s-n" kökünün temel anlamının çirkinliğin zıttı olarak güzellik, iyilik ve estetik bütünlük olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hem akla, hem kalbe hem de duyu organlarına hitap eden kusursuz iyilik ve kusursuzluk olarak açıklar; ayetteki "kim daha güzeldir?" şeklindeki istifham (soru) formunun, ilahi fıtratın (Allah'ın boyasının) beşeri, yapay ve kurumsal ritüellerden ontolojik olarak kesin ve tartışılamaz bir üstünlüğe sahip olduğunu ilan ettiğini kaydeder.
'Âbidûn (عَابِدُونَ)
İbn Fâris, "a-b-d" kökünün temel anlamının yumuşaklık, boyun eğmek, itaat etmek ve tevazu göstermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın kibrinden sıyrılarak yaratıcısına karşı gösterdiği en üst düzey saygı, teslimiyet ve fiili kulluk eylemi olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "ibadet" kavramının; Ehl-i Kitab'ın kendi kurumsal ritüelleriyle veya etnik seçilmişlikleriyle övündüğü bir bağlamda, dinin şekilsel bir gösteriş değil, insanın tüm varlığıyla Allah'ın mutlak otoritesine kayıtsız şartsız boyun eğdiği sarsılmaz bir ontolojik efendi-köle ilişkisi olduğunu vurgulayan kilit bir teolojik manifesto olduğunu analiz eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla