Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 135. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 135. Ayet

    وَقَالُوا كُونُوا هُوداً اَوْ نَصَارٰى تَهْتَدُواۜ قُلْ بَلْ مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفاًۜ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve kâlû kûnû hûden ev nasârâ tehtedû(k) kul bel millete ibrâhîme hanîfâ(en)(s) vemâ kâne mine-lmuşrikîn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Onlar, 'Yahudi ve hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız' dediler. De ki: Hayır, biz hakka yönelen İbrahim'in dinine uyarız. O herhangi bir şekilde Allah'a ortak koşanlardan değildi.

      Onlar, "Yahudi ve hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız" dediler. Allah Teala yahudi ve hıristiyanların başkalarını dinlerine davet ettiklerini ve kendi dinlerini tercih edenin sapıklıktan (dalalet) kurtulup doğru yolu (hidayet) bulacağını ileri sürdüklerini haber vermiştir. Sonra da Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme iddialarını reddetmesini emretmiştir. De ki: "Hayır, biz hakka yönelen İbrahim'in dinine uyarız. O herhangi bir şekilde Allah'a ortak koşanlardan değildi." Hanif kelimesinin samimi müslüman manasına geldiği ifade edilmiştir.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 4414

        #4
        Ve Kâlû (وَقَالُوا)

        İbn Fâris, "k-v-l" (kaf, vav, lam) kökünün dilde "ses çıkarmak, bir düşünceyi, inancı veya meramı sözle ifade etmek, iddia etmek" anlamlarına geldiğini belirtir. Mazi (geçmiş zaman) çoğul kalıbındadır.

        Celaleddin el-Suyuti, cümlenin başındaki atıf harfi (vav) ve "dediler ki / iddia ettiler ki" (kâlû) yapısının, Ehl-i Kitab'ın o asırlardır dillerine pelesenk ettikleri, dışlayıcı ve dogmatik o tekelci söylemi yeniden sahneye taşıdığını kaydeder.

        Kûnû (كُونُوا)

        İbn Fâris, "k-v-n" (kef, vav, nun) kökünün dilde "var olmak, meydana gelmek, bir hal üzere bulunmak ve dönüşmek" anlamlarına geldiğini açıklar. Emir çoğul kipidir (Olun / Haline gelin).

        Râgıb el-İsfahânî, "olun" (kûnû) emrini tahlil eder. Yahudi ve Hıristiyan elitlerinin bu "olun" talebi, sıradan bir felsefi kabul veya anlaşma teklifi değildir. Bu, karşılarındakini kendi teolojik fırkalarına, tarihsel tortularına ve ritüellerine "asimile etme", kendi kabilevi kimliklerine bütünüyle entegre etme (onlara dönüşme) dayatmasıdır.

        Hûden (هُودًا)

        İbn Fâris, "h-v-d" (he, vav, dal) kökünün dilde "yumuşaklıkla dönmek, tövbe etmek ve hakka yönelmek" anlamına geldiğini, Yahudilerin "Biz sana döndük/tövbe ettik" eylemlerinden dolayı bu ismi aldıklarını belirtir.

        Arthur Jeffery, kelimenin filolojik kökünün Arapça olmadığını, İbranice'deki "Yehûdâ" (יְהוּדָה - Yakup'un dördüncü oğlunun ve sonradan kabilenin adı) isminden türeyerek Arapçaya "Yahudi" (çoğulu Hûd) olarak geçtiğini analiz eder.

        Ev (أَوْ)

        (Veya / Yahut). ---

        Nasârâ (نَصَارَىٰ)

        İbn Fâris, "n-s-r" (nun, sad, ra) kökünün dilde "yardım etmek, destek olmak ve güç vermek" anlamlarına geldiğini, Hıristiyanların Hz. İsa'ya "Biz Allah'ın yardımcılarıyız" demelerinden dolayı bu ismi aldıklarını açıklar.

        Arthur Jeffery, bu ismin etimolojik olarak Süryanice/Aramice havzasındaki "Nâtsrath" (נָצְרַת - Nasıra kasabası) ismine veya "Natsrâyâ" kelimesine dayandığını belirtir.

        Angelika Neuwirth, "Yahudi veya Hıristiyan olun!" (kûnû hûden ev nasârâ) dayatmasını Geç Antik Çağ'ın fırkacı (sekteryan) sosyolojisi üzerinden okur. O dönemde hakikat evrensel bir ahlak yasası olmaktan çıkarılmış; sınırları belli, giriş ritüelleri (vaftiz veya sünnet) olan kabilevi bir "kulüp üyeliğine" indirgenmişti. Her iki grup da kurtuluşu kendi fırkasının tekeline almış ve İslam peygamberine "Ancak bizim kabilemize/kulübümüze katılırsan kurtulursun" kibrini dayatmıştır.

        Tehtedû (تَهْتَدُوا)

        İbn Fâris, "h-d-y" (he, dal, ye) kökünün dilde "doğru yolu göstermek, nazikçe ve lütufla hedefe rehberlik etmek, şaşkınlığın (dalalet) mutlak zıttı" anlamlarına geldiğini açıklar. Şart cümlesinin cevabı (cezm) konumundadır.

        Toshihiko Izutsu, "(Ancak o zaman) hidayete erersiniz / doğru yolu bulursunuz" (tehtedû) fiilini epistemolojik bir sorun olarak tahlil eder. Ehl-i Kitab'ın lügatinde hidayet (kurtuluş); Allah'a ahlaklı bir boyun eğiş, fıtri bir arınma veya erdem üretmek değildir. Onlara göre hidayet, sadece ve sadece "sosyolojik bir etiketi (Yahudi veya Hıristiyan kimliğini) üzerine yapıştırmaktır." Kimliği alan kurtulur, almayan cehennemliktir. Hakikat, kurumsal bir aidiyete rehin bırakılmıştır.

        Kul (قُلْ)

        İbn Fâris, "k-v-l" (söz söylemek) kökünden gelen emir kipidir. "De ki / Yüzlerine haykır".

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu ilahi emrin varoluşsal refleksini analiz eder. Muhatapların o asimilasyoncu ve kof "Yahudi/Hıristiyan olun" dayatmasına karşı, vahiy anında peygamberi savunmaya alır ve o kabileci teolojileri paramparça edecek olan o sarsılmaz rasyonel meydan okumayı (cevap kılıcını) bizzat kendi kurgular.

        Bel (بَلْ)

        Celaleddin el-Suyuti, idrâb (vazgeçme, reddetme ve geçiş) edatı olduğunu belirtir. "Bilakis / Hayır, tam aksine / Asla öyle değil!" anlamındaki bu edat; önceki iddiayı (Yahudileşme veya Hıristiyanlaşma tezini) ontolojik bir çöplüğe fırlatıp, varlığın asıl gerçeğini (antitezi) sahneye çıkaran keskin bir felsefi itirazdır.

        Millete (مِلَّةَ)

        İbn Fâris, "m-l-l" (mim, lam, lam) kökünün dilde "tekrar tekrar dikte edilen, yazılan, usanç verecek kadar yinelenen şey" anlamına geldiğini; nesilden nesile aktarılan "yol, gelenek, din ve inanç sistemi"ne de bu kökten "millet" dendiğini açıklar.

        Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri havzasındaki (Süryanice/Aramice "melltâ" / ܡܠܬܐ - söz, kelam, öğreti) bağlarını analiz ederek; bu kelimenin kurumsal, yasal ve toplumsal sınırları olan bir "dinî yolu" ifade ettiğini belirtir.

        Toshihiko Izutsu, "millet" kavramının Kur'an'daki polemiksel inşasını inceler. Kur'an, Ehl-i Kitab'ın kendi kurumsal/ırkçı teolojilerine verdikleri "millet" ismini onlardan söküp alır. Hakiki "millet" (dinî yol); fırkalara bölünmüş, ruhbanlık icat etmiş o kurumlar değil, insanlığın o yegâne ve evrensel köklerine uzanan asıl tevhid yoludur.

        İbrâhîme (إِبْرَاهِيمَ)

        Gabriel Said Reynolds, "İbrahim'in milletine/dinine (uyarız)" (bel millete İbrâhîme) tamlamasındaki o devasa kelamî darbeyi okur. Yahudiler ve Hıristiyanlar İslam peygamberini kendi fırkalarına asimile etmeye çalışırken, Kur'an tartıştığı zemini aniden Ehl-i Kitab'ın kendi tarihlerinin bile öncesine, o en saygın, en kurucu ve bizzat kendi ataları olan İbrahim'in o "saf ve fırkasız" dinine çeker. İbrahim, Tevrat'ın yasalarından veya İsa'nın çarmıh teolojisinden asırlar önce yaşamıştı ve ne Yahudi ne de Hıristiyandı. Hakikatin kökeni fırkalarda değil, İbrahim'in saflığındadır.

        Hanîfen (حَنِيفًا)

        İbn Fâris, "h-n-f" (ha, nun, fe) kökünün dilde "ayağı meyilli/eğri olmak" veya zıt anlamlı (eżdâd) bir kelime olarak "her türlü eğrilikten, sapkınlıktan ve şirkten uzaklaşıp bütünüyle dosdoğru hedefe (hakka) yönelmek" anlamlarına geldiğini açıklar.

        Arthur Jeffery, "Hanif" kelimesinin etimolojik kökenlerini tahlil eder. Süryanice/Aramice "hanpâ" (ܚܢܦܐ - Helenleşmiş, putperest veya Mecusi) kelimesinden türetildiği iddialarını inceler; ancak Kur'an'ın bu kelimeyi alıp tam bir felsefi tersine çevirmeyle, paganlığın mutlak zıttı olan "saf, şirkten arınmış, kurumsal dinlerin tahrifatına bulaşmamış o orijinal monoteizmi (tevhidi)" ifade eden devasa bir İslami ıstılaha dönüştürdüğünü belirtir.

        Patricia Crone, "Hanif" kavramının Hicaz sosyolojisindeki tarihsel polemiğini okur. Haniflik; kabilevi Arap paganizmini de, Yahudi-Hıristiyan Ortodoksisinin o karmaşık ve yozlaşmış kurumlarını da eşzamanlı olarak reddeden; inancı sadece "mutlak Yaratıcı'ya" (İbrahim'in saf duruşuna) kilitleyen o sarsılmaz ve arınmış teolojik isyandır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "(Biz) hanif olan İbrahim'in milletine uyarız" (bel millete İbrâhîme hanîfen) nidasındaki o ayrımı analiz eder. Yahudi veya Hıristiyan olmak, insanı dar bir gruba ve ritüeller yığınına (fırkaya) hapseder; "Hanif" olmak ise insanı tüm dogmalardan ve kabilevi tanrılardan özgürleştirip, fıtratın o tertemiz, eğilip bükülmemiş ve sadece Yaratıcıya dönük (h-n-f) o dikey eksenine geri döndürür. Haniflik, fırkacılığın panzehiridir.

        Ve Mâ Kâne (وَمَا كَانَ)

        Celaleddin el-Suyuti, nefy (mutlak olumsuzluk) edatı olan (mâ) ve k-v-n kökünden mazi fiilin birleşimiyle kurulan "Ve o asla olmadı / kati surette değildi" anlamındaki bu yapının; İbrahim'i her türlü asılsız iftiradan ve şaibeden uzaklaştıran sarsılmaz bir tenzih cümlesi olduğunu belirtir.

        Mine (مِنَ)

        (-den / -dan / o zümreden).

        El-Muşrikîn (الْمُشْرِكِينَ)

        İbn Fâris, "ş-r-k" (şın, ra, kef) kökünün dilde "bir şeyde ortak olmak, pay sahibi olmak ve mutlak otoriteye (Allah'a) denk veya yardımcı bir güç vehmetmek" anlamlarına geldiğini açıklar. (Müşriklerden / Ortak koşanlardan).

        Râgıb el-İsfahânî, "müşrikler" (el-muşrikîn) kavramını ontolojik bir sapma olarak tahlil eder. Şirk, sadece Mekke'deki gibi taştan veya tahtadan putlara tapmak değildir. Şirk; Allah'ın evrensel dininin yanına kabilevi dogmaları (Yahudiliği/Hıristiyanlığı) eşitlemek, kurtuluşu Allah'ın rahmetinde değil de bir fırkanın üyeliğinde aramak ve peygamberleri (İsa veya Üzeyir'i) ilahi makama "ortak" etmektir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, "Ve o (İbrahim), asla müşriklerden olmadı" (ve mâ kâne minel muşrikîn) şeklindeki o sarsıcı kapanışı inceler. Kur'an, Ehl-i Kitab'ın "Yahudi veya Hıristiyan olun" dayatmasını anında reddetmekle kalmaz; onları kendi ataları İbrahim'in o "müşrik olmayan" saf tevhid ahlakıyla vurur. Cümle aslında onlara şunu haykırır: "Bizi davet ettiğiniz o fırkacı dinleriniz (İsa'ya Tanrı demek veya Allah'ı kabile tanrısına indirgemek) aslında gizli birer şirktir. İbrahim ise saf bir hanifti ve sizin bugün düştüğünüz o sekteryan şirkten (mişrikliğinizden) fersah fersah uzaktı." Vahiy, Ehl-i Kitab'ı bizzat kendi atalarının ahlakıyla yargılayıp mahkûm etmiştir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X