Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 134. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 134. Ayet

    تِلْكَ اُمَّةٌ قَدْ خَلَتْۚ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْۚ وَلَا تُسْـَٔلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Tilke ummetun kad ḣalet(s) lehâ mâ kesebet velekum mâ kesebtum(s) velâ tus-elûne ‘ammâ kânu ya’melûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Onlar peygamberlere muhatap olmuş birer toplumdu, gelip geçtiler. Onların yaptıklarının sonucu kendilerine, sizin yaptıklarınızın sonucu da size aittir. Siz o toplumların işlediği fiillerden sorumlu olacak değilsiniz.

      Onlar peygamberlere muhatap olmuş birer toplumdu, gelip geçtiler. Onların yaptıklarının sonucu kendilerine, sizin yaptıklarınızın sonucu da size aittir. Siz o toplumların işlediği fiillerden sorumlu olacak değilsiniz. Herhalde -nihai gerçeği bilen Allah'tır ya- Ehl-i kitap Hz. İbrahim ile adı geçen diğer peygamberlerin kendi dinleri üzere olduklarını iddia edince Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: Siz onların inanç ve amellerinden sorumlu olmayacağınız gibi onlar da sizin inanç ve amellerinizden mesul olacak değillerdir. Şunu bilmelisiniz ki herkes kendi dini tutum ve amelinden sorguya tabi tutulacaktır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ümmeh (أُمَّةٌ)

        İbn Fâris, "e-m-m" kökünün temel anlamının öne geçmek, yönelinen hedef, anne olmak ve liderlik olduğunu; aynı amaç, inanç veya zaman dilimi etrafında toplanan, ortak bir hedefi olan insan topluluğuna bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, din, zaman veya mekan bağıyla bir araya gelmiş zümre olarak tanımlar; ayette İbrahim, İsmail, İshak ve Yakub gibi peygamberlerin ve onlara tabi olanların oluşturduğu, tarihsel misyonunu tamamlamış o büyük ve saygın dini topluluğu nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu ayetteki kullanımının, geçmiş peygamberleri sadece biyolojik atalar olarak gören tekelci soy teolojisine karşı; onları inanç ve ahlak etrafında kenetlenmiş bağımsız bir sosyolojik ve teolojik bütünlük (ümmet) olarak konumlandırdığını ifade eder.

        Halet (خَلَتْ)

        İbn Fâris, "h-l-y" kökünün temel anlamının boş kalmak, tenhalaşmak, geçip gitmek ve bir şeyden soyutlanmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir zamanın veya neslin ömrünü tamamlayıp tarih sahnesinden çekilmesi, yerini boş bırakarak geçmişe karışması eylemini ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, ayette bu fiilin kullanılmasının, Kur'an'ın tarih felsefesinde devrim niteliğinde bir ontolojik ve psikolojik kopuşu temsil ettiğini; muhatapların geçmiş atalarıyla aralarındaki kurtarıcı bağ beklentisini kesin bir dille kesip atarak, o dönemin mühürlendiğini ve tarihsel bir illüzyona, ataların mirasına sığınılamayacağını gösterdiğini analiz eder.

        Kesebet (كَسَبَتْ)

        İbn Fâris, "k-s-b" kökünün temel anlamının bir şeyi aramak, toplamak, çabalamak ve çalışarak elde etmek (kazanç sağlamak) olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, insanın kendi özgür iradesi, bilinci ve fiili çabasıyla elde ettiği iyi veya kötü her türlü eylem ve manevi kazanç olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak sisteminde "kesb" (kazanım) kavramının, İslam öncesi Arap toplumunun ve Ehl-i Kitab'ın benimsediği "nesep/soy üzerinden miras kalan onur ve kurtuluş" paradigmasını tamamen yıkarak; yerine mutlak, bireysel ve eyleme dayalı ahlaki sorumluluk ilkesini yerleştirdiğini detaylandırır.

        Tüs'elûne (تُسْأَلُونَ)

        İbn Fâris, "s-e-l" kökünün birinden bir şey talep etmek, soru sormak ve birini sorguya çekmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ahiret bağlamında doğrudan hesaba çekilmek ve ontolojik bir yargılamaya tabi tutulmak manasına geldiğini; ayetteki olumsuz edilgen formunun ("sorguya çekilmeyeceksiniz"), ilahi adaletin mutlak bireyselliğini vurguladığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin Ehl-i Kitab'ın "atalarımızın fazileti bizi kurtarır" şeklindeki bedavacı kurtuluş teolojisine vurulan nihai darbe olduğunu; ilahi mahkemede hiç kimsenin bir başkasının (peygamber dahi olsa) eyleminden veya faziletinden dolayı hesaba katılmayacağını, onurlandırılamayacağını veya yargılanmayacağını ifade eder.

        Ya'melûn (يَعْمَلُونَ)

        İbn Fâris, "a-m-l" kökünün temel anlamının bir işi yapmak, çaba sarf etmek ve fiiliyata dökmek olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, bilinçsizce yapılan eylemlerden farklı olarak, doğrudan bir amaca matuf, niyet barındıran ve iradeyle gerçekleştirilen bilinçli tutum ve davranışlar bütünü olarak açıklar. Ayette, geçmiş peygamberlerin ve ümmetlerin sahip oldukları manevi derecelerin, kör bir seçilmişlikten değil, bizzat kendi bilinçli, zorlu ve iradi çabalarından (amellerinden) kaynaklandığını, dolayısıyla bugünkü nesillerin de atalarıyla övünmek yerine bizzat kendi ahlaki ve itikadi amellerine odaklanmaları gerektiğini vurgulayan pratik bir hatırlatıcı olarak kullanıldığını kaydeder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X