Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 133. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 133. Ayet

    اَمْ كُنْتُمْ شُهَدَٓاءَ اِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُۙ اِذْ قَالَ لِبَن۪يهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ بَعْد۪يۜ قَالُوا نَعْبُدُ اِلٰهَكَ وَاِلٰهَ اٰبَٓائِكَ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَ اِلٰهاً وَاحِداًۚ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Em kuntum şuhedâe iż hadara ya’kûbe-lmevtu iż kâle libenîhi mâ ta’budûne min ba’dî kâlû na’budu ilâheke ve-ilâhe âbâ-ike ibrâhîme ve-ismâ’île ve-ishâka ilâhen vâhiden venahnu lehu muslimûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Yoksa Ya'küb'a ölüm gelip de oğullarına, 'Ben gittikten sonra kime kulluk edeceksiniz?' diye sorduğu zaman siz -ey İsrailoğulları- orada mı idiniz? Onlar, 'Senin tanrın ayrıca ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın tanrısı olan tek Allah'a kulluk edeceğiz, biz O'na teslim olmuşuzdur' diye cevap verdiler.

      Yoksa siz orada mı idiniz? Şöyle buyurmaktadır: Ya'küb'a ölüm geldiği zaman siz yanında mı bulunuyordunuz? Hayır, Ya'küb'a ölüm geldiğinde siz yanında değildiniz. Şöyle denilmiştir: Muhtemeldir ki yahudiler Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme, "Bilmez misin ki Ya'küb öldüğü gün oğullarına Yahudilik dinini vasiyet etmiştir" demişlerdir. Bunun üzerine Allah Teala yoksa siz orada mı idiniz diye başlayan ayet-i kerimeyi göndermiştir. Yani Ya'küb'un oğullarına yaptığı vasiyete tanık oldunuz mu? Hayır, olmadınız. Şu halde sözü edilen ifadeyi nasıl kullanabildiniz?

      Ayetin bu kısmından sonra aziz ve celil olan Allah Hz. Ya'küb'un oğullarına olan vasiyetini haber verme meyanında şöyle buyurmuştur: "Ben gittikten sonra kime kulluk edeceksiniz?" Onlar şöyle cevap verdiler: "Senin tanrın ayrıca atalarının tanrısına... kulluk edeceğiz, biz O'na teslim olmuşuzdur." Müslimûn, yani tevhide, bütün ilahi kitap ve peygamberlere içtenlikle inanmışızdır. Bizim durumumuz bir kısmına inanıp bir kısmını inkar eden yahudi ve hıristiyanlar gibi değildir. Onlar buna rağmen inançlarının Hz. İbrahim ile oğullarının dini olduğunu iddia ederler. Tefsirini yapmakta olduğumuz ayette Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin risaletinin ispatı vardır. Çünkü o, yahudi ve hıristiyanların kitaplarını incelemeden, onlardan dinleyip öğrenmeden kendilerine ait haberleri duyurmuştur. Bu husus onun sözü edilen bilgileri Allah'tan alıp öğrenerek haber verdiğini göstermektedir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Şühedâe (شُهَدَاءَ)

        İbn Fâris, kelimenin "ş-h-d" kökünden türediğini, temel anlamının hazır bulunmak, bir olaya bizzat şahit olmak ve gözlemlemek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir hadiseye fiziki olarak katılıp ona doğrudan tanıklık etmek anlamına geldiğini açıklar; ayetteki kullanımının, kendi ataları Yakub'un vasiyeti hakkında asılsız teolojik iddialar üreten Yahudilere yönelik sarsıcı ve reddiyeci bir retorik soru (istifham-ı inkari) işlevi gördüğünü, onlara "Siz o an orada mıydınız?" şeklinde tarihsel bir yüzleşme sunduğunu kaydeder.

        Hadara (حَضَرَ)

        İbn Fâris, "h-d-r" kökünün temel anlamının yokluğun (gaybetin) zıttı olarak bir yerde fiilen bulunmak, gelmek ve ulaşmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir şeyin fiziksel veya metafiziksel olarak birinin yanına varması ve hazır olması şeklinde tanımlar; ayette ölümün (mevt) sıradan bir biyolojik son değil, adeta Yakub'un yanına gelen, ona ulaşan ve onun son varoluşsal vasiyetini tetikleyen aktif bir olgu olarak kişileştirildiğini (teşhis) ifade eder.

        Ya'kûb (يَعْقُوبَ)

        Arthur Jeffery, bu ismin etimolojik olarak Arapça olmadığını, İbranice "Ya'aqov" (topuğundan tutan/takip eden) veya Süryanice "Ya'qub" formlarından geldiğini belirtir. Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın Yakub peygamberi (İsrail'i) bu ölüm döşeği sahnesinde merkeze almasının son derece stratejik bir teolojik hamle olduğunu; İsrailoğullarının bizzat kendi kurucu atalarının son anında çocuklarına etnik bir üstünlük veya kurumsal bir din (Yahudilik) değil, evrensel tevhidi (İslam'ı) miras bıraktığını göstererek onların tekelci hak iddialarını kendi tarihsel figürleriyle çürüttüğünü analiz eder.

        Mevt (الْمَوْتُ)

        İbn Fâris, "m-v-t" kökünün yaşamın, canlılığın, hareketin ve büyümenin zıttı olarak sükunet, durma ve hayatın sona ermesi temel anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, ruhun bedenden ayrılması, insanın dünya hayatındaki ontolojik yolculuğunun kapanması olarak açıklar; ayette bu kelimenin, inancın nesilden nesile aktarıldığı o en kritik, en saf ve riyadan en uzak anı (ölüm anını) niteleyen bir zaman ve durum belirteci olarak kullanıldığını kaydeder.

        Ta'büdûn (تَعْبُدُونَ)

        İbn Fâris, "a-b-d" kökünün temel anlamının yumuşaklık, boyun eğmek, itaat etmek ve tevazu göstermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, yaratıcıya karşı duyulan en üst düzey saygı, teslimiyet ve kulluk eylemi olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, ayetteki "Benden sonra neye kulluk edeceksiniz?" sorusunun Kur'an teolojisindeki en kilit ontolojik sorgulamalardan biri olduğunu; Yakub'un çocuklarından beklediği şeyin ritüelistik bir miras beyanı değil, doğrudan doğruya mutlak otoritenin (Rabb'in) kim olacağına dair sarsılmaz bir tevhid taahhüdü olduğunu detaylandırır.

        İlâh (إِلَٰهَكَ)

        İbn Fâris, "e-l-h" kökünden geldiğini, ihtiyaç anında sığınılan, ibadet edilen ve kulluk sunulan yegâne mutlak varlık anlamına dayandığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice veya Süryanicedeki "Alâhâ" kelimesiyle tarihi ve kavramsal bir bağı olduğunu kaydeder. Theodor Nöldeke, "el-ilâh" formundan evrensel bir tapınım objesini ifade ettiğini; ayette "Senin ilahın ve atalarının ilahı" vurgusuyla, monoteizmin (tevhidin) İbrahim'den beri hiç kopmadan devam eden, homojen ve tarihsel bir ilahi silsile olduğunu gösterdiğini öne sürer.

        Âbâike (آبَائِكَ)

        İbn Fâris, "e-b-v" kökünün temel anlamının koruyan, besleyen, terbiye eden ve neslin kendisinden türediği kök (baba) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "eb" (baba) kelimesinin çoğulu olup, insanın kendi fiziksel ve manevi atalarını, soy ağacını ifade ettiğini; ayette çocukların kendi inançlarını doğrudan tarihsel kuruculara bağlayarak sağlam ve meşru bir ontolojik zemin inşa ettiklerini açıklar.

        İbrâhîm (إِبْرَاهِيمَ)

        Arthur Jeffery, ismin İbranice "Avraham" veya Süryanice/Aramice "Abhraham" (yüce baba) formlarından Arapçaya geçtiğini belirtir. Gabriel Said Reynolds, Yakub'un çocuklarının verdikleri cevapta ilk sıraya İbrahim'i yerleştirmelerinin, Kur'an'ın saf teslimiyet ve "Haniflik" vurgusunun bir yansıması olduğunu; dinin asıl kökünün Musa'ya verilen şeriattan çok daha öncesine, doğrudan İbrahim'in mutlak ve evrensel monoteizmine dayandığını ilan eden reddiyeci bir kurgu olduğunu analiz eder.

        İsmâîl (وَإِسْمَاعِيلَ)

        Arthur Jeffery, kelimenin İbranice "Yişma'el" (Tanrı işitir) isminden Arapçaya uyarlanmış teoforik bir isim olduğunu belirtir. Gabriel Said Reynolds, bu ismin Yakub'un oğullarının "atalarımız" listesinde İshak ile birlikte (ve ondan önce) zikredilmesinin son derece radikal bir Kur'ani müdahale olduğunu; Kitab-ı Mukaddes geleneğinde dışlanan ve İsrailoğullarının atası sayılmayan İsmail'in, Kur'an tarafından tevhidi ahdin asli ve şerefli bir kurucusu olarak meşrulaştırıldığını, böylece Arap-İslam çizgisinin ontolojik mirasa dahil edildiğini detaylandırır.

        İshâk (وَإِسْحَاقَ)

        Arthur Jeffery, kelimenin İbranice "Yishaq" (güler/gülecek) kökünden geldiğini ve Arap diline dini bir figür ismi olarak yerleştiğini kaydeder. Ayette İbrahim'in diğer oğlu olarak, tevhidin tarihsel silsilesini ve Yakub'un doğrudan atasını tamamlayan bir isim olarak listede yer aldığını belirtir.

        Vâhid (وَاحِدًا)

        İbn Fâris, "v-h-d" kökünün temel anlamının teklik, bölünemezlik, eşi ve benzeri olmamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zatında ve sıfatlarında hiçbir parçalanma, ortaklık veya ikilik kabul etmeyen mutlak birlik (ehadiyet) hali olarak açıklar. Toshihiko Izutsu, "İlâhen Vâhiden" (Tek bir İlah) vurgusunun, Kur'an'ın putperestlere ve şirke bulaşmış inanç sistemlerine karşı yönelttiği en keskin ontolojik silah (Tevhid) olduğunu; bu ifadenin, ataların sayısının çokluğuna rağmen tapınılan varlığın mutlak tekliğine işaret ettiğini analiz eder.

        Müslimûn (مُسْلِمُونَ)

        İbn Fâris, kelimenin "s-l-m" kökünden türediğini, barış, esenlik, kusurlardan arınmış olmak ve tam bir boyun eğiş (teslimiyet) temel anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın kendi iradesini, bencil tutkularını ve itirazlarını bütünüyle ilahi iradeye terk etmesi anlamına geldiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, ayetin ve Yakub'un çocuklarının verdiği tarihi cevabın zirve noktası olan bu kelimenin; dinin bir etiket, ırksal bir aidiyet veya kurumsal bir isim (Yahudi/Hristiyan) değil, bütünüyle içsel ve eylemsel bir "teslimiyet" (İslam) hali olduğunu vurgulayan mutlak bir evrensel teolojik manifesto olduğunu detaylandırır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X