Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 119. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 119. Ayet

    اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَش۪يراً وَنَذ۪يراًۙ وَلَا تُسْـَٔلُ عَنْ اَصْحَابِ الْجَح۪يمِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnnâ erselnâke bilhakki beşîran veneżîrâ(an)(s) velâ tus-elu ‘an ashâbi-lcehîm(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Resulüm! Şüphe yok ki biz seni hak ile müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik. Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin.

      Şüphe yok ki biz seni hak ile müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik. Hakkın İslâm, müjdeleyicinin cennet ve korkutucunun da cehennem olduğu ifade edilmiştir. Bir de hak kavramının Muhammed'in (s.a.) nübüvveti, müjdeleyicinin müminlere vaad ettiği cennet, korkutucunun da kafirlere vaad ettiği cehennem azabı olduğu söylenmiştir. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      Hz. Peygamber'in Tebligatı ve Sorumluluğu

      Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin. Yani onlar hakkında sorumlu değilsin. Zira onlar hakka karşı küfür ve inat göstermeye devam etmişlerdir. Bu ilahi beyan -nihai gerçeği bilen Allah'tır ya- ya İsrailoğulları hakkında nazil olmuştur ki onların haktan yüz çevirmeleri ve direniş göstermeleri Peygamber'in onlardan yüz çevirip ilgilenmemesini gerektirir. Ya da müşrikler hakkında nazil olmuştur ki onların aşırı sapmaları ve inatları sebebiyle Resulullah'ın onları hak dine davetten yüz çevirmesini gerektirir. Amaç hem İsrailoğulları'nı hem de müşrikleri kastetmek de olabilir. Bu durumda Resulullah'ın her iki toplumu davet etmeye devam etmesi gerekir, çünkü hak olan davet ile irşad fiili bütün insanlara yönelik olup son aşamada onlardan yüz çevirme hadisesi gerçekleşmez, tıpkı, "Din nasihattır" mealindeki hadisde de açıklandığı üzere.

      Bazıları da şöyle demiştir: Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin. Yani Allah'ın onları cehennemliklerden kıldığını bilmediğin için onların işledikleri günah ve hatalardan sorumlu tutulmazsın. Buradaki temel amaç şudur: Herhangi bir şeyi öğrenmekle emir olunmamışken onu öğrenmekle görevli değilsin. İkinci bir mana daha vardır: Allah Teala, Resulullah'ı müjdeleyici ve korkutucu olarak görevlendirmiştir, bunun dışında başka hiçbir görevi yoktur. O, cehennemi hak edenlerin Allah'ın rahmetinden uzak kalmaları hususunda onlara yönelik bir emir ve iradeye sahip değildir, zira onların iradesi cehennemi hak etmeleri yönünde tecelli etmiştir. Bu ilahi beyan Allah'ın azabından ve azapladığı kimselerden, O'nun fiillerinden bir şey sormaya teşebbüs etmeme emrini içermektedir; ayet-i kerimede olduğu gibi: "Yaptıklarından hesaba çekilmez, onlar ise hesaba çekilirler."

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Erselnâke (أَرْسَلْنَاكَ)

        İbn Fâris, "r-s-l" kökünün yumuşaklık, sükunetle akmak, bir şeyi peş peşe yollamak ve serbest bırakarak göndermek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mesaj iletmek üzere bir elçi tayin etmeyi ifade eden bu fiilin, ayette Hz. Muhammed'in tesadüfi bir ahlak öğreticisi değil, doğrudan ilahi bir irade, kesin bir görev ve planlı bir eylemle insanlığa gönderildiğini teyit ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın nübüvvet (peygamberlik) teolojisinde bu fiilin, aşkın (müteal) yaratıcı ile yeryüzündeki beşeriyet arasındaki temel iletişim mekanizmasını sembolize eden dikey ve ontolojik bir müdahaleyi temsil ettiğini analiz eder.

        Hakk (الْحَقِّ)

        İbn Fâris, "h-k-k" kökünün bir şeyin sabit, sağlam ve yerli yerinde olması, değişmez gerçeklik ve zorunluluk temel anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, varlığı kesin olan, şüphe götürmeyen ve hikmete uygun ilahi gerçekliktir; ayette "hak ile" formunda kullanılarak, peygamberin getirdiği mesajın (Kur'an'ın ve risaletin) sadece ahlaki veya felsefi bir tavsiye değil, sarsılmaz, nesnel ve mutlak bir kozmik gerçeklik olduğunu vurguladığını belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın değer sisteminde batılın (yalan ve geçici olanın) tam zıttı olarak mutlak hakikati nitelediğini, bunun hem varoluşsal bir temeli hem de teolojik bir zorunluluğu temsil ettiğini detaylandırır.

        Beşîr (بَشِيرًا)

        İbn Fâris, "b-ş-r" kökünün temel anlamının insanın dış derisi (ten) olduğunu, iyi bir haberin insanın yüzünde (cildinde) yarattığı kan akışı, parlaklık ve aydınlık sebebiyle sevindirici haber verme anlamını kazandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanı sevindiren ve yüzünü güldüren müjdeli haberi getiren elçi olarak tanımlar; ayette peygamberin, iman edip iyi amel işleyenlere ilahi rahmeti, lütfu ve nihai kurtuluşu (cenneti) haber veren temel eskatolojik vasfını nitelediğini kaydeder.

        Nezîr (نَذِيرًا)

        İbn Fâris, "n-z-r" kökünün ileride olabilecek bir tehlikeye karşı önceden uyarmak, dikkat çekmek ve korkutmak temel anlamlarına sahip olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, insanı bekleyen bir zararı veya cezayı ona fiilen gerçekleşmeden önce bildirerek onu sakındıran kişi olduğunu açıklar. Ayette "beşîr" sıfatıyla birleşerek, peygamberin tebliğ metodunun ve ilahi mesajın pedagojik dengesini (ümitle korku, müjdeyle uyarı) eksiksiz bir biçimde oluşturduğunu vurgular.

        Tüs'elu (تُسْأَلُ)

        İbn Fâris, "s-e-l" kökünün birinden bir şey talep etmek, soru sormak ve birini sorgulamak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hesaba çekilmek ve sorumlu tutulmak anlamındaki bu fiilin ayetteki olumsuz edilgen formunun (sorumlu tutulmayacaksın/sana sorulmayacak), peygamberin görevinin sadece tebliğden ibaret olduğunu; inkarcıların nihai akıbetlerinden, hür iradeleriyle seçtikleri inançsızlıktan dolayı ontolojik veya hukuki bir sorumluluk taşımadığını ilan ederek elçiye yönelik psikolojik bir koruma ve sınır çizme işlevi gördüğünü açıklar.

        Ashâb (أَصْحَابِ)

        İbn Fâris, "s-h-b" kökünün yakınlık, beraberlik, arkadaşlık ve ayrılmaksızın bir arada bulunmak temel anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, bir şeye veya kişiye sürekli eşlik eden, ondan ayrılmayan kimseler topluluğu (yarenler) olarak tanımlar; ayette bu varoluşsal aidiyet kelimesinin doğrudan cehennem ateşiyle eşleşerek, inkar edenlerin uhrevi azapla aralarındaki ayrılmaz, ebedi ve bütünleşik ilişkiyi sembolize ettiğini detaylandırır.

        Cahîm (الْجَحِيمِ)

        İbn Fâris, "c-h-m" kökünün ateşin şiddetle alevlenmesi, gözün korkuyla açılması ve kızarması anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, birbiri üzerine yığılarak şiddetle tutuşmuş, harareti son derece yüksek ve sönmeyen derin ateş olarak açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin köken olarak Arapça yapısına uymakla birlikte, eskatolojik (uhrevi) bir ceza mekanı olarak Kur'an terminolojisine yerleşmesinde, Geç Antik Çağ'ın ve özellikle Habeşçe (Ge'ez) dini metinlerindeki cehennem tasvirlerinin kavramsal bir etkisi olabileceğini analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X