Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 117. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 117. Ayet

    بَد۪يعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاِذَا قَضٰٓى اَمْراً فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Bedî’u assemâvâti vel-ard(i)(c) ve-iżâ kadâ emran fe-innemâ yekûlu lehu kun feyekûn(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      O, göklerin ve yerin sanatkârane yaratıcısıdır. Bir şeyin olmasına hükmedince sadece 'ol!' der, o da oluverir.

      O, göklerin ve yerin sanatkârane yaratıcısıdır. Gökler ve yer mevcut (şey) değilken Allah onları ilkin yaratmıştır. Bedî', mübdi' ve mühtedi' aynıdır, manaları da "benzerini kimsenin başaramadığı bir şeyi icat eden" demektir. Bu içerikten hareketle şahsi duygu ve düşüncelerine dayanarak söz söyleyen veya fiil işleyen kimseye mühtedi' denilmiştir, daha önce öylesinin benzerini meydana getirmede kimsenin bulunmaması açısından. Bu ilahi kelamda Allah'ın evlat edindiğini söyleyen zümrelere karşı güçlü bir delil vardır. Bu kelam şunu demektedir: Gökleri ve yeri hiçbir temel madde veya vasıta olmadan yaratmaya güç yetiren Allah İsa'yı baba olmaksızın yaratmaya nasıl muktedir olmaz? İkincisi, sizin nazarınızda başarılması zor olup büyük önem taşıyan evreni yaratma fiiline yine sizin kriterlerinize göre iki harften ibaret bulunan "ol!" emriyle güç yetiren bir varlık İsa'yı baba olmaksızın var etmeye nasıl muktedir olmaz?

      Allah'ın Yaratması - Tekvin Sıfatı

      Bir şeye hükmedip karar verince sadece "ol!" der, o da oluverir. Denildi ki..., yani bir toplumun kökünden yok edilmesine hükmedince sadece ona "ol!" der, o da oluverir. Kün fe-yekûn ibaresi Allah'ın gerçekten kaf ve nun harfleriyle "kün" demesi anlamına gelmez. Ancak bu anlaşılabilir tam bir manayı en kısa sözle ifade edebilen bir ibaredir. Arap dilinde anlaşılabilecek bir muhtevayı iki harfle ifade edecek bundan daha kısa bir ifade tarzı bulunmamaktadır. Bunun dışındaki söyleme biçimleri bazı ek bağlantılar ve edatlardan ibaret olup muhtevalarına nüfuz etmek mümkün değildir. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      Tefsirini yapmakta olduğumuz ayet-i kerime, bir şeyi yaratmanın o şeyin ta kendisi olduğunu söyleyen kimseyi dolaylı bir şekilde reddetmektedir, çünkü Allah, "Bir şeye hükmedince" anlamında ve iza kadâ emren buyurdu, önce kadâ sonra emren, ardından da kün fe-yekûn dedi. Tekvin zaman ve oluşum açısından mükevven ile aynı olsaydı fiilen yaratmayı (tekvin) ifade etmek için önce "ol" anlamında kün, sonra da "oluverir" anlamında fe-yekûn demesine gerek kalmazdı, yani kün emri aynı anda tekvinin (fiilen yaratma) kendisi olur ve şey (nesne, olay) vücut bulurdu. Şu halde sözü edilen ilahi beyanın kuruluşu tekvinin mükevvenin aynı değil, gayrı olduğunu göstermektedir.

      Şunun da belirtilmesi gerekir ki tekvin sıfatı ya önceden yokken sonradan oluşmuştur veya ezelde mevcuttu. Önceden bulunmayıp sonra oluşmuşsa, bu oluşum ya kendi başına gerçekleşmiştir -ki bu mümkün olduğu takdirde her konuda geçerli olur- veya başka bir oluşturma (ihdas) sayesinde vuku bulmuştur. Bu ikinci durumda ise sonsuza kadar etkileşimler (birbirine bağlı ihdaslar) söz konusudur ki bunun yanlışlığı açıktır (teselsül). Sonuç olarak ihdas ve tekvinin hadis olmayıp Allah Teala'nın ezelde onunla muhdis ve mükevvin diye nitelendiği ortaya çıkmıştır, ta ki her şey O'nun murad ettiği zamanda vücut bulmuş olsun. Başarıya ulaşmak ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Bedî' (بَدِيعُ)

        İbn Fâris, kelimenin "b-d-a" kökünden türediğini, temel anlamının bir şeyi daha önce hiçbir örneği, benzeri ve modeli olmaksızın ilk defa icat etmek ve yaratmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir şeyi aletsiz, maddesiz ve zamansız olarak yoktan var etmek şeklinde tanımlar; ayetin bağlamında Allah'ın yaratma eyleminin insanın bir şeyler yapmasından (suni üretimden) tamamen farklı, mutlak ve eşsiz bir ontolojik başlatma eylemi olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde bu sıfatın yaratıcının mutlak kudretini ifade ettiğini ve Allah'ın evreni ayakta tutmak veya bir nesli devam ettirmek için evlat edinmek gibi biyolojik, aşamalı bir sürece ihtiyacı olmadığını kesin bir şekilde ortaya koyduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin önceki ayetteki "çocuk edinme" iddialarına en köklü ontolojik reddiyeyi oluşturduğunu, doğurmanın veya doğurulmanın önceden var olan bir modele ve fiziksel silsileye dayanmak anlamına geldiğini, oysa Allah'ın bizzat varlığı örneksiz ve benzersiz başlatan yegane "İlk Neden" olduğunu ifade eder.

        Semâvât (السَّمَاوَاتِ)

        İbn Fâris, "s-m-v" kökünün temel anlamının yükseklik, yücelik ve insanın üstünde yer alan kısım olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın üzerinde yer alan tüm kozmik ve göksel alemleri ifade ettiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki (İbranice "şamayim", Süryanice "şmayya") formlarıyla etimolojik ve kavramsal bir bütünlük oluşturduğunu; ayette mutlak ve örneksiz yaratılışın en azametli, görkemli fiziksel tezahürü olarak sunulduğunu belirtir.

        Ard (وَالْأَرْضِ)

        İbn Fâris, "e-r-d" kökünün yüksekliğin zıttı olarak alt kısımlar, aşağılık ve yeryüzü anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, semavat ile birlikte zikredildiğinde tüm makro ve mikro kozmosun, uzayın ve yeryüzünün kastedildiğini ifade eder. Ayetin bağlamında tüm bu karmaşık, eşsiz maddi evrenin, daha önce hiçbir taslağı veya öncülü olmaksızın ilahi iradeyle var edildiği vurgusunu pekiştirdiğini kaydeder.

        Kadâ (قَضَىٰ)

        İbn Fâris, "k-d-y" kökünün bir işi kesin bir kararla sonlandırmak, tamamlamak, hiçbir eksik bırakmaksızın hükme bağlamak ve sağlamlaştırmak temel anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilahi iradenin bir şeyin varlığına dair kesin, geri dönülemez ve net bir ontolojik hüküm vermesi anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an lügatinde bu fiilin, varlığın salt bir düşünce (potansiyel) durumundan gerçekliğe (fiil) geçişini başlatan o mutlak, değiştirilemez ve hiçbir dış gücün karşı koyamayacağı ilahi kararlılık anını sembolize ettiğini analiz eder.

        Emr (أَمْرًا)

        İbn Fâris, "e-m-r" kökünün bir iş, durum, nesne, talimat ve buyruk anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, hem bir "iş/oluş" hem de bir "emir/ferman" anlamına gelen bu kelimenin, ayette Allah'ın yaratmayı murat ettiği herhangi bir olguyu, varlığı veya durumu niteleyen en geniş ontolojik kategori olarak kullanıldığını belirtir. Angelika Neuwirth, kavramın ayette henüz fiziksel bir forma bürünmemiş, ancak ilahi iradede kesin bir şekilde hükme bağlanmış soyut varoluşsal tasarımı (kaderi/planı) temsil ettiğini detaylandırır.

        Yekûlü (يَقُولُ)

        İbn Fâris, "k-v-l" kökünden türediğini, düşüncenin ifade edilmesi ve söz söylemek temel anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilahi bağlamda bu fiilin beşeri anlamda fiziksel bir ses telleri faaliyeti veya harf dizilimi üretmek olmadığını; ilahi iradenin son derece süratli, zahmetsiz ve hiçbir fiziksel engele takılmaksızın tecelli etmesini anlatan derin bir teolojik mecaz ve ontolojik ifade biçimi olduğunu kaydeder.

        Kün (كُن)

        İbn Fâris, "k-v-n" kökünün var olmak, meydana gelmek anlamına geldiğini, kelimenin bunun doğrudan emir kipi ("Ol!") formu olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, varlık sahnesine çıkışı tetikleyen yegane ilahi yaratılış komutu olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın yaratılış teolojisindeki en kritik kavramsal merkez olduğunu; Allah'ın evreni var etmek için zamana, mekana, bedensel bir yorgunluğa veya vasıtalara ihtiyacı olmadığını, her şeyin sadece iradeye dayalı bu "yaratıcı söz" (logos işlevli emir) ile yokluktan varlığa fırlatıldığını analiz eder. Angelika Neuwirth, bu emrin Geç Antik Çağ'ın yaratılış teolojilerindeki (örneğin Kitab-ı Mukaddes'teki 'fiat/ışık olsun' kurgusu) yaratıcı kelam motifiyle diyalog kurduğunu, Kur'an'ın bunu tamamen tek Tanrılı, anlık ve mutlak aracısız bir yaratılış modeline dönüştürdüğünü ifade eder.

        Yekûn (فَيَكُونُ)

        İbn Fâris, "k-v-n" kökünden türeyen geniş/şimdiki zaman formunda bir fiil olup, "olur, meydana gelir, gerçekleşir" anlamını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Kün" emrinin hemen ardından zerre kadar bir gecikme, fiziki bir zorluk veya evrimsel bir aşama olmaksızın o şeyin anında tam bir varlık kazanmasını, emrin varoluşsal ve fiili sonucunu ifade ettiğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "Kün fe-yekûn" (Ol der ve anında olur) formülünün Kur'an'daki en net antroposentrik (insan biçimci) teoloji eleştirisi olduğunu, önceki ayetlerde yer alan "Allah çocuk edindi" diyen mitolojik zihniyete karşı, ilahi yaratılışın biyolojik ve fiziksel bir süreç değil, tamamen iradi ve anlık bir var etme eylemi olduğunu sarsılmaz bir mantıkla ispatladığını detaylandırır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X