Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 107. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 107. Ayet

    اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elem ta’lem enna(A)llâhe lehu mulku-ssemâvâti vel-ard(i)(k) vemâ lekum min dûni(A)llâhi min veliyyin velâ nesîr(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Bilmez misin ki göklerin ve yerin hakimiyeti Allah'a aittir. Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne bir yardımcı vardır.

      Bilmez misin ki göklerin ve yerin hakimiyeti Allah'a aittir. Bu ilahi beyan da aynı çizgi üzerinde seyreder. Yani göklerin ve yerin hakimiyetine sahip bulunan insanların bir kısmını diğerlerine göre seçkin ve üstün yapma kudretine de sahip olur; O, kainatta dilediğine hükmeder, dilediği şeyi meydana getirir. Nihai gerçeği bilen Allah'tır. Ayetin burada zikredilmeyen bazı olayların ardından gelmiş olması da mümkün olup bu yöntem Kur'an'da çokça görülmektedir, ifadenin taşıdığı üslup muhatabın (Hz. Peygamber'in) daralan gönlünü teskin etme amacına yönelik olarak kullanılır. Muhtevada göklerin ve yerin hakimiyetinin Allah'a ait olduğunun özellikle belirtilmesinin sebebi insan bilgisinin bunlarla sınırlı bulunmasıdır, aslında bu alemle birlikte ahiret aleminin hakimiyetinin de O'na ait olduğu şüphesizdir.

      Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne bir yardımcı vardır. Bu kısım -her ne kadar zikredilmemişse de- ayetin bazı olayların ardından geldiğini göstermektedir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ta'lem (تَعْلَمْ)

        İbn Fâris, kelimenin "a-l-m" kökünden türediğini, bir nesneyi diğerlerinden ayıran alamet, iz ve bir şeyin hakikatini kesin olarak bilmek, idrak etmek temel anlamlarına ulaştığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bir şeyin varoluşsal gerçekliğini, mahiyetini tam manasıyla kavramak şeklinde açıkladığı bu fiilin, ayette inkar edilemez kozmik bir gerçeğin (Allah'ın mutlak egemenliğinin) insan bilinci tarafından tereddütsüz bir şekilde tasdik edilmesini ifade ettiğini aktarır.

        Allah (اللَّهَ)

        İbn Fâris, kelimenin "e-l-h" kökünden geldiğini, ibadet ve kulluk edilen yegâne otorite ve varlık anlamını taşıdığını belirtir. Arthur Jeffery, ismin etimolojik olarak Aramice veya Süryanice "Alâhâ" kelimesiyle kadim bir tarihi bağı olduğunu ve Arapça içinde özgün bir dini terminolojiye dönüştüğünü kaydeder. Theodor Nöldeke, kelimenin evrensel yaratıcıyı nitelemek üzere "el-ilâh" formundan evrilerek özel bir isim halini aldığını, bu ayette ise yerin ve göğün yegane maliki sıfatıyla evrendeki tüm ortak koşma (şirk) veya aracı otorite iddialarını geçersiz kılan mutlak monoteistik merkez olarak konumlandırıldığını öne sürer.

        Mülk (مُلْكُ)

        İbn Fâris, "m-l-k" kökünün bir şeye tam anlamıyla güç yetirmek, tasarruf ve kontrol hakkına sahip olmak, sahiplenmek ve yönetmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mutlak egemenlik ve iktidar gücü olarak tanımladığı kelimenin, bu ayette Allah'ın evren üzerindeki yetkisinin mecazi değil, ontolojik ve mutlak bir gerçeklik olduğunu; yasamada, yaratmada ve hüküm vermede hiçbir gücün O'nun bu mülküne ortak olamayacağını vurguladığını ifade eder.

        Semâvât (السَّمَاوَاتِ)

        İbn Fâris, "s-m-v" kökünün temel anlamının yükseklik, yücelik ve bir şeyin üstünde yer alan kısım olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın üzerinde yer alan ve onu kuşatan her şeye bu ismin verildiğini, ayette ise doğrudan kozmik ve göksel alemi ifade ettiğini kaydeder. Arthur Jeffery, bu kelimenin Arapça kullanımının Sami dillerindeki kökdaşlarıyla (İbranice "şamayim", Süryanice "şmayya") etimolojik ve kavramsal bir bütünlük oluşturduğunu, Kur'an'ın Geç Antik Çağ'ın teolojik ve kozmolojik dilini kullanarak ilahi otoritenin sınırlarının göksel boyutunu çizdiğini analiz eder.

        Ard (الْأَرْضِ)

        İbn Fâris, "e-r-d" kökünün yüksekliğin ve göğün zıttı olarak alt kısımlar, aşağılık ve yeryüzü anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, insanların üzerinde yaşadığı ve maddiyatı temsil eden yeryüzü olarak tanımlar. Kelimenin "semâvât" ile birlikte kullanılmasıyla, makro kozmostan mikro kozmosa kadar görünen ve görünmeyen tüm varlık aleminin mutlak ve tek bir iradenin idaresinde (mülkünde) olduğunun altının çizildiğini belirtir.

        Veliyy (وَلِيٍّ)

        İbn Fâris, "v-l-y" kökünün temel anlamının yakınlık, bitişiklik ve iki şey arasında herhangi bir boşluk veya aracı olmaksızın yan yana durmak olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bu fiziksel yakınlığın mecazi olarak dostluk, sevgi, yardım ve birinin işlerini üstlenerek ona hamilik yapmak manasına dönüştüğünü açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde bu kelimenin çok stratejik bir rol oynadığını; İslam öncesi Arap toplumundaki kabilevi koruma, müttefiklik ve himaye (vala/hilf) sisteminin Kur'an tarafından tamamen sökülerek, insanın gerçek sığınağının ve koruyucusunun sadece Allah olduğu yönünde katı bir teolojik çerçeveye oturtulduğunu, ayetteki kullanımın yeryüzündeki sahte himaye sistemlerini reddettiğini analiz eder.

        Nasîr (نَصِيرٍ)

        İbn Fâris, "n-s-r" kökünün temel olarak kurak ve susuz kalmış bir toprağa yağmurun can vermesi ve buradan hareketle zor durumdaki birine yardım etmek, onu destekleyip zafere ulaştırmak anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, güçsüzlük, savaş veya bela anında fiili olarak uzatılan yardım eli ve kurtarıcı güç olarak tanımlar; ayette "veliyy" (dost/koruyucu) kavramıyla birlikte zikredilerek, Allah'ın iradesi ve mülkü dışında insana ne pasif bir aidiyet (koruma/şefaat) ne de aktif bir kurtuluş (fiili yardım) sunabilecek hiçbir aşkın veya dünyevi mercii bulunmadığının kesin bir dille ilan edildiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X