Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 101. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 101. Ayet

    وَلَمَّا جَٓاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ نَبَذَ فَر۪يقٌ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَۗ كِتَابَ اللّٰهِ وَرَٓاءَ ظُهُورِهِمْ كَاَنَّهُمْ لَا يَعْلَمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velemmâ câehum rasûlun min ‘indi(A)llâhi musaddikun limâ me’ahum nebeże ferîkun mine-lleżîne ûtu-lkitâbe kitâba(A)llâhi verâe zuhûrihim keennehum lâ ya’lemûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Onlara Allah tarafından ellerindeki vahiyleri tasdik eden bir elçi gelince Ehl-i kitap'tan bir grup sanki gerçeği bilmiyormuş gibi Allah'ın kitabını arkalarına atıverdiler.

      Onlara Allah tarafından bir elçi gelince, yani Muhammed (s.a.), ellerindeki vahiyleri tasdik eden. Yani kitabı; gelecek elçinin Tevrat'ta yer alan niteliği Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile uyum içindeydi. Şöyle de denildi: Muhammed (s.a.) peygamber olarak gelince önce Tevrat'ı mukabil bir vahiy diye gösterip karşı tavır aldılar, Tevrat ile Kur'an'ın uyum içinde olduğu görülünce ikisini de arkalarına atarak şeytanların yazdığı sihir kitabına sarıldılar. Şöyle bir yorum da ihtimal dahilindedir: Hz. Muhammed (s.a.) zuhur edince geçmiş peygamberlerle muhalefet değil, uyum içinde olmuştur, çünkü bütün resuller gelecek olan bu sonuncuya da iman etmişti, onlar birbirlerini tasdik ediyordu.

      Ehl-i kitap'tan bir grup Allah'ın kitabını arkalarına atıverdiler. Buradaki kitabullah, biraz önce değindiğimiz üzere Tevrat olabileceği gibi Kur'an-ı Kerim de olabilir. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      Sanki gerçeği bilmiyormuş gibi. Yani biliyorlar, fakat hem Kur'an'ı terkettiler hem ellerindeki Tevrat'la amel etmediler ve böylece bilmiyormuş gibi oldular. Yahut bildiklerinden faydalanmadıkları için davranışları bilmeyenin davranışı çizgisinde seyretmiştir. Böylece Cenab-ı Hak bilmeyen kimsenin kitabı atması gibi onların da Allah'ın kitabını arkalarına attıklarını haber vermiştir; aslında sözü edilen kimseler bilmiyor değillerdi, fakat kitabı beyinsizlikleri ve aksilikleri yüzünden atmışlardı. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Câe (جاء)

        İbn Fâris, bu kelimenin "c-y-e" kökünden türediğini ve temel anlamının bir yere varmak, gelmek veya bir duruma ulaşmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin fiziksel bir gelişin yanı sıra ayetteki bağlamında olduğu gibi bir hakikatin veya ilahi bir elçinin ulaşması gibi soyut ve manevi anlamlarda da kullanıldığını ifade eder.

        Resûl (رسول)

        İbn Fâris, "r-s-l" kökünün yumuşaklık, sükunetle akmak ve bir şeyi göndermek gibi temel anlamlara sahip olduğunu vurgular. Râgıb el-İsfahânî, mesaj taşımak üzere gönderilen elçi anlamını öne çıkarır ve bu kelimenin hem taşıyıcıyı hem de taşınan ilahi mesajı kapsayabileceğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli olduğunu kabul etmekle birlikte, Süryanicedeki "şelîhâ" (gönderilmiş olan, elçi) kelimesiyle kavramsal ve teolojik bir paralellik taşıdığına dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal alanında bu kelimenin, Allah ile insanlık arasındaki doğrudan iletişim kanalını temsil ettiğini ve ayetteki kullanımıyla vahiy sisteminde merkezi bir otoriteye işaret ettiğini detaylandırır.

        Allah (الله)

        İbn Fâris, kelimenin "e-l-h" kökünden geldiğini, ibadet edilen, kulluk yapılan tek varlık anlamına dayandığını ifade eder. Arthur Jeffery, ismin İslam öncesi Arap yarımadasında bilindiğini, etimolojik olarak Aramice veya Süryanice "Alâhâ" kelimesiyle tarihi bir bağlantısı olduğunu ve zamanla Arapçalaştığını belirtir. Theodor Nöldeke, kelimenin "el-ilâh" formunun zamanla kaynaşarak "Allah" ismine dönüştüğü görüşünü savunur ve bu ismin monoteistik bir evrensel yaratıcıyı nitelemek üzere Araplar arasında İbrani ve Süryani etkileşimleriyle şekillenerek özgün bir kimlik kazandığını öne sürer.

        Musaddik (مصدق)

        İbn Fâris, kelimenin "s-d-k" kökünden türediğini, sağlamlık, dürüstlük ve gerçeğe uygunluk temel anlamlarına sahip olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, bir sözün veya metnin doğruluğunu tasdik etmek, onu gerçek olarak kabul edip onaylamak şeklinde açıklar. Toshihiko Izutsu, ayet bağlamında bu kavramın, gelen yeni elçinin kendinden önceki ilahi metinlerin geçerliliğini ve doğruluğunu onaylama işlevi gördüğünü, böylece vahiy geleneğinde birbirini destekleyen kesintisiz bir hakikat zinciri oluşturduğunu analiz eder.

        Nebeze (نبذ)

        İbn Fâris, "n-b-z" kökünün temel anlamının bir şeyi uzağa fırlatmak, atmak ve elden çıkarmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin değersiz veya önemsiz görülen bir şeyi fırlatıp atmak anlamında kullanıldığını, bağlamında ise mecazi olarak ilahi vahyi veya ahdi tamamen önemsemeyip göz ardı etmek anlamına geldiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin İsrailoğullarının ilahi kelamı bilinçli ve kasti bir şekilde reddetme, kendilerine verilen ahdi bozma ve kitabı pratik hayatta hükümsüz sayma yönündeki umursamaz, cüretkar tavırlarını sembolize ettiğini ifade eder.

        Ferîk (فريق)

        İbn Fâris, "f-r-k" kökünün yarmak, ayırmak ve bölmek gibi anlamlar taşıdığını, kelimenin temel olarak bir bütünden ayrışmayı ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, ana topluluktan ayrılan, belirli bir inanç, özellik veya isyankar tutumuyla farklılaşarak kendi içinde bir grup oluşturan zümre anlamına geldiğini belirtir.

        Ûtû (أوتوا)

        İbn Fâris, kelimenin "e-t-y" kökünden türediğini, bir yere varmak, bir şeyi getirmek ve teslim etmek anlamlarına dayandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin ihsan etmek, vermek ve bahşetmek anlamına geldiğini, ayetteki edilgen kullanımın (kendilerine kitap verilenler) ilahi kitabın onlara Allah tarafından büyük bir lütuf, aynı zamanda ağır bir sorumluluk olarak tevdi edildiğini gösterdiğini kaydeder.

        Kitâb (كتاب)

        İbn Fâris, "k-t-b" kökünün dikiş dikmek, nesneleri birbirine eklemek ve harfleri bir araya getirerek yazmak temel anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin yazılmış metin, ilahi ferman veya kural anlamlarını taşıdığını belirtir. Arthur Jeffery, Arapçadaki kullanımının Aramice ve Süryanicedeki yazılı belge veya kutsal metin ifade eden köklerle bağlantılı olduğunu, Arap diline dini bir terim olarak yerleştiğini savunur. Toshihiko Izutsu, kelimeyi vahyin kalıcı, otoriter ve değişmez kelamı olarak değerlendirir. Angelika Neuwirth, Kur'an'ın kendi bağlamında "kitab" kavramının, sıradan yazılı bir metni değil, göksel bir kaynağa dayanan, bağlayıcı ve nihai bir otoriteyi temsil eden teolojik bir olgu olarak kurgulandığını analiz eder.

        Zuhûr (ظهور)

        İbn Fâris, "z-h-r" kökünün temel olarak bir şeyin sırtı, arka kısmı ve bariz bir şekilde açığa çıkması anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin doğrudan insanın sırtı anlamına geldiğini, ayette geçen vahyi "sırtların arkasına atmak" ifadesinin ise bir kitabı veya emri tamamen terk etmek, kasten unutmak, ona hiçbir itibar ve değer vermemek şeklindeki psikolojik reddedilişi ifade eden derin bir mecaz oluşturduğunu vurgular.

        Ya'lemûn (يعلمون)

        İbn Fâris, kelimenin "a-l-m" kökünden geldiğini, bir nesneyi diğerlerinden ayıran iz ve nişan temel anlamı üzerinden bir şeyin hakikatini özüyle kavramak ve bilmek anlamına ulaştığını aktarır. Râgıb el-İsfahânî, bir şeyin gerçekliğini, mahiyetini tam ve eksiksiz olarak idrak etmek şeklinde açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde bu kelimenin temsil ettiği bilgi anlayışının ilahi hakikati kavramak olduğunu, ayette ise bu grubun aslında gerçeği bilmelerine rağmen, sahip oldukları kesin bilgiye ihanet ederek sanki hakikate dair hiçbir idrakleri yokmuş gibi bilinçli bir bilgisizlik ve inkâr tavrı takındıklarını analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X