وَلَتَجِدَنَّهُمْ اَحْرَصَ النَّاسِ عَلٰى حَيٰوةٍۚ وَمِنَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا يَوَدُّ اَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ اَلْفَ سَنَةٍۚ وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِه۪ مِنَ الْعَذَابِ اَنْ يُعَمَّرَۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 96. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: bakara suresi 96. ayet, bakara 96, dünya hırsı, hayata hırs, bakara suresi, allah, şirk, hayat, amel
-
Şundan emin ol ki onları, puta tapanlar da dahil, insanlar içinde yaşamaya en düşkün kimseler olarak göreceksin. Yahudilerden her biri bin yıl yaşamasını arzu eder. Oysaki uzun zaman yaşatılması onu azaptan asla uzaklaştıracak değildir. Allah bütün yaptıklarını görmektedir.
Şundan emin ol ki onları bulacaksın (göreceksin), yani yahudileri, insanlar içinde yaşamaya en düşkün kimseler (ve ölümden hoşlanmamaya en düşkün). Yahudilerin dünya hayatına düşkünlükleri iddialarında gayri samimi olduklarını gösterir ve puta tapanlardan da düşkün. Yahudilerden her biri bin yıl yaşamasını arzu eder. Oysaki uzun zaman yaşatılması onu azaptan asla uzaklaştıracak değildir. Puta tapanlarla Mecusiler'i kastetmektedir. Yani yahudiler dünya hayatına Mecusiler'den daha düşkündür, çünkü Mecusiler yeniden dirilmeye ve kıyamete inanmamaktadır, yahudiler ise inanırlar. Yeniden dirilmeye inanmaları ve kıyameti tasdik etmelerine rağmen dünya hayatına, bunlara inanmayan Mecusiler'den daha düşkündürler.
Bir de şöyle denilmiştir: "Puta tapanlar" diye başlayan kısım yeni bir cümle olup ayette yahudiler ile putperestler arasında karşı karşıya gelme durumu yoktur. Buna göre mana şöyle olur: Puta tapanlardan, yani Mecusiler, her biri bin yıl yaşamasını arzu eder. Çünkü onlar aralarında şöyle derler: Bin yılın Nevruz ve bayramında bulunup ziyafete konasın! Farsça olarak da bin yıl yaşayasın diye ifade ederler. Allah Teala dünyada uzun yıllar yaşamanın kişiyi ahiret azabından kurtarmadığını ve ondan uzaklaştırmadığını haber vermiştir. O da ayetin şu kısmıdır: Oysaki uzun zaman yaşatılması onu azaptan asla uzaklaştıracak değildir. Bu, ilahi beyana benzemektedir: "Ne dersin! Biz onları yıllarca yaşatıp nimetlerimizden faydalandırsak, sonra da önceden haber verilen azap başlarına gelse yaşatıldıkları mutlu hayat kendilerine ne fayda sağlayabilir?"
Allah onların yaptıklarını görmektedir, bu da tehdit içermektedir.
Yorumu Yorumla
-
Tecidennehum (لتجدنهم)
V-c-d kökünden türeyen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, kökün asıl anlamının bir nesneyi bulmak, ona rastlamak, idrak etmek ve karşılaşmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, vecd ve vicdan kavramlarının insanın bir gerçeği aklıyla veya duyularıyla kesin olarak bilip hissetmesi manasına geldiğini; ayette "onları mutlaka bulursun" şeklindeki kesinlik bildiren tekitli fiilin, muhatabın (peygamberin) Yahudilerin iç dünyalarındaki o gizli gerçeği apaçık ve tartışmasız bir sosyal gözlemle bizzat tespit edeceğini vurguladığını aktarır.
Ahrasa (أحرص)
H-r-s kökünden gelen bu kelimenin etimolojisi hakkında İbn Fâris, asıl anlamın bir şeyi şiddetle arzu etmek, üzerine titremek, kazımak ve kabuğunu soymak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, hırs kavramını insanın bir nesneye karşı duyduğu sınır tanımaz, aşırı ve doyumsuz istek olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki sistematiğinde hırsın sadece basit bir istek olmadığını; insanın manevi tatminini yok eden, gözünü kör eden ve onu tamamen maddi dünyaya, biyolojik varoluşa kilitleyen o sarsıcı psikolojik açlık ve varoluşsal saplantı olduğunu derinlemesine tahlil eder.
Hayâtin (حياة)
H-y-y kökünden türeyen bu kelime üzerine İbn Fâris, asıl anlamın canlılık, hareket, büyüme ve mevtin (ölümün) tam zıddı olan yaşam durumu olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hayat kavramını varlıklarda idrak ve hareket yeteneğini sağlayan temel biyolojik unsur olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "el-hayat" şeklinde belirlilik takısıyla (marife) değil, "hayâtin" şeklinde belirsiz (nekra) formda kullanılmasının taşıdığı çok ince teolojik anlama dikkat çeker; bu kullanım, onların onurlu, ilkeli ve yüce bir hayatı değil, ne kadar sefil, aşağılık, tavizkar ve zelil olursa olsun "yeter ki nefes alayım" şeklindeki o hastalıklı, bayağı ve sırf biyolojik kalıcılığa dayanan yaşama tutunma içgüdüsünü resmeder.
Eşrakû (أشركوا)
Ş-r-k kökünden gelen kelimenin etimolojisi hakkında İbn Fâris, asıl anlamın iki şeyin birbirine karışması, ortaklık kurulması ve pay edilmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, şirk kavramını, mutlak bir ve tek olan Allah'ın mülküne, sıfatlarına veya uluhiyetine başka varlıkları ortak koşmak olarak tanımlar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette Yahudilerin yaşama hırsının "müşriklerden (paganlardan) bile daha fazla" olduğunun vurgulanmasındaki dehşet verici teolojik çelişkiyi (nifakı) tahlil eder; ahireti ve dirilişi toptan reddeden paganların dünyaya sıkıca sarılması kendi inanç sistemleri içinde tutarlıyken, dillerinden cenneti düşürmeyen ve Tanrı'nın seçkinleri olduklarını iddia edenlerin ölümden müşriklerden bile daha fazla korkmaları, onların ahiret inançlarındaki mutlak sahteliğin en çıplak ispatıdır.
Yeveddu (يود)
V-d-d kökünden türeyen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, kökün asıl anlamının sevgi, muhabbet, bir şeye içtenlikle yönelmek ve şiddetle temenni etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, vedd kavramını insanın nefsiyle bir şeyi derinden sevmesi ve onun gerçekleşmesini tüm benliğiyle arzulaması olarak tanımlar; ayette bu grubun uzun yaşama dair o patolojik ve umutsuz fantezilerini ifade ettiğini aktarır.
Yuammaru (يعمر)
A-m-r kökünden gelen bu kelimenin etimolojisi üzerine İbn Fâris, asıl anlamın bir yeri inşa etmek, kalıcı olmak, yaşatmak ve uzun ömürlü olmak (ömrün uzaması) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, imar eylemini bir varlığın fıtratına uygun şekilde yaşatılması ve süresinin uzatılması manasına geldiğini ifade eder. Gabriel Said Reynolds, "bin yıl yaşatılma" vurgusunun, Geç Antik Çağ teolojisinde ve Ehl-i Kitap efsanelerinde sıkça yer bulan (örneğin Hanok/Enoch literatüründeki veya Methuselah'ın uzun ömründeki) o "efsanevi/mitolojik ömür" (millenarian) tasavvuruyla doğrudan polemiğe girdiğini; Kur'an'ın, bu mitolojik beklentinin bile onları ilahi yargıdan kurtaramayacağını ilan ettiğini tahlil eder.
Senetin (سنة)
S-n-v (veya s-n-h) kökünden türeyen kelimenin etimolojisi hakkında İbn Fâris, asıl anlamın zamanın bir döngüsü, değişim ve yeryüzünün üzerinden geçen tam bir mevsim devri olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, sene kavramını güneşin tam bir tur atmasıyla oluşan zaman dilimi (yıl) olarak tanımlar; ayette bin (elf) rakamıyla birleşerek çokluktan kinaye olan, erişilemez o aşırı uzatılmış dünyevi zaman kurgusunu simgelediğini belirtir.
Muzahzihıhî (بمزحزحه)
Z-h-z-h (rubai/dört harfli) kökünden gelen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, asıl anlamın bir şeyi şiddetle sarsarak yerinden kaydırmak, uzaklaştırmak, itmek ve çekip çıkarmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zahzaha eylemini, ağır bir nesneyi bulunduğu konumdan zorlu bir çabayla hafifçe geriye kaydırmak olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, bu fiilin fonetik ve morfolojik yapısındaki o ağır, sarsıcı ve tekrarlı ritmin, insanın ölümden ve ilahi adaletten kaçmak için gösterdiği o çırpınışı ve umutsuz debelenmeyi mükemmel yansıttığını; ancak ne kadar uzun yaşarsa yaşasın (bin yıl bile olsa), bu geçici biyolojik uzatmanın onu eskatolojik azabın (cehennemin) merkezinden bir milim bile "kaydıramayacağı/kurtaramayacağı" gerçeğini derinlemesine tahlil eder.
El-Azâbi (العذاب)
A-z-b kökünden türeyen bu kelime hakkında İbn Fâris, asıl anlamın men etmek, engellemek ve tatlılığın gitmesi olduğunu; insanın lezzetlerden ve huzurdan bütünüyle mahrum bırakılarak acı içine hapsedilmesine bu ismin verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, azap kavramını insanın işlediği suça mukabil bedensel veya ruhsal olarak hissettiği o ağır ve kaçınılmaz elem olarak tanımlar.
Basîrun (بصير)
B-s-r kökünden gelen kelimenin etimolojisi üzerine İbn Fâris, asıl anlamın gözle veya akılla kesin bir idrakte bulunmak, net bir şekilde görmek ve hakikate vakıf olmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, basar kavramının eşyanın dış yüzeyini değil, iç yüzünü ve mahiyetini idrak eden mutlak bir görme yetisi olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin kapanışındaki bu esma (ilahi sıfat) vurgusunun fonksiyonunu incelerken; onların dillerindeki sahte dindarlık şovlarını ve kalplerinin derinliklerinde sakladıkları o mutlak dünyevileşme (sekülerleşme) krizini ve ölüm korkusunu, Allah'ın en ince ayrıntısına kadar kesintisiz bir biçimde izlediğini bildiren ontolojik bir gözetim (murakabe) ilanı olduğunu tahlil eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla