قُلْ اِنْ كَانَتْ لَكُمُ الدَّارُ الْاٰخِرَةُ عِنْدَ اللّٰهِ خَالِصَةً مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 94. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: bakara suresi 94. ayet, ahiret yurdu, bakara suresi, samimiyetsizlik, bakara 94, ayrıcalık iddiası, yalan, allah, ahiret, ölüm
-
De ki: Allah katında ahiret hayatının mutluluğu diğer insanlara değil de size özgü ise ve bu kanaatinizde samimi iseniz haydi ölümü temenni edin!
De ki: "Allah katında ahiret hayatının mutluluğu diğer insanlara değil de siz özgü ise haydi ölümü temenni edin. Bunun açıklaması şudur ki Allah Teala'nın düşmanları, ahirette cennet bize aittir, diyorlardı: "Cennete yahudi veya hıristiyandan başkası girmeyecektir", "Yahudi veya hıristiyan olun ki doğru yolu bulmuş olasınız", "Biz Allah'ın oğulları ve sevdikleriyiz". Bunun üzerine Cenab-ı Hak Peygamber'ine onlara şöyle demesini emretti: İddia ettiğiniz gibi ahiret yurdu size aitse ve siz yine söylediğiniz gibi Allah'ın oğulları ve sevdikleri iseniz, evet bunda samimi iseniz ölümü temenni edin. Çünkü kişinin kendi evine ve bahçesine intikal etmeyi hoş karşılamaması şöyle dursun bunu mutlaka arzu eder. Yine insan babasına, oğluna ve sevdiğine gitmeyi hiçbir zaman yadırgamaz, onların eziyet ve azabından endişe etmez, aksine onların yanında ikramlar ve hediyeler bulur. Durum söylediğiniz gibi ise dünyanın elem ve kederinden, ayrıca meşakkatlerine göğüs germekten kurtulmanız için ölümü temenni edin, eğer ahiret mutluluğunun size özgü kılındığı ve kendiniz Allah'ın oğulları ve sevdikleri olduğunuz yolundaki iddianızda samimi iseniz.
Denilirse ki: Siz ahiretin müminlere ait olduğunu söylüyorsunuz. Ama hiç kimse, "Ölmeyi temenni et!" dendiğinde onu temenni etmez. Şu halde ölümü temenni etmeyi yahudilere karşı delil getirmenizin manası nedir, ölüm müminler nezdinde nasılsa yahudiler nezdinde de öyledir?
Şöyle cevap verilir: İki yönden fark vardır. Birincisi yahudilerin Allah nezdinde kendileri için biçtikleri kadrü kıymeti müminler biçmemiştir. Binaenaleyh yahudilerin ölümü temenni edişlerinde kendilerine yönelik olarak iddia ettiklerinin ispatı vardır, bundan çekinmelerinde ise Resulullah'ın (s.a.) yaptığı ölümü temenni ediş teklifindeki doğruluğunun ispatı vardır, ikincisi değindiğimiz husustur ki onlar Allah'ın oğulları ve sevdikleri olduklarını ileri sürmüşlerdir. Ölümü temenni edişlerinde iddia ettikleri dosta ve babaya kavuşturulmaları söz konusudur. Sevdiğinden ve babasından kaçıp nefret eden bir insan yoktur. Şu halde onların bundan çekinmeleri iddialarında samimi olmadıklarını gösterir.
Bazıları "ölümü temenni edin", ilahi beyanını hatırlatarak sorarlarsa ki İsrailoğulları ölümü temenni ettikleri takdirde kendileri için belirlenen vade (ecel) gelmeden ömürleri sona ermiş olmaz. Sözü edilen ifadede ise ecelleri belirlenen zamanın öncesine çekmek gibi bir durum söz konusudur. Halbuki Allah Teala, "Her toplum için bir vade belirlenmiştir. Onların vadeleri gelince ne bir an gecikirler ne de bir an öne geçebilirler" buyurmuştur.
Şöyle cevap verilir: Allah Teala geçmiş ezeli ilminde ölümü temenni etmeyeceklerini bilmiş ve vadelerini ona göre belirlemiştir. O'nun ilmi, temenni edecekleri şeklinde gerçekleşseydi vadelerini başlangıçta ona göre belirlerdi. "Hısım akraba ile ilişkileri sürdürmek ömrü uzatır" mealinde rivayet edilen hadis için de aynı açıklamanın yapılması münasiptir; burada Allah'ın, kişinin vadesini belli bir zaman için belirlemesi, bilahare sıla-i rahim yapması sebebiyle onu arttırması bahis konusu olmadığı gibi ölümü temenni etmesi münasebetiyle belirlenip tesbit edilen vadeyi kısaltması da söz konusu değildir.
Yorumu Yorumla
-
Ed-Dâru (الدار)
D-v-r kökünden türeyen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, asıl anlamın dönmek, tavaf etmek, etrafını sarmak ve bir çember oluşturmak olduğunu; insanın etrafını çevirerek dış tehlikelerden güvenliğini sağladığı, içinde dönüp dolaştığı ve barındığı mekana (eve/yurda) bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dar kelimesinin insanların yerleşik hayata geçtiği, güven içinde yaşadığı meskeni tanımladığını; ayetin bağlamında (ed-dâru'l-âhiratu) ebedi barınağı ve nihai varoluş yurdunu ifade ettiğini aktarır.
El-Âhiratu (الآخرة)
E-h-r kökünden gelen bu kelimenin etimolojisi hakkında İbn Fâris, asıl anlamın bir şeyin sonu, geride kalması, gecikmesi ve öncenin (evvel) tam zıddı olması durumu olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, ahiret kavramını zaman sıralamasına göre bu dünyadan sonra gelen ve nihai olan ebedi varoluş yurdu olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik alanında ahiret kavramının sadece zamanın veya tarihin sonunu değil; dünyevi (ed-dünya) olanın ötesindeki o mutlak ontolojik gerçeği ve ilahi hesaplaşma/mükafat merkezini temsil ettiğini derinlemesine tahlil eder.
Hâlisaten (خالصة)
H-l-s kökünden türeyen bu kelime üzerine İbn Fâris, asıl anlamın bir şeyin arınması, karışıklıklardan (şâibeden) temizlenmesi ve katıksız/saf hale gelmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hulûs kavramını, bir nesnenin içine sızmış olan yabancı ve değersiz maddelerden arındırılarak sadece kendi asıl özünü muhafaza etmesi durumu olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu "hâlisaten" vurgusunun salt bir arınma belirtmediğine dikkat çekerek; Yahudilerin ilahi lütfu ve ahiret kurtuluşunu (cenneti) sadece kendi ırklarına tahsis edilmiş, başkalarının asla giremeyeceği "özel, tekelci ve katıksız bir mülk" gibi gören o etnosentrik ve kibirli teolojisini (seçilmişlik dogmasını) deşifre ettiğini tahlil eder.
Dûni (دون)
D-v-n kökünden gelen kelimenin etimolojisi hakkında İbn Fâris, asıl anlamın bir şeye yakın olmak, ondan daha aşağıda/beride bulunmak ve bir şeyin haricinde (dışında) kalmak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, dûn edatının bir şeyin dışındakileri ve gerisinde kalanları nitelediğini; bağlam içerisinde "min dûni'n-nâsi" ifadesiyle, diğer tüm insanlığın ilahi merhametten ve kurtuluştan peşinen dışlanması şeklindeki o narsist ve ayrımcı zihniyeti anlattığını aktarır.
En-Nâsi (الناس)
N-v-s (veya u-n-s) kökünden türeyen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, kökün asıl anlamının hareket etmek, sallanmak, görünür olmak veya (üns kökünden geliyorsa) alışmak, sosyalleşmek ve bir arada yaşamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, nas kelimesini toplu halde yaşayan, birbirine ünsiyet (yakınlık) duyan ve ontolojik olarak eşit olan insanlık ailesinin bütünü olarak tanımlar.
Temennev (تمنوا)
M-n-y kökünden gelen bu kelimenin etimolojisi üzerine İbn Fâris, asıl anlamın bir şeyi takdir etmek, ölçmek, kesip biçmek ve insanın zihninde kurgulayıp şiddetle arzu ettiği şeyler olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, temenni eylemini nefsin bir şeye şiddetle meyil göstermesi ve onu elde etmeyi arzulaması olarak tanımlar. Gabriel Said Reynolds, ayetteki "Öyleyse ölümü temenni edin" meydan okumasının, Ehl-i Kitap polemiklerinde çok zekice ve yıkıcı bir retorik (ilzam) olduğunu inceler; eğer onlar gerçekten ahiretteki mutlak kurtuluşun ve Tanrı'nın özel sevgisinin sadece kendilerine ait olduğuna inanıyorlarsa, bu zorlu dünyadan bir an önce o garantili ve ebedi lükse geçmeyi mantıken "şiddetle arzulamaları" gerektiğini belirterek, onların teolojik argümanlarını kendi iç tutarsızlıklarıyla vurduğunu tahlil eder.
El-Mevte (الموت)
M-v-t kökünden türeyen kelimenin etimolojisi hakkında İbn Fâris, kökün temel anlamının hayatın, canlılığın ve gücün gitmesi, mutlak bir sükunet ve durgunluk olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, mevt kavramını ruhun bedenden ayrılması ve biyolojik canlılığın son bulması olarak tanımlar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ölüm kavramının ayetteki fonksiyonuna dikkat çekerek; ölümün burada sıradan bir biyolojik son veya yok oluş değil, insanın imanındaki samimiyeti, ahiret inancındaki kesinliği ve dünyevi hazlara (hayata) olan bağımlılığını test eden en mutlak, en çıplak ve kaçınılmaz "yüzleşme/sağlama" (mihenk taşı) olarak sunulduğunu vurgular.
Sâdikîn (صادقين)
S-d-k kökünden gelen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, asıl anlamın doğruluk, sağlamlık, yalanın (kizb) zıddı ve sözün öze/gerçeğe bütünüyle uyması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sıdk kavramını kişinin iddiası, iç dünyası (niyeti) ve nesnel gerçekliğin birbiriyle tam bir uyum (mutabakat) içinde olması şeklinde tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki dünyasında sıdkın sadece dildeki basit bir doğru söyleme eylemi olmadığını; kişinin kendi inancını eylemleriyle ve cesaretiyle (ölümle yüzleşebilme iradesiyle) kanıtladığı o varoluşsal sahicilik ve şeffaflık durumu olduğunu, ahiret imtiyazı iddia edenlerde ise bu ontolojik dürüstlüğün asla bulunmadığını derinlemesine tahlil eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla