Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 86. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 86. Ayet

    اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اشْتَرَوُا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا بِالْاٰخِرَةِۘ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ulâ-ike-lleżîne-şteravu-lhayâte-ddunyâ bil-âḣirat(i)(s) felâ yuḣaffefu ‘anhumu-l’ażâbu velâ hum yunsarûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Onlar ahirete karşılık dünya hayatını satın almış kimselerdir. Böylelerinin azabı hafifletilmeyecek, kendilerine yardım da edilmeyecektir.

      Onlar ahirete karşılık dünya hayatını satın almışlardır. Muhtemeldir ki bunlar peygamber olarak ortaya çıkışından önce -nitelikleri kitaplarında yer aldığı için- Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme iman etmiş, fakat arzularının aksine zuhur edince onu inkara kalkışmışlardı. İşte ahirete karşılık dünya hayatını satın almak bundan ibarettir. Hz. Muhammed'e de inanmadan başlangıçta dalaleti hidayete ve dünya hayatını ahirete tercih etme manası da ihtimal dahilindedir. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      Böylelerinin azabı hafifletilmeyecek, kendilerine yardım da edilmeyecektir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İşteravu (اشتروا)

        Ş-r-y kökünden türeyen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, asıl anlamın bir şeyi alıp satmak, takas etmek ve ticari bir değişimde bulunmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, iştira eylemini eldeki bir malı verip yerine başka bir mal veya bedel almak olarak tanımlar; ayetin bağlamında bu kelimenin fiziksel bir alışverişi değil, ahiretteki sonsuz nimetler yerine dünyadaki geçici hazların tercih edilmesi şeklindeki soyut bir teolojik takası ifade ettiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki mesajını iletirken kullandığı o zengin ticari kelime dağarcığını (mercantile vocabulary) incelerken; ebedi olanın geçici olanla takas edilmesinin, insanın sergileyebileceği en büyük ontolojik ahmaklığı ve varoluşsal iflası simgeleyen sarsıcı bir teolojik ticaret metaforu olduğunu derinlemesine tahlil eder.

        El-Hayâte (الحياة)

        H-y-y kökünden gelen bu kelimenin etimolojisi hakkında İbn Fâris, asıl anlamın canlılık, hareket, büyüme ve mevtin (ölümün) tam zıddı olan yaşam durumu olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, hayat kavramını varlıklarda hissetme, hareket etme ve idrak yeteneğini sağlayan temel biyolojik ve ruhani unsur olarak tanımlar.

        Ed-Dünyâ (الدنيا)

        D-n-v kökünden türeyen bu kelime üzerine İbn Fâris, asıl anlamın yakınlık, mesafenin kısalığı (uzaklığın zıddı) ve aynı zamanda aşağıda, alçakta olmak manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dünya kelimesinin ahirete (sonraya) göre zaman ve mekan bakımından insana "daha yakın" olanı nitelediği gibi, ontolojik değer bakımından da "daha aşağı, değersiz ve bayağı" olan varlık mertebesini tanımladığını aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin bağlamında bu kavramın salt üzerinde yaşanılan fiziksel yeryüzünü (arzı) değil; insanın ilahi hedeflerden sapmasına neden olan, ihtirasların merkezindeki o cazip ama mahiyeti itibarıyla geçici ve "değerce düşük" olan yaşam tarzını, profan zihniyeti simgelediğini tahlil eder.

        Bil-Âhirati (بالآخرة)

        E-h-r kökünden gelen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, asıl anlamın bir şeyin sonu, geride kalması, gecikmesi ve öncenin/ilkin (evvel) zıddı olması durumunu ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ahiret kavramını zaman sıralamasına göre bu dünyadan sonra gelen ve nihai olan ebedi varoluş yurdu olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, dünya ile ahiret kavramlarının Kur'an'daki bu karşıtlığını (antitezini) incelerken; bunların sadece zamansal (şimdi/sonra) bir sıralamayı değil, insanın ahlaki tercihlerini belirleyen "geçici/değersiz" ile "kalıcı/yüce" arasındaki o mutlak ontolojik hiyerarşiyi ve varoluşsal değerler sistemini temsil ettiğini derinlemesine tahlil eder.

        Yuhaffefu (يخفف)

        H-f-f kökünden türeyen kelimenin etimolojisi hakkında İbn Fâris, asıl anlamın hafiflik, ağırlığın ve yükün kalkması, kolaylaşmak ve süratli olmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tahfif eylemini bir cismin veya manevi yükün (azabın/cezanın) ağırlığının eksiltilerek katlanılabilir hale getirilmesi olarak tanımlar; ayette (olumsuzluk edatıyla birlikte) bu ilahi hükmün, suçlular üzerinden hiçbir surette hafifletilmeyeceğini ve cezanın şiddetinden zerre kadar indirim yapılmayacağını aktarır.

        El-Azâbu (العذاب)

        A-z-b kökünden gelen bu kelime üzerine İbn Fâris, asıl anlamın men etmek, engellemek ve tatlılığın gitmesi olduğunu; insanın normal hayatın lezzetlerinden ve huzurdan bütünüyle mahrum bırakılarak acı içine hapsedilmesine bu ismin verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, azap kavramını insanın bedensel veya ruhsal olarak hissettiği, tahammülü son derece zor olan ağır elem ve ıstırap olarak tanımlar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette azabın hafifletilmemesi vurgusunu ele alarak; yanlış bir teolojik "ticaret" (dünyayı ahirete tercih) yapan zihniyetin, elde ettikleri o anlık ve geçici hazzın bedelini, şiddeti ve yoğunluğu asla azalmayan mutlak bir eskatolojik mahrumiyetle ödeyecekleri yönündeki sarsılmaz ilahi yasayı tahlil eder.

        Yunsarûn (ينصرون)

        N-s-r kökünden türeyen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, asıl anlamın destek vermek, birini düşmanına veya bir zorluğa karşı güçlendirmek, ona arka çıkmak ve yardım etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, nusret eylemini tehlikede kalan, ezilen veya zulme uğrayan bir kimseye onu kurtarmak amacıyla yapılan fiili yardım ve zafer kazandırma gücü olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki bu "yardım edilmeme" (ve lâ hum yunsarûn) statüsünün teolojik boyutuna dikkat çekerek; bunun İsrailoğullarının dünyada kurdukları o çarpık sosyal ittifaklara ve "Tanrı'nın seçkin halkı olduğumuz için ahirette mutlaka bize yardım edilir/şefaat edilir" şeklindeki hastalıklı etnosentrik dogmalarına vurulan nihai bir darbe olduğunu, ilahi mahkemede hiçbir soyun veya beşeri bağın kurtarıcı bir nusret (yardım) sağlayamayacağını tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X