بَلٰى مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً وَاَحَاطَتْ بِه۪ خَط۪ٓيـَٔتُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 81. Ayet
Daralt
X
-
Öyle değil, kötülük işleyip de günahı kendisini çepeçevre kuşatan kimse... Evet, böyleleri cehennemliktir. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.
Öyle değil, kötülük işleyip de günahı kendisini çepeçevre kuşatan kimse... Evet, böyleleri cehennemliktir. Onlar orada ebediyen kalacaklardır. Bu ifade aziz ve celil olan Allah tarafından, söyledikleri söz sebebiyle İsrailoğulları'na yönelik bir yalanlamadır. Bir bakıma Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: Siz bilmediğiniz şeyleri Allah'a isnat ediyorsunuz. Görmez misin ki O, şöyle demiştir: "Öyle değil, kötülük işleyip de günahı kendisini çepeçevre kuşatan kimse". Cenab-ı Hak şunu kasteder: Kötülük işleyip de, yani Allah'a ortak koşup da, günahı kendisini çepeçevre kuşatan kimse, şirk günahıyla ölen kimse. Evet, böyleleri cehennemliktir. Onlar orada ebediyen kalacaklardır, orada ölmezler ve içinden çıkarılmazlar. Kendisini kuşatan, kalbini kuşatan diye açıklanmıştır.
Yorumu Yorumla
-
Belâ (بلى)
B-l-y kökünden türeyen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, kökün asıl anlamının denemek, sınamak, eskimemek ve bir gerçeği ortaya çıkarmak olduğunu; ancak edat olarak kullanıldığında olumsuz bir yargıyı çürütmek ve hakikati tasdik etmek manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, belâ edatının kendinden önceki yanlış bir iddiayı iptal edip doğrusunu ispatladığını; ayetin bağlamında Yahudilerin "ateş bize sayılı birkaç gün dokunur" şeklindeki asılsız teolojik imtiyaz iddialarını bıçak gibi keserek mutlak ilahi adalet yasasını ilan eden şiddetli bir ret ve hakikati onama ifadesi olduğunu aktarır.
Kesebe (كسب)
K-s-b kökünden gelen bu kelimenin etimolojisi hakkında İbn Fâris, asıl anlamın aramak, toplamak, elde etmek ve çabalayarak kazanmak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kesb eylemini insanın kendi özgür iradesi ve fiiliyle elde ettiği iyi veya kötü her türlü kazanım olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu fiil tercihinin teolojik boyutuna dikkat çekerek; kötülüğün veya günahın insanın başına tesadüfen gelen pasif bir durum olmadığını, aksine insanın kendi iradesiyle, bilerek ve taammüden işleyip "kazandığı" aktif bir ahlaki çöküş olduğunu tahlil eder.
Seyyieten (سيئة)
S-v-e kökünden türeyen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, kökün temel anlamının çirkinlik, kötülük, hoşa gitmeyen ve insana üzüntü veren durum olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, seyyie kavramını insanın dünyevi veya uhrevi hayatına zarar veren, ahlaken çirkin (hasenenin zıddı) her türlü eylem olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki sistematiğinde bu kavramın sıradan bir hatadan ziyade; ilahi ahdi bozan, insanın fıtratını kirleten ve varoluşsal bir çirkinliğe sebep olan köklü bir teolojik suçu simgelediğini derinlemesine tahlil eder.
Ehâtat (أحاطت)
H-v-t kökünden gelen kelimenin etimolojisi üzerine İbn Fâris, asıl anlamın bir şeyi her taraftan sarmak, kuşatmak, içine almak ve korumak/hapsetmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ihata eylemini bir nesneyi kaçış noktası bırakmayacak şekilde çepeçevre sarmak olarak tanımlar; ayetin bağlamında işlenen günahın insanı dışarıdan ve içeriden tamamen istila etmesini ifade ettiğini aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "günahın insanı kuşatması" metaforunu incelerken; bunun, kötülüğün anlık bir eylem olmaktan çıkıp kişiliğin tamamını ele geçirdiği, kalbi mühürlediği ve insanın kendi işlediği günahın ontolojik bir tutsağı haline geldiği o geri döndürülemez psikolojik ve teolojik felç durumunu resmettiğini vurgular.
Hatîetuhû (خطيئته)
H-t-e kökünden türeyen bu kelime hakkında İbn Fâris, kökün asıl anlamının hedeften sapmak, isabet ettirememek ve kasten veya hataen doğru yoldan ayrılmak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, hatîe kavramını insanın bilerek ve kasten işlediği, ruhunda derin izler bırakan büyük günah olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökü bulunmakla birlikte, Sami dillerindeki (İbranice "het", Aramice "hta") kullanımıyla paralel olarak; Ehl-i Kitap geleneğinde "Tanrı'nın belirlediği ahlaki hedefi ıskalamak, yoldan çıkmak" şeklindeki o derin teolojik ve litürjik anlam ağını Kur'an'ın da bu kelime üzerinden sürdürdüğünü ileri sürer. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde bu kelimenin tekil kullanılarak "kuşatma" fiiliyle birleşmesinin kritik olduğunu; burada kastedilenin sıradan bir sürçme değil, insanı ilahi merhamet alanından tamamen çıkaran, onun bütün varlığını enfekte eden ve şirke/inkara varan o "kök günah" (mücessem kötülük) olduğunu tahlil eder.
Ashâbu (أصحاب)
S-h-b kökünden gelen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, kökün temel anlamının bir arada bulunmak, ayrılmamak, eşlik ve yoldaşlık etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ashab kelimesini bir nesneye, kişiye veya mekana sürekli olarak bağlı kalan, ondan ayrılmayanlar olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, "Ashâbu'n-Nâr" (Ateşin yoldaşları) terkibindeki bu mülkiyet ve aidiyet vurgusunun; günahkarların cehenneme sadece dışarıdan atılan yabancılar olmadığını, aksine dünyada kazandıkları o günahkar tabiatları sebebiyle ateşle aralarında ontolojik bir uyum, fıtri bir aidiyet ve kopmaz bir yoldaşlık bağı oluştuğunu derinlemesine tahlil eder.
En-Nâr (النار)
N-v-r kökünden türeyen kelimenin etimolojisi hakkında İbn Fâris, asıl anlamın aydınlık, ışık, parlaklık ve sıcaklık veren ateş olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ateşin yakıcı ve yok edici tabiatına dikkat çekerek; bağlam içerisinde ilahi adaletin tecelli edeceği, isyankar fıtratların mutlak azap ve arınma mahallini (cehennemi) simgelediğini ifade eder.
Hâlidûn (خالدون)
H-l-d kökünden gelen bu kelime üzerine İbn Fâris, asıl anlamın bir yerde çok uzun süre kalmak, değişmeden devam etmek ve süreklilik olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, hulûd kavramını bir durumun bozulmadan ve kesintiye uğramadan kalıcılığını koruması olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki bu "ebediyet/kalıcılık" vurgusunun salt bir zaman bildirimi olmadığını; doğrudan doğruya Yahudilerin "ateş bize sadece sayılı birkaç gün dokunur" şeklindeki etnosentrik ve kibirli kurtuluş teolojisine vurulan nihai ve kahredici bir darbe olduğunu, ilahi adaletin imtiyaz tanımadığını ve varoluşsal kötülüğün mutlak karşılığının sonsuz bir mahrumiyet (hulûd) olduğunu tahlil eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla