Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 79. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 79. Ayet

    فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِاَيْد۪يهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هٰذَا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ لِيَشْتَرُوا بِه۪ ثَمَناً قَل۪يلاًۜ فَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبَتْ اَيْد۪يهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسِبُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feveylun lilleżîne yektubûne-lkitâbe bi-eydîhim śümme yekûlûne hâżâ min ‘indi(A)llâhi liyeşterû bihi śemenen kalîlâ(en)(s) feveylun lehum mimmâ ketebet eydîhim veveylun lehum mimmâ yeksibûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Kendi elleriyle kitap yazıp, sonra az bir değer karşılığında, 'Bu, Allah katındandır' diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıkları yüzünden vay haline, kazandıkları dünyalık yüzünden vay haline onların!

      Kendi elleriyle kitap yazanlar. Bu beyanda yer alan veyi kelimesi için şiddet manası verilmiş veya cehennemdeki bir vadinin adıdır denilmiştir. Şöyle de düşünülmüştür: Veyi üzüntü çekilip ah vah edilen her türlü olaydır, Arap, "Şu olay sebebiyle vay falanın başına gelen!" der.

      Elleriyle kitap yazıp. İki şekilde yorumlanabilir: Yazanlar, Hz. Muhammed'in niteliklerini Tevrat'tan silip kaldıranlar (Tevrat nüshalarını bu şekilde yazanlar). Bir de yazanlar, yani niteliklerinin aksine yazı muhtevası icat edenler. Sonra da, "Bu, Allah katındandır" derler. Bu muhtevadaki "yazım" gerçeğin aksinin kayıt ve ispatı demektir, "işte onlar, Allah'ın imanı kalplerine yazıp tesbit ettiği kimselerdir" beyanında olduğu gibi. Burada tesbit edilen, aslının öyle olduğu zannedilmesi için Tevrat'a eklenen ibarelerdir.

      Az bir değer karşılığında, bunun anlamını daha önce kaydetmiştik.

      Elleriyle yazdıkları yüzünden vay haline, kazandıkları dünyalık yüzünden vay haline onların! Sözü edilen kimselere üç şey yüzünden üç defa teessüf edilmiştir. İlki Resulullah'ın niteliği için yeni bir metin icat ederek doğru olanı yok edip değiştirmeleri. İkincisi bu, Allah katındandır demeleri. Üçüncüsü kazandıkları dünyalık yüzünden vay haline onların, yani yeme içme imkanları ve hediyeleri.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Veylun (ويل)

        V-y-l kökünden türeyen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, kökün asıl anlamının helak, şiddetli azap, çirkinlik ve derin bir keder durumu olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, veyl kavramını insanın başına gelen en büyük felaket, yıkım ve aynı zamanda cehennemde bir vadinin adı olarak tanımlar; ayetin bağlamında, ilahi vahyi tahrif edenlere yönelik mutlak bir beddua ve ontolojik bir yok oluş ilanı olduğunu aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin Arap dilindeki standart bir azarlama ifadesinden ziyade; dinin asli metnini kendi çıkarları için bozan din adamı sınıfına karşı yöneltilmiş sarsıcı bir teolojik lanet ve en ağır eskatolojik (uhrevi) tehdit formu olduğunu tahlil eder.

        Yektubûne / Ketebet (يكتبون / كتبت)

        K-t-b kökünden gelen bu kelimelerin etimolojisi hakkında İbn Fâris, asıl anlamın toplamak, birleştirmek ve bir araya getirmek olduğunu, harflerin anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde dizilmesi sebebiyle yazma eylemine bu ismin verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kitabet eylemini bir şeyi karakterler/harfler çizerek kaydetmek olarak tanımlar. Angelika Neuwirth, bu eylemin Geç Antik Çağ'daki metin kültürü ve "scripturalization" (kutsal metinleştirme) süreci bağlamındaki yerine dikkat çekerek; Kur'an'ın burada elitist bir din adamı sınıfının kutsal metin (tomarlar) üzerindeki tekelini ve ellerindeki fiziksel yazma gücünü bir tahrifat ve otorite silahı olarak kullanmalarını ağır bir dille eleştirdiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette "kendi elleriyle yazarlar" vurgusunun, suçun bilerek, tasarlanarak ve bizzat failin aktif fiziksel katılımıyla (taammüden) işlenen somut bir sahtekarlık olduğunu tahlil eder.

        El-Kitâbe (الكتاب)

        K-t-b kökünden türeyen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, kökün temel anlamının yazı ve yazılı belge olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin genel anlamda yazılmış nesne manasına gelmekle birlikte, bağlam içerisinde din adamlarının içine kendi uydurdukları hükümleri ekledikleri o ilahi yasayı (Tevrat mecmuasını) ifade ettiğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli bir kelime olmakla beraber, "kutsal metin/ilahi vahiy" şeklindeki spesifik ve otoriter dini terminolojisini doğrudan Aramice ve Süryanicedeki "kthaba" lafzından ödünçlediğini, Kur'an'ın Ehl-i Kitap geleneğindeki bu metin otoritesine atıf yaptığını ileri sürer. Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın bu kavram üzerinden Geç Antik Çağ Yahudi geleneğiyle polemiğe girdiğini; ellerinde tuttukları fiziksel metnin (kitabın) kutsiyetini kullanarak halkı kandıran ruhanilerin bu manipülatif eylemini deşifre ettiğini vurgular.

        Eydîhim (أيديهم)

        Y-d-y kökünden gelen bu kelimenin etimolojisi üzerine İbn Fâris, asıl anlamın el, güç, kudret ve nimet olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin doğrudan insanın fiziksel organı olan "el" manasına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, ayette "kendi elleriyle" (bi-eydîhim) şeklindeki vurgunun kullanımındaki retorik ve ahlaki gücü tahlil ederek; bu ifadenin sıradan bir uzuv bildiriminden ziyade, insanın yaratıcısının sözüne karşı giriştiği o dehşet verici cüretkarlığı, tahrifatın başkasına atılamayacak derecede somut ve tartışmasız faili olduklarını gösteren varoluşsal bir suçluluk (cürm) belgesi olduğunu derinlemesine inceler.

        Yekûlûne (يقولون)

        K-v-l kökünden türeyen bu kelime hakkında İbn Fâris, asıl anlamın bir sözü dile getirmek, dilin hareket etmesiyle ortaya çıkan ifade olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin bir düşünceyi veya iddiayı sözlü olarak beyan etmek manasına geldiğini; ayetteki bağlamında ise, fiziksel sahtekarlığın (elleriyle yazmalarının) hemen ardından gelen teolojik yalanı, yani yazdıkları o beşeri uydurmaları kitlelere karşı arsızca "Bu Allah katındandır" diyerek pazarlama cüretini aktarır.

        Liyeşterû (ليشتروا)

        Ş-r-y kökünden gelen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, kökün temel anlamının bir şeyi alıp satmak, takas etmek ve ticari bir değişimde bulunmak olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, iştira eylemini eldeki bir malı verip yerine başka bir mal (veya bedel) almak olarak tanımlar; burada dinin hakikatini verip karşılığında dünyevi bir menfaat elde etme çabasını ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki ve teolojik mesajını iletirken sıkça başvurduğu "ticari kelime dağarcığını" (mercantile vocabulary) incelerken; paha biçilemez olan ilahi kelamın, son derece değersiz ve geçici bir dünyevi kazanç uğruna harcanmasının, insanın yaşayabileceği en büyük varoluşsal iflas ve ontolojik ahmaklık olduğunu tahlil eder.

        Semenen (ثمنا)

        S-m-n kökünden türeyen kelimenin etimolojisi hakkında İbn Fâris, asıl anlamın bir şeyin karşılığı, bedeli ve ticari ederi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, semen kavramını alışverişte bir malın yerine geçen değer (fiyat) olarak tanımlar; ayette din tüccarlarının kendi uydurdukları metinleri kutsal diye satarak elde ettikleri dünyevi kazancı, makamı veya maddi geliri simgelediğini aktarır.

        Kalîlen (قليلا)

        K-l-l kökünden gelen bu kelime üzerine İbn Fâris, asıl anlamın azlık, yetersizlik, küçüklük ve çokluğun zıddı olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kalil kelimesinin miktar veya değer bakımından az olanı nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette semenin (bedelin) "az/değersiz" (kalil) sıfatıyla nitelenmesinin göreceli bir meblağa işaret etmediğini; bu kişilerin yalan satarak elde ettikleri dünyevi kazanç ne kadar devasa olursa olsun (bütün bir dünyanın mülkü bile olsa), terk ettikleri ebedi hakikat ve ilahi rıza karşısında mutlak manada değersiz, basit ve onursuz bir hiçlikten ibaret olduğunu tahlil eder.

        Yeksibûne (يكسبون)

        K-s-b kökünden türeyen bu kelimenin etimolojisi ile ilgili olarak İbn Fâris, asıl anlamın çalışıp çabalamak, rızık aramak, biriktirmek ve kazanç elde etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kesb eylemini insanın kendi iradesi ve çabasıyla elde ettiği iyi veya kötü her türlü kazanım olarak tanımlar; bağlamda, din adamlarının din istismarı yoluyla elde ettikleri o haram serveti ve dünyevi imtiyazları aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin sonunda tekrar eden "Veyl" (lanet) ifadesiyle birlikte bu fiilin kullanımını değerlendirirken; insanın tahrifatla sadece maddi bir rant (semen) kazanmadığını, aynı zamanda ruhunu kirleten, ilahi ahdi bozan ve eskatolojik (ahiret) mahkemesinde boynuna dolanacak olan ağır bir ontolojik günah ve azap "kazandığını/biriktirdiğini" vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X