Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 78. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 78. Ayet

    وَمِنْهُمْ اُمِّيُّونَ لَا يَعْلَمُونَ الْكِتَابَ اِلَّٓا اَمَانِيَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veminhum ummiyyûne lâ ya’lemûne-lkitâbe illâ emâniyye ve-in hum illâ yazunnûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      İçlerinden bazıları okuma yazması bulunmayan avam tabakası olup kitap (Tevrat) hakkında bildikleri şeyler kuruntulardan ibarettir, onlar sadece zan ve tahminde bulunabilirler.

      İçlerinden bazıları okuma yazması bulunmayan avam tabakası olup bilmezler. Yani yahudilerden bazıları vardır ki Tevrat'ı okuyamaz; bunların yegane bilgileri alimleri ile dini liderlerinin anlattıklarından ibarettir. Ümmi yazamayan ve yazılı şeyi okuyamayan kimsedir. Fakat böylesi yazılı şeye dayanmadan ezberinden okuyabilir, Peygamber sallalahu aleyhi ve sellem gibi; o, "Sen bundan önce ne bir yazı okur ne de elinle yazabilirdin" mealindeki beyanın da ifade ettiği üzere yazı yazamıyor ve yazılı şeyi okuyamıyordu. Ümmi yazamayan, yazıdan veya ezberden okuyamayan kimsedir de denilmiştir.

      Sadece kuruntular. Ayette geçen emani kelimesi İbn Abbas'ın kanaatine göre nakledilen asılsız sözlerdir. Bazılarına göre ise yalan manasına gelir. Kisai ise emaniyi okuyuş manasına almıştır, "Senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki vahiyleri okuduğunda şeytan onun okuyuşuna (ümniyye) bir şeyler katmaya kalkışmasın" mealindeki ayette olduğu gibi.

      Onlar sadece bir zanda bulunurlar. Yani onlar sadece zan içinde olup kesinliğe ulaşamazlar. Buradaki temel mana şudur: Onlar kitap ilmine vakıf değillerdir, kendilerinde mevcut olan sadece nefsin arzu ve şehvetleridir, "Ne sizin kuruntularınız ne de Ehl-i kitabın kuruntuları!" mealindeki ayette olduğu üzere.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ummiyyûne (أميون)

        E-m-m kökünden türeyen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, kökün asıl anlamının asıl/kök, ön taraf ve yönelinen hedef olduğunu; insanın varlık sahnesine çıktığı ilk kaynak olan anneye (ümm) bu ismin verildiğini ve "ümmi" kelimesinin annesinden doğduğu günkü gibi kalarak okuma yazma öğrenmemiş kişiyi tanımladığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ümmi kavramını okuma yazma bilmeyen, ilim tahsil etmemiş kişi olarak tanımlar ve bunun çoğunlukla okuma yazma geleneği olmayan Arap milleti (ümmîler) için kullanıldığını aktarır. Ancak Arthur Jeffery, kelimenin salt Arapça "okuma yazma bilmeyen" manasına geldiği yönündeki klasik etimolojiyi reddederek; lafzın İbranice veya Aramicedeki "Goyim" (milletler) veya "Ummah" kelimesinden türediğini, Ehl-i Kitap olmayan (kendilerine kitap verilmemiş) pagan milletleri tanımlamak için kullanılan dini bir terim olduğunu ileri sürer. Theodor Nöldeke de bu dilbilimsel ve tarihsel yaklaşımı destekleyerek, kelimenin Kur'an'daki kullanımının Ehl-i Kitap karşısındaki paganları nitelediğini; ancak bu ayetin özel bağlamında doğrudan Yahudi toplumunun içindeki, ilahi metne (Tevrat'a) doğrudan erişimi olmayan, metin dışı "cahil ve sıradan halk tabakasını" (laik/avam) ifade ettiğini tahlil eder. Gabriel Said Reynolds, Süryani ve İbrani geleneğindeki "avam" (am ha'aretz) kavramıyla bağ kurarak; ayetteki ümmiyyûn lafzının, kutsal metnin dilini bilmeyen ve dini bilgiyi sadece kulaktan dolma efsanelerle öğrenen eğitimsiz Yahudi kitlesini anlattığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin buradaki sosyolojik katmanına dikkat çekerek; bunların Tevrat'ı bizzat okuyup anlayamayan, dolayısıyla din adamlarının (hahamların) tahrifatlarına ve uydurdukları dogmalara körü körüne inanan, yönlendirilmeye açık "cahil cühela takımı" olduğunu vurgular.

        Ya'lemûne (يعلمون)

        A-l-m kökünden gelen bu kelimenin etimolojisi hakkında İbn Fâris, asıl anlamın bir şeyin özünü kavramak, kesin alamet, nişan ve bir gerçeği tam olarak idrak etmek olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, ilim kavramını bir nesneyi veya durumu kendi hakikati üzere, hiçbir şüphe barındırmaksızın bilmek olarak tanımlar; ayetin bağlamında (olumsuzluk edatıyla birlikte), bu avam tabakasının ilahi kitabın gerçek maksadından, hükümlerinden ve ontolojik hakikatinden tamamen habersiz, derinliksiz bir cehalet içinde olduklarını aktarır.

        El-Kitâbe (الكتاب)

        K-t-b kökünden türeyen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, kökün temel anlamının toplamak, birleştirmek ve bir araya getirmek olduğunu, harflerin anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde dizilmesi sebebiyle yazılı metinlere bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin genel anlamda yazılmış nesne manasına gelmekle birlikte, bağlam içerisinde İsrailoğullarına verilmiş olan spesifik ve ilahi yasayı (Tevrat mecmuasını) ifade ettiğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökü bulunmasına rağmen, "kutsal metin/ilahi vahiy" şeklindeki özel teolojik terminolojisini Aramice ve Süryanicedeki "kthaba" kelimesinden ödünçlediğini ileri sürer. Angelika Neuwirth, Kur'an'ın "El-Kitap" söyleminin Geç Antik Çağ'daki metin kültürüne dayandığını; ayette bu lafzın, avamın erişemediği, sadece elit bir sınıfın okuyup manipüle edebildiği kodifiye edilmiş ve dokunulmaz kabul edilen o fiziksel kutsal tomarları simgelediğini tahlil eder.

        Emâniyye (أماني)

        M-n-y kökünden gelen (tekili: ümniyye) bu kelimenin etimolojisi üzerine İbn Fâris, asıl anlamın bir şeyi takdir etmek, ölçmek, kesip biçmek ve insanın zihninde kurguladığı/arzu ettiği şeyler olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, emâniyye kavramını insanın kendi nefsinde kurguladığı asılsız kuruntular, yalanlar veya "anlamını bilmeden sadece okumak/tilavet etmek" olarak tanımlar. Celaleddin el-Suyuti, tefsir geleneğindeki farklı okumalara işaret ederek, kelimenin "sadece yüzünden metin okumak" manasına da gelebileceğini, bu yönüyle avamın kitabı anlamadan sadece ritüelistik bir mırıldanma ile okuduğunu ifade eder. Gabriel Said Reynolds, Ehl-i Kitap metinleriyle olan diyaloğu incelerken; bu kavramın Yahudi din adamları tarafından üretilen ve avama aşılanan "seçilmişlik, cehennem ateşinin sadece birkaç gün dokunacağı" gibi asılsız teolojik imtiyaz hayallerini, temelsiz kurtuluş dogmalarını (false hopes) anlattığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "kuruntu" boyutunu öne çıkararak; kitabı bilmeyen kitlelerin, dinin hakikatini din adamlarının uydurduğu efsanelerden, hurafelerden ve cennet garantili sanal vaatlerden (emâniyye) ibaret sandıklarını, bunun da dinin içinin boşaltılarak uyuşturucu bir dogmaya dönüştürülmesi anlamına geldiğini tahlil eder.

        Yezunnûn (يظنون)

        Z-n-n kökünden türeyen bu kelime hakkında İbn Fâris, kökün asıl anlamının kesinlik ifade etmeyen, kesin bilgiye dayanmayan kanaat, şüphe, tahmin ve varsayım olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zan kavramını güçlü bir kanıta dayanmaksızın oluşan zihinsel eğilim olarak tanımlar ve mutlak kesinlik bildiren yakîn/ilim kavramının tam zıddı olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın epistemolojik (bilgi felsefesi) sistematiğinde "zan" kavramının yerini derinlemesine tahlil ederek; inancını ilahi bir vahye (ilme/kitaba) değil de zanna, kulaktan dolma bilgilere ve kuruntulara (emâniyye) dayandıran bir toplumun, varoluşsal olarak hakikat zeminini kaybettiğini, dinlerinin bir "bilgi/idrak" dini olmaktan çıkıp salt bir "varsayım ve vehim" dinine dönüştüğünü ve ahlaki bir çöküş yaşadığını ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X