Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 68. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 68. Ayet

    قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَۜ قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌۜ عَوَانٌ بَيْنَ ذٰلِكَۜ فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâlû ud’u lenâ rabbeke yubeyyin lenâ mâ hiy(e)(c) kâle innehu yekûlu innehâ bekaratun lâ fâridun velâ bikrun ‘avânun beyne żâlike(s) fef’alû mâ tu/merûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      'Peki, bizim adımıza Rabb'ine dua et de sığırın nasıl olacağını açıklasın!' dediler. Musa, Allah diyor ki, 'O ne çok yaşlı ne de çok genç, ikisi arasında bir inektir. Size emredileni hemen yapın' dedi.

      Ne çok yaşlı, yaşlı değildir; ne de çok genç, genç de değildir. İkisi arasında, ne genç ne yaşlı. Şöyle de denilmiştir: La farıd, biraz önce değindiğimiz üzere yaşlı değil; ve la bikr, çokça doğurmuş da değil; avanun beyne zalik, yani bir veya iki defa doğurmuştur.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâlû (قالوا)

        K-v-l kökünden türeyen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, asıl anlamın bir sözü dile getirmek, dilin hareket etmesiyle ortaya çıkan ses ve ifade olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bir görüş beyan etmeyi ifade ettiğini; bu ayetin bağlamında ise İsrailoğullarının ilahi emri doğrudan yerine getirmek yerine, süreci uzatan, ayrıntılara boğulmuş ve işi yokuşa süren o şüpheci sorgulama tavrını seslendirdiklerini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki söylem eyleminin hakikati anlamaya yönelik samimi bir merak değil, ilahi otoriteyi ve peygamberi köşeye sıkıştırmayı amaçlayan, teslimiyetten uzak bir laf kalabalığı olduğunu tahlil eder.

        Ud'u (ادع)

        D-a-v kökünden gelen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, kökün temel anlamının birine seslenmek, onu çağırmak, yardıma çağırmak ve dua etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, dua kavramını birinden bir şey istemek veya onu nida ederek çağırmak olarak tanımlar; ayette İsrailoğullarının Musa'ya "Rabbine dua et/sor" diyerek araya bir mesafe koymalarının, Allah'ı sadece Musa'nın Rabbiymiş gibi algılayan ve kendilerini bu otoritenin doğrudan muhatabı görmeyen o sorunlu teolojik aidiyetlerini yansıttığını ifade eder.

        Yubeyyin (يبين)

        B-y-n kökünden türeyen bu kelime hakkında İbn Fâris, kökün asıl anlamının iki şeyin birbirinden ayrılması, belirginleşmesi ve açıklığa kavuşması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, beyan kavramını bir şeyi kapalılıktan kurtarıp apaçık hale getirmek olarak tanımlar; bağlam içerisinde İsrailoğullarının, aslında son derece açık olan "bir inek kesin" emrini kasıtlı olarak "kapalı/anlaşılmaz" gibi gösterip, en ince detayına kadar açıklanmasını talep ederek ilahi muradı daraltma çabalarını aktarır.

        Fâridun (فارض)

        F-r-d kökünden gelen bu kelimenin etimolojisi üzerine İbn Fâris, asıl anlamın bir şeyi kesmek, takdir etmek, pay ayırmak ve eskimek/yaşlanmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin yaşlanmış, doğura doğura yaşını almış ve artık kartlaşmış sığır anlamına geldiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça "farz" (belirlenmiş/kesinleşmiş) köküyle ilişkisine dikkat çekerek, burada hayvanın yaşına dair kesin bir sınırlamayı ve yaşam evresindeki belirginliği nitelediğini belirtir.

        Bikrun (بكر)

        B-k-r kökünden türeyen bu kelime hakkında İbn Fâris, kökün temel anlamının bir şeyin başı, ilki ve erkencilik olduğunu, günün ilk ışıklarına (bekir) ve ilk doğuma bu yüzden bu ismin verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bikr kavramını hiç doğurmamış, genç ve taze olan hayvan/insan için kullanıldığını belirtir; ayetin bağlamında istenen ineğin ne çok yaşlı (fârid) ne de çok genç (bikr) olması gerektiğini, yani biyolojik açıdan orta bir evreyi tanımladığını aktarır.

        Avânun (عوان)

        A-v-n kökünden gelen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, kökün asıl anlamının orta yaşlılık, iki şeyin arası ve şiddetli savaş olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, avân kavramını yaşlılık ile gençlik arasında, tam orta yaşta ve en verimli döneminde olan hayvanı nitelemek üzere tanımlar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu detaylı tariflerin ilahi bir "zorlaştırma" değil, aksine İsrailoğullarının bitmek bilmeyen "Nasıl bir inek?" sorularına verilen, kaçış payı bırakmayan ve onları eyleme zorlayan pedagojik bir daraltma olduğunu tahlil eder.

        İf'alû (افعلوا)

        F-a-l kökünden türeyen bu kelime hakkında İbn Fâris, kökün temel anlamının bir şeyi yapmak, bir eylemde bulunmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiil kavramını amele (bilinçli işe) oranla daha genel bir eylem biçimi olarak tanımlar; ayetin sonundaki bu emir, artık soru sormayı bırakıp, laf kalabalığından sıyrılarak bir an önce ilahi buyruğu yerine getirmeleri, yani pratik eyleme geçmeleri yönündeki kesin ve nihai uyarıyı ifade eder.

        Tu'merûn (تؤمرون)

        E-m-r kökünden gelen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, kökün temel anlamının bir işin yapılmasını istemek ve buyurmak olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın kavramsal sistematiğinde emir kavramının Tanrı ile insan arasındaki o dikey otorite ilişkisinin (vahy) en somut tezahürü olduğunu; ayetin sonundaki bu vurgunun, İsrailoğullarına "sorguladığınız şey sadece bir bilgi değil, doğrudan bir emirdir ve kulun görevi emri didiklemi değil, onu icra etmektir" mesajını verdiğini derinlemesine tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X