Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 52. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 52. Ayet

    ثُمَّ عَفَوْنَا عَنْكُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Śumme ‘afevnâ ‘ankum min ba’di żâlike le’allekum teşkurûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ama ardından lütfumuzu bilip şükredesiniz diye sizi affettik.

      Ama ardından sizi affettik. Bu ayet-i kerime Mu'tezile'nin aslah telakkisini çürütmektedir. Onların iddiasına göre Allah, bir adamın ne kadar uzun olursa olsun ömrünün sonunda iman edeceğini, yahut dünya hayatı boyunca neslinden bir müminin geleceğini bilmişse onu [zamansız] öldürmesi veya neslini tüketmesi mümkün değildir. Bu iddia çerçevesinde İsrailoğulları'nı yaşatmak ve nesillerini sürdürmek Cenab-ı Hakk'a vacip olduğuna göre (vücûb alellah) onlara lütuf ve ihsanda bulunduğunu hatırlatması ve şükretmelerini talep etmesinin bir manası yoktur, çünkü O, üzerine düşeni yapmıştır. Yapması gerekeni yerine getiren herkesin bu fiili bir minnet ve lütuf özelliği taşımaz. Halbuki aziz ve celil olan Allah İsrailoğulları'nı kökten helak etmeyip nesillerinin devamını sağladığı ve onları affettiği için kendilerine olan lütufkarlığını hatırlatmıştır. Şunu da hatırlatmak gerekir ki Allah'ın İsrailoğulları'na yaptığı lütufkarlık onların atalarına ait olmakla birlikte sonraki nesillerini de içine alır, çünkü O, atalarını mahvedip nesilleşmelerine son verseydi tamamen ortadan kalkar, sonraki çağlara intikal edemezlerdi. Şu halde O'nun kendilerine olan lütufkarlığı gerçekleşmiş, bu sebeple de şükretmelerini talep etmiştir. Durum anlattığımız gibi olduğuna göre Allah'ın, insanlar için dini bakımdan en elverişli olanı (aslah) yaratması zaruri değildir.

      Şükredesiniz diye. Yani şükretmeniz için. Nitekim, "Cinleri ve insanları bana kulluk etsinler diye yarattım" mealindeki ayet-i kerimede de mana aynı çizgi üzerinde seyreder, yani beni bir tanımaları için. Tefsirini yapmakta olduğumuz ayetin bu son kısmı ile onun ardından zikredilen ayette yer alan şükür ve ibadet kavramları birkaç şekilde yorumlanmıştır. Bunlardan birine göre herkesin fıtratı Allah'ın birliğine tanıklık ettiği gibi herkesin yaratılışı hal dili ile O'na şükreder. Bir de ayette geçen ibadet kavramı Allah'ın birliğini tercih etme, şükür kavramı ise insanların nail olduğu nimet ve imkanların Allah'tan geldiğinin bilincini taşıma anlamına gelir. Bu duygu ve anlayışlar Allah'a kulluk eden ve O'nu bir tanıyan insan tipini niteler. Bir de şu mana söz konusu edilebilir: Allah Teala cinleri ve insanları, kabul edeceklere yönelik olmak üzere kendisine ibadet ve şükürde bulunmalarını emretmesi için yaratmıştır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Afevna (عفونا)

        A-f-v kökünden türeyen bu kelime ile ilgili olarak İbn Fâris, kökün temel anlamının bir şeyi terk etmek, silmek ve üzerinden geçip gitmek olduğunu, rüzgarın yeryüzündeki izleri silmesi gibi günahın izlerinin silinmesi ve ceza vermekten vazgeçilmesi manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, affı, cezayı hak eden kimseden bu cezayı kaldırmak ve günahı düşürmek olarak tanımlar; ayetin bağlamında İsrailoğullarının buzağıyı ilah edinmek gibi en büyük şirk suçunu işlemelerine rağmen, Allah'ın nihayetsiz merhametiyle bu suçu silerek onları helak olmaktan kurtarmasını ifade ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'daki ahlaki ve teolojik boyutunu incelerken, affın mutlak kudret sahibinin isyankar kulunu cezalandırma gücü ve hakkı bulunmasına rağmen, kendi özgür iradesi ve lütfuyla bu haktan feragat etmesi olduğunu, böylece ilahi rahmetin gazabın önüne geçişinin somut bir tezahürü olarak sunulduğunu aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, İsrailoğullarının tevhid akidesine ve ilahi ahde bu denli ağır bir ihanetinin ardından gelen bu affı, ilahi pedagojinin bir gereği olarak değerlendirir; Allah'ın sözleşmeyi tek taraflı bozan kullarına dönme kapısını açık bırakarak ahdi yeniden tesis etme imkanı tanıdığı bir rahmet tecellisi olarak tahlil eder.

        Teşkurun (تشكرون)

        Ş-k-r kökünden türeyen bu kelimenin etimolojisi hakkında İbn Fâris, asıl anlamın az bir ot yiyen hayvanın semizleşerek bu gıdanın etkisini vücudunda göstermesi olduğunu, mecazen insanın kendisine yapılan iyiliğin kadrini bilmesi, onu överek yayması ve nankörlükten kaçınması manasını taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, şükrü nimeti zihinde tasavvur etmek ve onu eylemle ortaya çıkarmak şeklinde tanımlayarak; nimeti vereni övgüyle anmanın ve o lütfu doğrudan verenin rızası doğrultusunda kullanmanın şükrünün esası olduğunu, bağlam içerisinde ise büyük bir şirkten sonra gelen eşsiz affedilme nimetinin idrak edilip itaate yönelinmesi beklentisini yansıttığını belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın kavramsal sistematiğinde şükrün, ontolojik bir körlük ve nankörlük hali olan küfrün tam zıddı konumunda bulunduğuna dikkat çeker; kulun varoluşsal olarak Allah'a karşı hissetmesi gereken derin minnet duygusunun hem iman düzeyinde zihinsel hem de ibadet düzeyinde pratik bir eyleme dönüşmesinin, bağışlanma gibi bir lütfun zorunlu ahlaki neticesi olarak vurgulandığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki kullanım bağlamında şükür kavramının, kulun yaratıcısına sunduğu pasif bir teşekkür kelimesinden ziyade, bahşedilen ilahi lütuflara ve özellikle af nimetine karşı aktif bir vefa göstermesi, bozulan ilahi sözleşmeye (ahde) yeniden ve çok daha güçlü bir şuurla bağlanması anlamına geldiğini tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X