وَاسْتَع۪ينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلٰوةِۜ وَاِنَّهَا لَكَب۪يرَةٌ اِلَّا عَلَى الْخَاشِع۪ينَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 45. Ayet
Daralt
X
-
Hem sabır ve sebat hem de namaz ve dua ile Allah'tan yardım isteyin. Şunu da bilin ki bu, Allah saygısından kalbi ürperenlerin dışında, herkese zor gelen bir şeydir.
Hem sabır ve sebat hem de namaz ve dua ile yardım isteyin. Birkaç şekilde yorumlanabilir. Bunlardan biri, dünyada [gereksiz yerde] riyasette bulunmayı ve yiyip içmeyi terketme hususunda sabır ile Allah'tan yardım isteyin, çünkü bir önceki ayetten anlaşılacağı üzere İsrailoğulları'nın riyaset makamında bulunan ileri gelenlerine hitap edilmektedir. "Siz bir taraftan kitabı okurken diğer yönden insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz?" mealindeki ilahi beyanda belirtildiği gibi. Ayete şu manayı vermek de mümkündür: Riyaseti, Muhammed'e (s.a.) terketme, ona boyun eğip itaatte bulunma konusunda sabır ve sebat gösterin, o, kendisine iman edip itaatte bulunan ve riyaseti ona veren kişinin ahirette mükafata ulaşacağını beyan etmiştir. Bir başka yorum da şöyledir: Zorluklara ve nefsani arzuları terketmeye çaba gösterip tahammül edin, çünkü, "Cennet zorluklarla, cehennem ise nefsani arzularla sarılmıştır" mealindeki hadiste de açıklandığı üzere cennete ancak güçlükleri aşmak ve arzulardan uzaklaşmak suretiyle girilebilir. Ayetin şu manaya gelmesi de ihtimal dahilindedir: Oruç tutma ve namaz kılma hususunda Allah'tan yardım isteyin. Bu durumda hitap müminlere yönelik olur, halbuki ayet İsrailoğulları'nın ileri gelenleri hakkında nazil olmuştur, bunun delili bir önceki ayette geçen, "Halbuki kitabı okuyup durmaktasınız" mealindeki ilahi beyandır. Bu sonuncu yorum "Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin, şüphesiz ki Allah sabredenlerle beraberdir" mealindeki ayet-i kerimeye uygundur.
Şunu da bilin ki bu herkese zor gelen bir şeydir. Bu ilahi beyan -nihai gerçeği bilen Allah'tır ya- biraz önce zikrettiğimiz dünya hayatıyla ilgili riyaset ve yiyip içme hakkındadır, bu davranış Allah saygısından kalbi ürperenlerin dışındaki insanlara zor ve ağır gelir, ancak huşû sahiplerine zor ve ağır gelmez. Bir başka yoruma göre riyaseti Muhammed'e (s.a.) terketmek, ona boyun eğip itaatte bulunmak zor bir şeydir, fakat sözü edilen davranış kalbi ürperenlere ağır gelmez. Şöyle denilmesi de mümkündür: İtaat etmeye sabır göstermek ve farzları yerine getirmek münafıklara ağır gelir. Müminler ise müstesnadır, bahis konusu hususlar onlara zor gelmez. Şöyle de denilmiştir: Kıblenin Kabe'ye çevrilmesi yahudilere ağır gelmiştir.
Allah saygısından kalpleri ürperenlerin (haşîin) dışında. Birkaç yorum yapılmıştır. Bunlara göre haşi' (haşi') kalben korkan, tevazu gösteren yahut da mümin manasına gelir. Hasan-ı Basri huşûun kalpten ayrılmayan korku hali olduğunu söylemiştir.
Yorumu Yorumla
-
Et-Te'murûn (أَتَأْمُرُونَ)
İbn Fâris, e-m-r kökünün bir işi buyurmak, talep etmek ve bir durumun yüceliği manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, emir eyleminin, hiyerarşik olarak üst makamda bulunan veya kendisini o konumda gören birinin, başkasından belirli bir fiili gerçekleştirmesini istemesi olduğunu aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki istifham (soru) edatının kınama ve taaccüb (hayret) bildirdiğini; din adamlarının halk üzerinde kurdukları tahakkümü, kendilerini mutlak dini otorite olarak konumlandırıp halka erdemi dayatan o kibirli psikolojiyi şiddetle eleştirdiğini vurgular.
En-Nâs (النَّاسَ)
İbn Fâris, n-v-s kökünün hareketlilik, bir yerden bir yere gidip gelmek manasına veya e-n-s kökünün ünsiyet kurmak, alışmak manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanların sosyal doğalarına, bir arada yaşama ve birbirlerine ihtiyaç duyma (ünsiyet) özelliklerine atfen bu ismi aldıklarını aktarır.
Birr (بِالْبِرِّ)
İbn Fâris, b-r-r kökünün asıl anlamının doğruluk, iyilik, genişlik ve şefkat olduğunu; yeryüzünün geniş kara parçalarına da bu yüzden "berr" denildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, birr kelimesinin iyiliğin, erdemin ve itaatin en geniş, en kapsamlı halini ifade ettiğini; şeriatın ve ahlakın tüm gereklerini içine alan tümel bir erdemlilik durumu olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, birr kavramının İslam ahlakındaki yerini analiz ederken, bunun salt ritüel bir dindarlık veya yüzeysel bir iyilik olmadığını; derin bir ontolojik sadakat, içsel bir ihlas ve eylem-söylem tutarlılığı (ahlaki bütünlük) manasına geldiğini belirtir. Izutsu'ya göre ayetteki trajedi, din adamlarının bu "mutlak erdemi" şekilsel kurallara indirgeyip halka dikte etmeleri, ancak kendilerinin bu ruhsal ve ahlaki genişlikten (birr) tamamen yoksun olmalarıdır.
Tensevn (وَتَنسَوْنَ)
İbn Fâris, n-s-y kökünün asıl anlamının bir şeyi zihinden çıkarmak, bırakmak, terk etmek ve umursamamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, nisyanın (unutmanın) iki türü olduğunu; birinin insanın elinde olmayan doğal zihinsel kayıp, diğerinin ise kasten ihmal etmek, bir kenara itmek ve bilerek terk etmek olduğunu; ayetteki kullanımın bu "kasıtlı ve bilinçli ahlaki terk" olduğunu aktarır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, insanın kendi sorumluluğunu unutmasının basit bir hafıza zayıflığı değil, korkunç bir teolojik nifak (ikiyüzlülük) olduğunu; din adamlarının başkalarına vaaz verirken kendi vicdanlarını ve eylemlerini kasıtlı bir "ahlaki amneziye" (unutkanlığa) mahkum ettiklerini detaylandırır.
Enfüseküm (أَنفُسَكُمْ)
İbn Fâris, n-f-s kökünün can, ruh, kan, bir şeyin bizzat kendisi ve varlığın özü anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın varoluşsal kimliğini, bizzat kendi zatını ifade ettiğini aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "kendi nefislerinizi unutuyorsunuz" şeklindeki bu çarpıcı ifadenin edebi ve psikolojik derinliğine dikkat çekerek; insanın başkasına ahlak pazarlarken kendi özünü ihmal etmesinin, aslında kişinin "kendi ontolojik değerini, Yaratıcı karşısındaki konumunu ve ebedi kurtuluşunu bizzat kendi elleriyle imha etmesi" (nefsine ihaneti) manasına geldiğini vurgular.
Tetlûn (تَتْلُونَ)
İbn Fâris, t-l-v kökünün asıl anlamının bir şeyin peşinden gitmek, onu izlemek ve ardından gelmek olduğunu; okumaya "tilavet" denmesinin sebebinin de harflerin, kelimelerin ve manaların birbirini izlemesinden kaynaklandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tilavetin sıradan ve mekanik bir okuma (kıraat) olmadığını; içinde anlama, idrak etme, ilahi emre uyma ve o kitabın "peşinden gitme" (ittiba) amacı barındıran şuurlu bir okuma eylemi olduğunu aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "tilavet ediyorsunuz" vurgusunun muazzam bir acı ironi (tehakküm) barındırdığını; zira tilavetin kök anlamı olan "peşinden gitme ve tabi olma" eyleminin, kitabı en çok okuyan ve ezbere bilen o din bilginleri tarafından tamamen terk edildiğini, ellerindeki metnin sadece bir güç ve söylem aracına dönüştürüldüğünü detaylandırır.
Kitâb (الْكِتَابَ)
İbn Fâris, k-t-b kökünün asıl anlamının iki şeyi birbirine eklemek, bağlamak, dikiş dikmek ve harfleri yan yana dizmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilahi mesajın yazılı, kayıt altına alınmış ve kurumsallaşmış formu olduğunu; ayette özellikle Tevrat'ı işaret ettiğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki ortak kökenine değinerek, Aramice ve Süryanice'de kutsal ve otoriter dini metinleri niteleyen evrensel bir teolojik terim olarak kullanıldığını ifade eder.
Ta'kılûn (تَعْقِلُونَ)
İbn Fâris, a-k-l kökünün asıl anlamının bir şeyi bağlamak, alıkoymak, engellemek ve hapsetmek olduğunu; devenin dizini bağlayan ipe "ikal" denildiğini, insanın aklının da onu cehaletten ve yanlıştan "bağlayıp alıkoyduğu" için bu ismi aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, aklın, insanı heveslerinin peşinden sürüklenmekten koruyan, onu doğruya ve erdeme bağlayan manevi bir fren/kontrol sistemi olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da aklın statik bir töz (isim) değil, aktif ve ahlaki bir "idrak ve frenleme" eylemi (fiil) olduğunu; başkasına erdemi emredip kendi hayatında tatbik etmemenin sıradan bir rasyonel çelişki olmaktan ziyade, "akletme yetisini" (ahlaki tutarlılığı) tamamen kaybetmek ve ontolojik bir akılsızlığa (deliliğe) sürüklenmek olduğunu derinlemesine analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki "Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?" ifadesinin, muhatabın rasyonel melekelerinin çöküşünü deşifre ettiğini; dini pragmatizmin, kibrin ve statü hırsının insanı düşürdüğü o şizofrenik (söylem-eylem kopukluğu) hali şiddetle tokatlayan sarsıcı bir retorik uyarısı olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla