ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌۙ فَزَادَهُمُ اللّٰهُ مَرَضاًۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌۙ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 10. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: nifak, bakara 10, yalanlama, bakara suresi, acı azap, bakara suresi 10. ayet, hastalık, kalp hastalığı, yalan, allah, azap, kalp
-
Kalplerinde bir hastalık vardır onların. Allah da ısrarlı tutumları yüzünden hastalıklarını arttırmıştır. Bir de yalan söylemelerine karşılık kendileri için elem verici bir azap hazırlanmıştır.
Kalplerinde bir hastalık vardır onların. Hastalığa şek ve nifak mânası verilmiştir. Azîz ve celîl olan Allah münafıkları "hastalar" diye nitelemiştir, çünkü onlar din konusunda bir ıstırap hali sergilemişlerdir. Şöyle ki münafıklar "iman ettik" sözü söyleyerek müminlerle beraber olduklarını belirtmiş, fakat kalplerinde buna ters düşen duygular beslemişlerdir. Bu suretle onların durumu ölümle hayat arasında zikzak çizen hastaya benzemiştir, zira hasta bazan hem ölüme yaklaşır, hem de ondan kurtulacağını umar, böylece ikisi arasında seyreder. Münafıklar da dinî tutumlarında gelgit halinde bulundukları için Allah Teâlâ onları "hastalar" diye nitelemiştir. Münafıklar dışındaki kâfirler ise, din konusunda böyle bir tutum benimsemeden kalplerinde gizlediklerini sözleriyle açığa vurmuşlardır. Allah da onları "ölüler" diye nitelemiştir, çünkü dünya hayatından faydalanmayı bilmemiş ve ebedî hayatı mâmur etmemişlerdir. Cenâb-ı Hak müminleri "diriler" diye nitelemiştir, zira onlar hayatlarından faydalanmayı bilmiş ve onun vasıtasıyla ebedî hayatı elde etmişlerdir. Müminler hem dilleri, hem de kalpleriyle azîz ve celîl olan Allah'ın dinine karşı olumlu ve uyumlu bir tavır sergilemiştir. Nihaî gerçeği bilen Allah'tır.
Allah da ısrarlı tutumları yüzünden hastalıklarını arttırmıştır. Bu ilâhî beyanın yorumunda farklı fikirler ileri sürülmüştür. Mu'tezile âyetin bu kısmına, "münafıkları, tercih ettikleri fiil ile baş başa bırakma" mânası vermiştir. Bize göre ise onların kalplerinde daha çok küfür ve nifak fiili yaratmak demektir. Münafıklar, müminlere karşı sözlü olarak muvafakat görüntüsü verdiği, fakat kalben bunun zıddını benimsediği için her zaman dilimi içinde Cenâb-ı Hak -bu tercihleri sebebiyle- kalplerindeki hastalığın artışını halketmiştir. Bu konudaki bakış açımızı Fâtiha sûresinde "ihdina" (اهدنا) ile başlayan âyetin tefsirinde daha önce zikretmiştik.
Yalan söylemelerine karşılık kendileri için elem verici bir azap hazırlanmıştır. Bazan dünyada da azap uygulaması olur, fakat elemi bulunmaz. Azîz ve celîl olan Allah âhiret azabının dünyadakine benzemeyip şiddetli ve dehşet verici olduğunu haber vermiştir.
Yorumu Yorumla
-
Kulûb (قُلُوب)
İbn Fâris, k-l-b kökünün asıl manasının bir şeyi tersine çevirmek, döndürmek ve halden hale girmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ayetin bağlamında kalbin, insanın inanç, idrak ve ahlaki tercihlerinin merkezini temsil ettiğini, buradaki hastalığın fiziksel bir organda değil, kişinin manevi idrak ve yönelim merkezinde yer aldığını aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın insan psikolojisi tasavvurunda kalbin anlama ve inanma yetilerinin merkezi olduğunu, bu ayette kalbin hastalıklı olarak nitelenmesinin, münafıkların bilişsel ve ahlaki pusulalarının yozlaştığını, hakikati algılama mekanizmalarının temelden bozulduğunu ifade ettiğini detaylandırır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kalbin içsel çelişkilerin, nifakın ve inkarın kök saldığı birincil manevi zemin olarak ele alındığını, kişinin asıl varoluşsal mücadelesinin burada verildiğini vurgular.
Merad (مَرَض)
İbn Fâris, m-r-d kökünün insanın fıtri, sağlıklı ve mutedil (dengeli) durumundan çıkması, bozulması ve zayıflaması anlamlarını taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin hem bedensel hastalıkları hem de cehalet, şüphe, nifak ve kötü ahlak gibi ruhsal bozuklukları kapsadığını; bu ayetteki kullanımının tamamen psikolojik ve manevi bir patolojiyi, imanın tam zıddı olan şüphe ve kıskançlık krizini imlediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'daki metaforik kullanımına dikkat çekerek, bunun salt pasif bir inançsızlıktan ziyade, ruhu içten içe kemiren, kişinin ahlaki bütünlüğünü çürüten ve onu ikiyüzlülüğe iten aktif, yıkıcı bir manevi enfeksiyon olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu hastalığın münafıkların iç dünyasındaki derin güvensizlik, kin, haset ve ilahi hakikate karşı duyulan psikolojik hazımsızlık hali olduğunu, İslam'ın güçlenmesiyle bu travmatik ruh halinin daha da ağırlaştığını vurgular. Gabriel Said Reynolds, manevi hastalık veya körlük konseptinin Geç Antik Çağ dini literatüründe yaygın bir motif olduğunu, Kur'an'ın bu terimi münafıkların ruhsal çöküşünü teşhis eden ahlaki bir sembol olarak merkeze aldığını belirtir.
Zâde (زَادَ)
İbn Fâris, z-y-d kökünün bir şeyin asıl miktarının üzerine çıkması, büyümesi, gelişmesi ve çoğalması manasına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, bu eylemin bir şeyi mevcut durumundan daha ileri bir noktaya, artışa taşımak olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette Allah'ın onların hastalığını artırmasının (zâde) keyfi bir müdahale olmadığını; ontolojik bir yasa olarak, insanın kendi iradesiyle seçtiği kötülük ve nifak yolunda ısrar etmesi neticesinde, bu yanlış tercihin doğal ve kaçınılmaz bir sonucu olarak ilahi sistemin onların manevi çöküşünü hızlandırması ve derinleştirmesi şeklinde işlediğini detaylandırır.
Allah (اللَّهُ)
İbn Fâris, e-l-h kökünün kulluk edilen, azameti karşısında boyun eğilen mutlak varlık manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin tüm kemal sıfatlarını kendinde toplayan yegane Yaratıcı'nın özel adı olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, bu ayette Allah lafzının, evrene ve insan psikolojisine doğrudan müdahale eden, ahlaki yasaları işleten ve insanın niyetine göre onun varoluşsal durumunu şekillendiren mutlak ve aktif eskatolojik otorite olarak konumlandırıldığını analiz eder.
Azâb (عَذَاب)
İbn Fâris, a-z-b kökünün tatlı ve hoş olmak (tatlı su için kullanıldığı gibi) anlamından, kişiyi hayatın tatlılığından men eden ve rahatını bozan şiddetli eziyet manasına evrildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, insana yoğun acı veren, onu normal ve huzurlu durumundan koparan her türlü bedensel veya ruhsal eziyetin bu isimle anıldığını belirtir. Toshihiko Izutsu, ayetteki bağlamıyla azabın, münafıkların iç dünyalarında taşıdıkları manevi hastalığın (merad) ahiret boyutunda somutlaşıp mutlak bir yıkıma ve acıya dönüşmüş ontolojik karşılığı olduğunu vurgular.
Elîm (أَلِيم)
İbn Fâris, e-l-m kökünün sızı, ağrı ve insanın canını yakan her türlü ıstırap manasına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin acının şiddetini, sürekliliğini ve insanın ruhunun derinliklerine kadar işleyen tahrip edici boyutunu niteleyen bir sıfat olduğunu aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, azap kelimesiyle birlikte kullanılan bu sıfatın, münafıkların yaşayacağı cezanın sadece dışsal bir fiziksel şiddet değil; işledikleri yalan ve ikiyüzlülüğün karakterlerine kazıdığı ağır ruhsal travmanın ahiretteki yansıması olan, varoluşu parçalayan kahredici ve yakıcı bir ıstırap hali olduğunu detaylandırır.
Yekzibûn (يَكْذِبُونَ)
İbn Fâris, k-z-b kökünün gerçeğe aykırı konuşmak, sözün eyleme uymaması ve bir vaadi yerine getirmemek anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, yalanın, ister kasıtlı ister kasıtsız olsun, var olan gerçekliğe aykırı bir beyanda bulunmak olduğunu; bu ayette ise münafıkların bilinçli, sistemli ve alışkanlık haline getirdikleri inanç sahtekarlığını ifade ettiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, yalan söyleme eyleminin (kizb) münafıkların tüm ahlaki ve teolojik kimliğini inşa eden temel yapı taşı olduğunu, dilleriyle inandıklarını söyleyip kalpleriyle inkar etmelerinin, Allah ile kurdukları iletişimdeki en büyük ontolojik ihanet olduğunu vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin sonundaki bu fiilin süreklilik bildiren yardımcı fiille ("kânû" - sürekli yaparlardı) birlikte kullanılmasının, yalanın anlık bir sürçme değil; münafıkların karakteri haline gelmiş, ısrarla sürdürülen ve varoluşlarını zehirleyerek o "elim azabı" hak etmelerine neden olan kalıcı bir hayat tarzı olduğunu ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla