وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَۚ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bakara Sûresi, 4. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: vahiy, bakara suresi 4. ayet, kutsal kitaplar, bakara 4, kesin inanç, bakara suresi, ahiret, nüzul, iman, güven
-
Onlar sana indirilen vahye de, senden önce indirilen vahye de iman ederler. Ahiret hayatının gerçekliğini de bütün benlikleriyle benimserler.
Sana indirilen vahye inanırlar, cümlesi iki şekilde yorumlanabilir: Sana indirilen Kur'ân'a veya sana indirilmekle birlikte Kur'ân'da zikredilmeyen hüküm ve şeriatlara.
Senden önce indirilen vahye... Bu da iki şekilde anlaşılabilir: Yani diğer peygamberlere indirilen kitaplar; bir de kitap biçiminde olmayıp şeriat ve haberler meyanında olanlar. Nihaî gerçeği bilen Allah'tır.
Ahiret hayatının gerçekliğini de bütün benlikleriyle benimser, inanırlar anlamında ikan (يوقن) kavramını bir şeye nisbet etmek onu bilmek demektir. "İman" ise tasdik etmek demektir. Ne var ki kişi bir şeye îkān etmişse inanmış ve onu onaylamış demektir, çünkü onu bilmektedir. Şu sebeple ki kâfirlerden bir grup yeniden dirilme (ba's) hususunda zan içinde bulunuyorlardı. Nitekim böylelerinden söz eden bir ilâhî beyanda şöyle buyrulur: "Kıyamet hakkında sadece bir tahminde bulunabiliyoruz; doğrusu biz kesin bir bilgiye sahip değiliz". Azîz ve celîl olan Allah tefsirini yapmakta olduğumuz âyette takvâ sahiplerinin -biraz önce sözü edilen gruplar gibi zan ve şüphe içinde değil- tam bir bilgi ve kanaate sahip bulunduklarını haber vermiştir.
Yorumu Yorumla
-
Yu'minûn (يؤمنون)
İbn Fâris, e-m-n kökünün asıl anlamının güven duygusu, kalbin tasdik etmesi ve emniyet hali olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin insanın iç dünyasında huzur bulması ve peygambere indirilen vahyin doğruluğunu tereddütsüz kabul edip kalben onaylaması manasına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, iman kavramının bu ayetteki bağlamıyla vahyin sürekliliğine ve ilahi kelamın tarihsel bütünlüğüne duyulan mutlak güveni ifade ettiğini, Allah'ın hem geçmişteki hem de güncel mesajına yönelik ontolojik ve entelektüel bir teslimiyeti gösterdiğini detaylandırır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, burada imanın, insanın ilahi rehberlik silsilesini bir bütün olarak kabullenmesi ve bu vahiy zincirine ruhsal olarak tam bir sadakatle bağlanması eylemi olduğunu söyler.
Ünzile (أنزل)
İbn Fâris, n-z-l kökünün yukarıdan aşağıya inmek, bir yere konaklamak ve yerleşmek manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin kökündeki inme veya konaklama eyleminin vahiy bağlamında mecazileşerek, ilahi bilginin, lütfun ve mesajın yüksek ve yüce bir makamdan yeryüzündeki peygambere aktarılması (inzal) anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, inzal kavramının Kur'an'da Tanrı'nın aşkın (transandantal) boyuttan insanlık boyutuna doğru dikey bir iletişim ve müdahale kanalı açmasını simgelediğini, bu kelimenin vahyin ontolojik kaynağının yüksekliğini vurguladığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Arap dilindeki "bir misafirin ağırlandığı yere inmesi" şeklindeki kök anlamına dikkat çekerek, vahyin inişinin (inzal) de adeta göksel bir kelamın yeryüzünde misafir edilmesi ve insanlık tarafından ağırlanması şeklinde derin bir retorik arka plana sahip olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, inzal kavramının Geç Antik Çağ tasavvurlarındaki göksel kitabın veya ilahi lütfun kademeli olarak dünyaya aktarılması fikriyle uyumlu olduğunu ve Kur'an'ın kendi vahyedilme sürecini otoriterleştiren temel bir terim işlevi gördüğünü vurgular.
Âhiret (الآخرة)
İbn Fâris, e-h-r kökünün bir şeyin geride kalması, gecikmesi veya birincinin zıddı olarak sonuncu olması anlamını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin dünya kelimesinin zıddı olarak kullanıldığını, zaman açısından dünyanın bitişinden sonra başlayan sonsuz ve nihai hayat aşamasını ifade ettiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, ahiret kavramının Kur'an'ın ahlaki sisteminde merkezi bir eskatolojik terim olduğunu, dünyadaki insan eylemlerinin nihai sonucunun ve hesabının görüleceği bu evrenin, inananların ahlaki motivasyonunu ve sorumluluk bilincini şekillendiren en temel faktör olduğunu vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), ahiret inancının Kur'an'da sürekli dünya ile bir karşıtlık içinde ele alındığını, bu kelimenin insanın varoluşsal ufkunu genişleterek onu sadece maddi ve geçici olana bağlanmaktan kurtaran bir denge unsuru işlevi gördüğünü analiz eder. Gabriel Said Reynolds, ahiret kavramının ve Kur'an'daki eskatolojik tasvirlerin, Geç Antik Çağ Hıristiyan ve Yahudi kıyamet edebiyatıyla ortak bir teolojik dili paylaştığını, ancak Kur'an'ın bu terimi ahlaki hesap verebilirlik vurgusuyla kendine has bir uyarı aracına dönüştürdüğünü belirtir.
Yûkınûn (يوقنون)
İbn Fâris, y-k-n kökünün bilginin kalpte sabitlenmesi, şüphe ve tereddüdün ortadan kalkarak kesin bir bilgiye (yakin) ulaşılması anlamını taşıdığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, yakin kelimesinin sıradan bir bilgi veya inanç olmadığını; araştırmaya, düşünmeye veya apaçık delillere dayanarak elde edilen, kalbin bütünüyle mutmain olduğu ve hiçbir sarsıntıya mahal bırakmayan sarsılmaz bir idrak düzeyi olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin imanın en üst epistemolojik aşamasına işaret ettiğini, ahiret gibi duyular ötesi gerçeklerin inanan kişinin zihninde ve kalbinde matematiksel bir kesinlik veya gözle görülür bir gerçeklik kadar net ve tartışmasız bir hal almasını tanımladığını detaylandırır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, yakinin, bilginin imana, imanın ise varoluşsal bir bilince dönüşme süreci olduğunu, ahiret gerçeğine duyulan yakinin, insanın dünyadaki tüm pratiklerini yönlendiren mutlak bir itminan (huzur ve tatmin) hali yarattığını vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla