Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 1. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 1. Ayet

    الٓمٓ ۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elif-lâm-mîm

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Elif. Lâm. Mim.

      Elif. Lâm. Mim (الم) hakkında değişik görüşler ileri sürülmüştür. Abdullah b. Abbas'ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Elif. Lâm. Mim (الم) "Ben Allah'ım, en iyi bilenim" demektir. Bunun Allah'ın bir yemin ifadesi olduğu söylendiği gibi (bazı sûrelerin başında yer alan) bu tür elifbâ harflerinin, sûrelerin başlangıç kısımlarını teşkil ettiği de belirtilmiştir. Bir başka görüşe göre bu harflerin her biri Allah'ın isimlerinden birinin örtülü (kinâye) anlatımıdır: Elif (ا) Allah, Lâm (ل) lütfu, Mim (م) de mülkü demektir. Yahut Elif Allah'ın nimetleri (آلاء), Lâm (ل) lütfu, Mîm (م) yüceliğine (mecd) veya Elif Allah, Lâm Cibrîl, Mîm Muhammede tekabül etmektedir. Diğer bir yoruma göre bunlar, şiir ve benzeri manzum sözleri ve mensur metinleri ayırmak için getirilen (ve şairlerin kasidelerinin başında bir süs ve bir giriş olarak yer verdikleri) teşbîb kabilinden ifadelerdir. Yine denildiğine göre bu müstakil harflerin (hurûf-ı mukattaa: birbirine katılmayan harfler) mânaları kendilerini izleyen kısımlarla açıklanmıştır: Meselâ "Elif. Lâm. Mim. Bu kitap..." âyet-i kerîmesinde olduğu gibi. Burada "bu kitap" kısmı Elif. Lâm. Mîm'in açıklanmasıdır. Aynı şekilde "Elif. Lâm. Mim. Allah kendisinden başka tanrı bulunmayan varlıktır". "Elif. Lâm. Mim Sad (المص). İndirilen bir kitaptır", "Elif. Lâm. Ra (الر). Bu kitap...", "Elif. Lâm. Mim (الم). Bunlar, hikmet dolu kitabın âyetleridir" gibi âyetlerde de bu harflerin hemen ardından getirilen kısımlar, onların açıklaması konumundadır. Kimilerine göre bu harflerde ebced hesabı ile İslâm ümmetinin hâkimiyetinin akıbetine dair işaretler bulunmaktadır. Ancak onlar bazı harfleri hesaba katmış bazılarını da katmamışlardır. Bir diğer görüş bu harflerin, Allah'ın hakkında bilgi vermediği müteşâbih grubundan olduğu şeklindedir, çünkü O'nun kullarını dilediği şekilde sınava tâbi tutması mümkündür. Yine bir görüşe göre müşriklerin, "Şu Kur'ân'ı dinlemeyin, onu okunurken gürültüye boğun" sözlerinin ve "Onların, Beytullah yanındaki duaları, ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir" meâlindeki âyet-i kerîmelerin de işaret ettiği üzere müşrikler Kur'ân'ı dinlemiyorlardı. İşte bu sebeple azîz ve celîl olan Allah, dinlemelerine vesile kılmak ve ilâhî tebliği sağlamak için bu elifbâ harflerine kitabında yer vermiştir.

      Kur'ân'da Yer Alan Hurûf-i Mukattaa'nın Konumu

      Hurûf-ı mukatta'a konusunda hareket noktası olarak biraz önce de sözünü ettiğimiz gibi bunları yemin ifadeleri olarak belirlemek mümkündür. Belli sûrelerin başında zikredilenlerle Arap alfabesindeki bütün harfler kastedilmiş olabilir. Çünkü Araplar'ın geleneğine göre kadri yüce ve değerli şeyler üzerine ant içilir. Harfler ise dünya ve âhiret düzenini sağlayan temel unsurlardan olup onlar vasıtasıyla bütün faydalı şeylere ulaşılabilir. Bunun yanında mukattaa harfleri bütün hikmet nevilerinin kendilerinde toplandığı iki büyük nimet olan konuşma ve dinleyip işitme nimetlerine de işaret etmektedir. Bu sebeple Allah, "Harflerin Rabbi'ne yemin olsun ki" anlamında onlara yemin etmiştir. Veya insanların gözlerinde harflerin kadrini yüceltmek amacıyla onlarla yemin etmiştir. Bunun, Allah'ın iradesi çerçevesinde bulunduğu şüphesizdir. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.

      Bazı sürelerin başında yer alan harflerden her birinin, tekrar edelim ki ebced hesabı ile insanların katında büyük ve önemli birer işe işaret eden remiz ve semboller olması da mümkündür. Yine onlarla Allah'ın isim ve sıfatları, yaratıklarına ihsan ettiği nimetleri, İslâm ümmetinin akıbeti, bu ümmetin halife ve devlet başkanlarının sayısı ve İslâm ümmetinin yayılacağı yerler semboller halinde anlatılmış da olabilir. Bu, son derece veciz bir anlatım biçimidir, hatta söz yerine remizle yetinmek ve uzun anlatıma girişmektense işaretleri kâfi görmektir. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir. Bu suretle insanlar Allah'ın kudretine vâkıf olsun ve O'nun, dilediği gerçekleri dilediği sembollere sığdırdığını anlasın, hem de bütün yaratıkların gerçek konumu çerçevesinde. Nitekim eşyada bulunup da akıl ve idrak vasıtalarının mahiyetini anlamaktan âciz kaldığı ve herkesin kavrayamadığı ince sırlar bu cümleden olup Allah bunların zâhirî ve bâtınî yönlerini dilediğinde beyan etmektedir. Bunun gibi kendi beyanlarını da zaman zaman bu konumda kılması tabiidir. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.

      Sözü edilen harflerin sûre adları olması da mümkündür. Kitaplarına dilediği isimleri verdiği gibi sürelerine de dilediği isimleri vermesi Allah'a ait bir iştir. Cins isimleri en fazla beş harfli olduğu gibi mukattaa harflerinden oluşan sûre adları da böyledir. Bunun delili bu tür harflerle başlayan bütün sürelerin sözü edilen harflerle bağlantı içinde olmasıdır; sanki sûre, başındaki mukattaa harfleriyle kurulmuştur. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.

      Hecâ harflerinin, daha önce söz konusu ettiğimiz üzere, manzum ve mensur sözlerin arasını ayırma vazifesi gören teşbîb kabilinden olması da mümkündür. Duyulur âlemdeki sözlerde âdet olan, manzumelerin teşbih ile başlamasıdır. Şair, bu suretle asıl söyleyeceği kelâmdan farklı bir giriş yapar, işte Allah kelâmının durumu da böyledir. Görmez misin ki Kur'ân beşerî söz türleri çerçevesinde bir durum arzeder, fakat beşerin kelâmında Kur'ân'a tıpatıp benzeyen bir ifade bulmak mümkün değildir. Şairlerin teşbihinde de durum aynıdır. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.

      Allah'ın bu harfleri, neyi kastettiğini yalnız kendisinin bildiği şekilde indirmiş olması da mümkündür. Bu suretle Allah hurûf-ı mukattaayı teʼvil ve tefsir etmekten çekinmek, gerçek mânalarını ve kendileriyle ne anlatılmak istendiğini, onları indirene bırakmak ve onların müteşâbih âyetler olduklarını kabul etmek hususunda kullarını imtihan etmeyi dilemiştir. Nitekim inkârcıların (mülhide) takılıp kaldığı konulardan biri de bu harflerdir. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.

      Bu harflerin Mekkeliler'in daha önce benzerini görüp tanımadıkları ilginç bir biçimde gelmeleri sebebiyle üzerinde düşünmeye sevkedecek tarzda indirilmiş olması da mümkündür. Çünkü Allah onların hakkı kabul etmeyip direttiklerini, Kur'ân'ı dinlemeyip ondan yüz çevirdiklerini ve onların, "Kur'ân'ı dinlemeyin, onu okunurken gürültüye boğun" dediklerini biliyordu. Zira Mekkeliler Hz. Peygamber'i kendilerinden biri gibi kabul ediyordu. Ayrıca bu harfler daha önce tanımadıkları bir ifade şekli getirdiğinden onların eleştirisine yol açmıştır. Resûl-i Ekrem de bu inançsızlara her şeyin idaresine sahip bulunan Allah'ın katından nâzil olanları öğrenmeye kendilerini sevkedecek olan hurûf-ı mukattaalı süreler okumuştur. Bu yüzden onlar, Kur'ân'ın bütün diğer âyetleri arasında bu harfler üzerinde fikir yormaya koyulmuşlardır. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.

      Nihayet diğer bir görüşe göre de Allah yaratıklarını bu harfler üzerinde düşünmeye davet etmiştir. Bunlarla neyi anlatmak istediğini bilen sadece kendisidir.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 4774

        #4
        Elif Lâm Mîm (الم)

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, Kur'an-ı Kerim'in yirmi dokuz suresinin başında yer alan bu harfleri "Hurûf-ı Mukattaa" (kesik harfler) başlığı altında inceler. Klasik İslam alimlerinin bu harflerin kökeni ve işlevi hakkındaki görüşlerini tasnif eder. En yaygın kabul gören geleneksel yaklaşımlardan biri, bu harflerin Kur'an'ın eşsizliğini (i'caz) vurguladığı yönündedir; yani Kur'an, Arapların günlük dilde kullandıkları bu harflerden oluşmasına rağmen onun bir benzerini getirememeleri dildeki mucizevi boyuta işaret eder. Ayrıca bu harflerin surelerin isimleri olduğu, Allah'ın isim ve sıfatlarının kısaltmaları olduğu veya muhatabın dikkatini çekmek (tenbih) amacıyla kullanıldığı görüşlerine de yer verilir.

        Râgıb el-İsfahânî, ünlü eseri El-Müfredât'ta bu harfleri dilbilimsel bir temele oturtarak Kur'an'ın dildeki yapıtaşlarına dikkat çeker. Ona göre bu harfler, insan kelamının da yapıtaşlarıdır ancak ilahi kelamın bu harflerle örülmüş olması, aynı malzemeyi kullanan insanoğlunun ilahi metne denk bir eser ortaya koyamayacağını göstermek içindir. Harflerin kendisi doğrudan etimolojik bir köke dayanmaktan ziyade, alfabenin sembolik birer temsilidir.

        Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân fî Ulûmi'l-Kur'an adlı eserinde, dönemin sahabe ve tabiinden gelen rivayetleri derleyerek bu harflerin kökensel bağlamından çok anlamsal çağrışımlarını analiz eder. İbn Abbas'tan aktardığı görüşlere göre bu harfler birer kısaltmadır; "Elif" Allah'ı, "Lâm" Latîf sıfatını veya Cebrail'i, "Mîm" ise Mecîd sıfatını veya Hz. Muhammed'i sembolize eder. Celaleddin el-Suyuti, bu harflerin Allah ile peygamberi arasında şifreli bir sır (müteşabih) olduğu görüşünü de güçlü bir şekilde vurgular.

        Theodor Nöldeke, Kur'an tarihi üzerine yaptığı çalışmalarda başlangıçta bu harflerin metnin toplanması aşamasında nüshaları ellerinde bulunduran ilk Müslümanların isimlerinin baş harfleri veya kısaltmaları olduğu teorisini ortaya atmıştır. Ancak daha sonraki çalışmalarında bu görüşünden büyük ölçüde vazgeçerek, bu harflerin Yahudi ve Hristiyan mistisizmindeki harf sembolizminin bir taklidi veya o dönemin dini edebiyatındaki anlamsız mistik semboller olabileceği ihtimali üzerinde durmuştur.

        Arthur Jeffery, bu harflerin etimolojik ve tarihsel kökenini Geç Antik Çağ'ın metinsel geleneklerinde arar. Özellikle Süryani ve İbrani yazma eserlerinde karşılaşılan kısaltma ve monogram geleneklerine dikkat çeker. Arthur Jeffery'e göre bu harfler, Kur'an'ın yazıya geçirilmesi sürecinde metne dahil olmuş editöryal işaretler veya surelerin ait olduğu ilk koleksiyoncuların özel işaretleri olabilir.

        Christoph Luxenberg, Syro-Aramaic (Süryani-Arami) okuma yöntemiyle bu harflere tamamen farklı bir etimolojik ve işlevsel köken atfeder. Ona göre bu harfler gizemli veya Arapça isimlerin kısaltmaları değil, Süryani Hristiyan litürjisinde (ayin düzeni) kullanılan müzikal ve ilahi okuma talimatlarının kısaltmalarıdır. Mezmur okumalarında melodiyi veya makamı belirten Süryanice kısaltmaların, zamanla Arapça alfabeyle transkribe edilerek Kur'an metninin içine kalıcı olarak yerleştiğini iddia eder.

        Angelika Neuwirth, bu harfleri etimolojik bir kökenden ziyade Geç Antik Çağ'ın akustik ve edebi performansı bağlamında analiz eder. Mekke döneminin işitsel kültürüne dikkat çeken Angelika Neuwirth, bu harflerin bir hitabet aracı olarak dinleyicinin dikkatini çekmek, dünyevi kelamdan ilahi kelama geçişi işaretlemek ve metne ritmik bir kutsallık katmak amacıyla kullanılan sesli göstergeler olduğunu savunur.

        Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın kendi tarihsel ve dini bağlamında okunması gerektiğini belirterek, Mukattaa harflerinin Süryani edebi geleneğindeki benzer uygulamalarla paralel olduğunu teyit eder. Gabriel Said Reynolds, bu harflerin dinleyiciler tarafından tamamen yabancı bir unsur olarak karşılanmadığını, aksine dönemin dini metinlerinde kutsallığı ve ilahi otoriteyi simgeleyen, muhtemelen homilik (vaaz) veya litürjik kısaltmalar olarak işlev gören bir geleneğin devamı olduğunu ifade eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihselci tefsir anlayışı doğrultusunda, bu harflerin yedinci yüzyıl Arap toplumunun kültürel ve dilsel kodları içinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtir. Ona göre bu harfler, vahyin ilk muhatapları için tamamen anlamsız değildi; aksine dönemin kahinlerinin veya şairlerinin kullandığı gizemli edebi sanatların veya dikkat çekme (tenbih) yöntemlerinin bir yansımasıydı. Kur'an, muhataplarının aşina olduğu bu formu kullanarak kendi mesajının otoritesini pekiştirmiştir.

        Yorum

        İşleniyor...
        X