يَوْمَ يَغْشٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ اَرْجُلِهِمْ وَيَقُولُ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Ankebût Sûresi, 55. Ayet
Daralt
X
-
“O gün azap onları tepeden tırnağa saracak ve Allah, ‘Yaptıklarınızın cezasını tadın!' buyuracaktır.
O gün azap onları tepeden tırnağa saracak. Bu, tıpkı şu ilâhı beyan gibidir; “Onların üstünde kat kat ateş olacak, altlarında da (böyle) katlar bulunacak”. Bu durum açıktır.
Yorumu Yorumla
-
Yevme (يَوْمَ)
İbn Fâris, Mu'cemü Mekâyîsi'l-Luğa adlı eserinde "y-v-m" kökünün, güneşin doğuşundan batışına kadar olan süreyi veya mutlak, sınırları belli bir zaman dilimini ifade ettiğini belirtir. Ayette "o gün" (yevme) zarfı, müşriklerin yeryüzündeki dünyevi zaman algılarının (kronos) parçalandığı ve hesaplaşmanın gerçekleşeceği o mutlak eskatolojik eşiği tanımlar.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât sözlüğünde yevm kavramının, sadece 24 saatlik bir döngü değil, bir olayın hüküm sürdüğü herhangi bir zaman aralığı olduğunu açıklar. Azabın onları kuşatacağı "gün", zamanın akmadığı, sadece ilahi adaletin ve dehşetin yaşandığı o donmuş, varoluşsal hesap anıdır.
Christoph Luxenberg, kelimenin Geç Antik Çağ'daki kullanımına değinerek, Süryani ve Arami litürjilerinde "yoma" (büyük gün / yargı günü) konseptinin evrensel bir apokaliptik terim olduğunu belirtir. Kur'an, müşriklerin aceleyle istedikleri azabı bu evrensel "Yargı Günü" (yevm) konseptine bağlayarak, olayın ciddiyetini ve kaçınılmazlığını vurgular.
Yağşâhümü (يَغْشَاهُمُ)
İbn Fâris, "ğ-ş-y" kökünün sözlükte bir şeyin üzerini bütünüyle örtmek, kaplamak, sarmak ve görünmez hale getirmek anlamına geldiğini belirtir. Ayette azabın onları "örtmesi/kaplaması" (yağşâ), cezanın sadece bedenin bir kısmına isabet eden lokal bir acı olmadığını, kişiyi her yönden yutan ve nefes aldırmayan mutlak bir karanlık ve fiziksel kuşatma olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, ğaşy (örtme) eyleminin, bir nesnenin etrafında hiçbir boşluk bırakmayacak şekilde onu kendi içine hapsetmesi olduğunu açıklar. Müşrikler dünyada hakikatin üzerini küfürleriyle "örtmüşlerdi"; ilahi adalet terazisinde bunun tam karşılığı olarak (ceza-i cinsü'l-amel), azap da onların bütün varlıklarını "örtecek" (yağşâ) ve onları kendi karanlıklarında boğacaktır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik alanında bu eylemi psikolojik ve ontolojik bir "yutulma" olarak analiz eder. Azabın "ğaşiye" (kaplayan/örten) olması, insanın varoluşsal olarak çaresizliğini temsil eder. Dünyada kendi güçlerine güvenerek ilahi uyarıları görmezden gelen kâfir, o gün bütünüyle pasifleşir ve o kozmik dehşet (azap) tarafından adeta yutularak (örtülerek) hiçliğe mahkum edilir.
Dücane Cündioğlu, kelimenin felsefi bağlamındaki klostrofobik (daraltıcı) etkiye dikkat çeker. İnsan fıtratı genişliğe ve ferahlığa muhtaçtır. Azabın onları her yönden "kaplaması", insanın kendi ontolojik sınırlarına sıkışması ve kibrinin ürettiği o devasa yanılsamanın, üzerine bütünüyle kapanan alevden bir kefene dönüşmesidir.
El-Azâbü (الْعَذَابُ)
İbn Fâris, "a-z-b" kökünün aslının men etmek, alıkoymak ve engellemek olduğunu belirtir. İnsanı uykusundan, hayatın normal akışından ve huzurundan "alıkoyduğu" için şiddetli acıya ve cezalandırmaya "azap" denilmiştir.
Râgıb el-İsfahânî, azap kavramının insanın doğal fıtratını ve bedensel dengesini bozan, ona aşırı derecede ıstırap veren her türlü şiddetli acı olduğunu açıklar. Ayette bu kelimenin belirlilik takısıyla (el-Azâb) gelmesi, bunun sıradan bir dünyevi acı değil, peygamberin onları uyardığı, onların ise "aceleyle istedikleri" o spesifik, mutlak ve dehşet verici eskatolojik yıkım olduğunu kesinleştirir.
Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri havzasındaki köklerine inerek, Aramaic ve Süryani teolojilerindeki ilahi cezalandırma terminolojisiyle bağını kurar. Kur'an, müşriklerin inanmadığı bu kavramı merkeze alarak, onların alaycı güvencelerini ebedi bir korku (azap) gerçeğiyle parçalar.
Min Fevkıhim (مِنْ فَوْقِهِمْ)
İbn Fâris, "f-v-k" kökünün sözlükte, alt tarafın (taht) zıddı olarak üstte olmak, yukarıda bulunmak ve üstünlük sağlamak anlamına geldiğini belirtir. Azabın "onların üstlerinden" inmesi, ilahi cezanın dikey eksenli, ezici ve hiçbir dünyevi savunma mekanizmasıyla (kalkanla veya çatıyla) engellenemeyecek olan o mutlak aşkın (transandantal) karakterini ifade eder.
Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın ceza tasvirlerindeki uzamsal (mekansal) boyutu inceler. "Üstten gelen azap", insanın yeryüzündeki acziyetini en iyi simgeleyen motiftir. İnsan yeryüzünde yatay bir iktidar kurabilir, ordular dizebilir; ancak "yukarıdan" inen ilahi bir müdahaleye karşı bütünüyle savunmasızdır. Bu ifade, müşriklerin sahte güçlerini ve kibirlerini (istikbarlarını) fiziksel olarak tepelerinden ezerek sıfırlar.
Ve Min Tahti (وَمِنْ تَحْتِ)
İbn Fâris, "t-h-t" kökünün, fevk (üst) kelimesinin tam zıddı olarak aşağı, alt taraf ve temel anlamına geldiğini belirtir. Azabın aynı zamanda "alt taraftan" da gelmesi, yıkımın bütünselliğini gösterir.
Angelika Neuwirth, Kur'an'ın apokaliptik sahnelerindeki bu 3D (üç boyutlu) mekansal çöküşe dikkat çeker. Azabın hem üstten hem de alttan gelmesi, evrendeki tüm kaçış vektörlerinin (yönlerinin) iptal edilmesidir. Müşriklerin dünyadaki yatay (kaçış) alanları zaten tükenmiştir; şimdi dikey eksende de (gök ve yer) bütünüyle kıstırılmış, kozmik bir pres makinesinin (ilahi gazabın) içinde ezilmeye mahkum edilmişlerdir.
Erculihim (أَرْجُلِهِمْ)
İbn Fâris, "r-c-l" kökünün sözlükte ayak, yürümek ve ayakta durmak anlamlarına geldiğini aktarır. Ayette "ayaklarının altından" tamlaması, insanın yeryüzüyle temas ettiği, üzerinde dengede durduğu ve güvendiği o fiziksel temeli ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, rical (ayaklar) kavramının, insanın yeryüzündeki eylemselliğini, yol alışını ve duruşunu (kıyamını) simgelediğini açıklar. Azabın ayakların altından kaynaması veya onları sarması, insanın kendi eylemleriyle (yürüdüğü yollarla) ürettiği kötülüklerin bizzat kendi bastığı zemini bir ateş çukuruna dönüştürmesi demektir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayak metaforunun varlık felsefesindeki anlamına eğilir. İnsanın yeryüzündeki kibri, ayaklarını yere sağlam bastığını ve sarsılmaz bir iktidara sahip olduğunu düşünmesinden kaynaklanır (yerde böbürlenerek yürüme). İlahi azabın "ayakların altından" onları kuşatması; onların güvendikleri o ontolojik zeminin (servetin, makamın, putların) altlarından çekilmesi ve kibrin dayandığı temelin bizzat onların felaketine (azabına) dönüşmesidir.
Ve Yekûlü (وَيَقُولُ)
İbn Fâris, "k-v-l" kökünün, ağzı açmak, sesi dışarı vurmak ve zihindeki bir düşünceyi kelimelerle açıkça ifade etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayette "ve denilir ki" (yekûlü) fiiliyle failin doğrudan zikredilmemesi (meçhul gibi kullanılması veya azap meleklerine atfedilmesi), azap anındaki o ilahi, soğuk, karşı konulamaz ve evrensel yankıyı (hitabı) temsil eder.
Râgıb el-İsfahânî, kavl kavramının sıradan bir söz değil, bu bağlamda kesin, yargılayıcı ve hüküm bildiren bir "ilahi ferman" olduğunu açıklar. Müşrikler dünyada peygambere karşı alaycı sözler (kavl) üretiyorlardı; şimdi ise bütünüyle suskun ve eylemsiz bir halde, onlara yöneltilen o kahredici ilahi sözün (kavlin) pasif muhatapları (mahkumları) olmuşlardır.
Zûkû (ذُوقُوا)
İbn Fâris, "z-v-k" kökünün sözlükte, bir şeyin tadına bakmak, dille hissetmek ve bir durumu bizzat, doğrudan tecrübe etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki "Tadın!" (zûkû) emri, azabın soyut bir kavram olmaktan çıkıp, bedenin ve ruhun en derin hücrelerine kadar hissedilen mutlak, sarsıcı ve ampirik bir ıstıraba dönüştüğünü ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, zevk eyleminin insanın duyuları arasındaki en doğrudan ve en inkar edilemez idrak biçimi olduğunu açıklar. İnsan gördüğü veya duyduğu bir şeyi inkar edebilir, ancak "tattığı" şeyi yalanlayamaz. "Tadın" emri, onların dünyadaki "Azap nerede, hadi getir" şeklindeki şüphelerini, iliklerine kadar hissedecekleri korkunç bir "kesin bilgiye" (hakkal-yakîn) dönüştüren ilahi bir ironidir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik alanında "tadma" (zevk) fiilinin psikolojik ağırlığını inceler. Müşrikler yeryüzünde kendi heveslerini, kârlarını ve kibrin hazzını "tatmak" uğruna peygamberi yalanladılar. Kur'an, onların bu dünyevi hedonizmine (hazcılığına) karşılık olarak, ahirette onlara bizzat kendi ürettikleri günahların ontolojik zehrini "tattırarak" (zûkû), kusursuz bir teolojik karşılık (adalet) sunar.
Michael Cook, eskatolojik (kıyamet) edebiyatında "Tadın!" hitabının işlevine değinir. Bu, sadece bir cezalandırma eylemi değil, aynı zamanda suçluyu psikolojik olarak aşağılayan, onun dünyadaki kibrini yüzüne çarpan (tahkir edici) apokaliptik bir azarlama (tevbîh) formudur. Suçlu, sadece yanmakla kalmaz; o yanışın, kendi eylemlerinin doğrudan bir meyvesi ("tadı") olduğunu da bu sözle idrak eder.
Ta'melûn (تَعْمَلُونَ)
İbn Fâris, "a-m-l" kökünün sözlükte bir iş yapmak, çaba sarf etmek ve bir nesneyi bilinçli olarak şekillendirmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetin "yapmakta olduklarınızı (tadın)" şeklindeki bitişi, azabın ilahi bir öfke patlaması değil, bütünüyle onların geçmişte ısrarla, sistemli ve bilinçli olarak "yapageldikleri" (ta'melûn) eylemlerin zorunlu bir yansıması olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfahânî, amel kavramının "fiil" kavramından daha dar olduğunu; fiilin istemsizce de yapılabileceğini, ancak "amel"in sadece insanın kendi hür iradesi, niyeti ve kastıyla gerçekleştirdiği şuurlu eylemler olduğunu açıklar. Onlara tattırılan azap, tesadüfi bir kaza değil; bizzat kendi elleriyle, kendi şirki ve alaycılıklarıyla ilmek ilmek dokudukları (amel ettikleri) o ateşten gömleğin ta kendisidir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin bu sondaki nedenselliğine (illiyet bağına) dikkat çeker. "Yapmakta olduklarınızı tadın" ibaresi, Kur'an'ın adalet felsefesindeki (teodisesindeki) muazzam dengeyi kurar. Allah insanlara dışarıdan, onlara ait olmayan yabancı bir azap dayatmaz. Cehennem dediğimiz şey, insanın dünyada işlediği amellerin, ahiret boyutunda dondurulmuş, cisimleşmiş ve sahibine iade edilmiş (tattırılmış) ontolojik formundan başka bir şey değildir. Yaratıcı sadece adaleti tecelli ettirir; azabı var eden, insanın bizzat kendi "amelidir".
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla