اُتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَۜ اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِۜ وَلَذِكْرُ اللّٰهِ اَكْبَرُۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Ankebût Sûresi, 45. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: kötülükten alıkoyma, namaz, zikir, ankebut suresi 45. ayet, ankebut 45, ankebut suresi, allah, kitap, salat, dua, destek, amel, ilim, bilgi
-
‘‘Kitaptan sana vahyedilenleri oku, namazı özenle kıl. Kuşkusuz namaz hayasızlıktan ve kötülükten meneder. Allahı anmak her şeyden önemlidir. Allah yaptıklarınızı bilir.''
Kitaptan sana vahyedilenleri oku, namazı özenle kıl. Bu beyanın şu mânaya gelmesi mümkündür: Kitaptan sana vahyedilenleri oku, bununla namazı kıl. Yani sana vahyedilen kitapla namazı kıl. Bu beyan şu mânaya da gelebilir: Kitaptan sana vahyedilenleri onlara oku ve onlara namaz kıldır. Hitap her ne kadar Resulullaha ise de herkes içindir. Diğer hitaplarda açıkladığımız üzere durum böyledir. En doğrusunu Allah bilir.
Namazın Hayasızlıktan ve Kötülükten Menetmesi
Kuşkusuz namaz hayasızlıktan ve kötülükten meneder. Bu beyan iki mânaya gelir. Bunlardan biri nimet verme mânasında olmasıdır. İkincisi ise iizâm mânasında olmasıdır. Nimet verme mânası, Cenâb-ı Hakk’m, namazı sizi hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyması için farz kılmasıdır. Şöyle ki eğer böyle maksatla farz kılmamış olsaydı sizi hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyacak bir şey olmazdı. Dolayısıyla Cenâb-ı Hak, bildirmiş olduğu durumlardan alıkoyduğu için namazı farz kılmakla onlara nimette bulunmuştur. İizâm yorumuna gelince bu da iki mânaya açıktır. Bunlardan biri şudur; Eğer namazın alıkoymasından konuşmak ve yasaklamak hususiyetleri düşünülürse, namaz hayasızlıktan ve kötülükten meneder. Nitekim O, dünya hayatına aldatmayı ve süslemeyi nispet etmiştir. Yani dünyanın aldatması söz konusu ise bu kendisini dünyanın aldattığı kimselerden olur. Buna göre eğer namazda emir ve nehyin hakikati meydana gelirse namaz hayasızlık ve kötülükten alıkoyan bir fiil haline gelir.
Îizâma yorumun ikinci mânası şudur: Nehiy namaza nispet edilmiştir. Çünkü onun aracılığıyla bu durum bilinir. Nitekim her ne kadar nispet edilen hususun hakikati namazda olmasa da sonuçlar sebeplerine nispet edilebilir. Bu durum emir ve nehyin Kitap ve sünnete nispet edilmesi gibidir. Şöyle denilir: “Kitap bize şunu emretti, sünnet bize şunu emretti; şundan bizi alıkoydu”. Zira bunlar aracılığıyla emir ve nehiy bilinmektedir. Yine bunlar emir ve nehyin sebebidirler. Buna göre söz konusu mânada dikkate alındığı takdirde nehyin namaza nispet edilmesi mümkün olur.
Allah’ı anmak her şeyden önemlidir. Bu beyan hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları şöyle demiştir: İbadetlerde Allah’ı anmak söz konusu ibadetlerin kendisinden daha önemlidir. En doğrusunu Allah bilir ya, bunun mânası şudur: İbadetler organlarla yerine getirilir. Bunlara hâkim olunur, emredilir ve bunlar kullanılır. Kişi, bu hareketlerin Allah için olduğunu ancak teville bilebilir. Allah’ı anmaya gelince bu, dil ve kalp ile yerine getirilir. Bunlara ise hâkim olunmaz, yönetilmez ve bunlar kullanılmaz. Dolayısıyla kişi bunun hakikatte Allah için olduğunu bilir. Bundan dolayı Allah’ı anma daha önemlidir. Bazıları şöyle demiştir: Allah’ı anmak her şeyden önemlidir. Allah için olmayan diğer anma çeşitlerinden daha önemlidir. Bunda çok da büyük hikmet yoktur. Çünkü herkes bunun böyle olduğunu bilmektedir. Bazıları şöyle demiştir: Hayasızlıktan ve kötülükten nehyetmede Allah’ı anma namazdan daha önemlidir. Bazıları şöyle demiştir: Allah’ın sizi anması sizin O’nu anmanızdan daha önemlidir. Çünkü O’nun sizi anması rahmet ve mağfirettir. Buna denk olabilecek hiçbir lütuf söz konusu değildir. Kul ise lütfuna karşı Rabb’ini en aşağı bir seviyede anmaktadır. Bazıları şöyle demiştir: Allah’ın anması her şeyden önemlidir. Yani Allah’ın kulunu kendisini anma ve kendisine kulluk etmede başarılı kılması, söz konusu anmanın ve kulluğun kendisinden daha önemlidir.
İbn Mesûd, Übey ve Hafsa’nın mushaflarında âyet şöyledir: Namaz iyiliği emreder; hayasızlık ve kötülükten alıkor. Hasan-ı Basrî’den nakledildiğine göre Hz. Peygamber şöyle demiştir: “Her kimin namazı hayasızlık ve kötülükten onu alıkoymuyorsa; o namaz söz konusu kişinin Allaha gazabından ve ona karşı Allah’ın buğzundan başka bir şey arttırmaz”. Yine Selmân-ı Fârisî nin şöyle dediği rivayet edilir: Allah’ın sizi anması sizin O nu anmanızdan daha önemlidir. İbn Abbâs’m (r.a.) şöyle dediği rivayet edilir: Yukarıdaki İlâhî beyanın İki mânası vardır. Cenâb-ı Hak şöyle demektedir: Allah’ı anmak diğer iyi işlerden daha önemlidir. Diğer mânaya göre şöyle demektedir: Allahın sizi anması sizin O’nu anmanızdan daha önemlidir. Dahhâk şöyle demektedir: Allah helâl ve haram kıldığında kulu O’nu hatırlar ve buna göre kendisine helâl kıldığını yapar, haram kıldığından ise kaçınır. Katâde şöyle demektedir: Allah’ı anmaktan daha önemli bir iş yoktur. Bu beyanın aslı, yukarıda açıkladığımız çeşitli yorumlardır.
Kuşkusuz namaz hayasızlıktan ve kötülükten meneder. Bu beyan hakkında bazdan şöyle demiştir: Namaz kılan kişi namazdayken hayasızlık ve kötülük yapmadığı müddetçe bunlardan meneder. İkinci yorum şudur: Namaz iyiliği emreder; hayasızlık ve kötülükten meneder. Yani eğer namazın konuşması ve nehyetmesi söz konusu olsaydı belirtilen hususları engellerdi. Bunun yorumu başlangıçta yaptığımız açıklamadır. En doğrusunu Allah bilir.
Allah yaptıklarınızı bilir. Bu beyan, her daim tedbirli ve sakınma halinde olmaları için bir tehdittir (vaîd).
Yorumu Yorumla
-
Utlü (اتْلُ)
İbn Fâris, Mu'cemü Mekâyîsi'l-Luğa adlı eserinde "t-l-v" kökünün sözlükte bir şeyin ardına düşmek, peşinden gitmek, izlemek ve art arda okumak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayette peygambere yöneltilen bu emir (tilavet), sadece metnin yüzünden seslendirilmesi değil; vahyin her bir kelimesinin anlamına, ahlaki yükümlülüğüne ve ilahi kurgusuna adım adım, sadakatle "uyulmasını/tâbi olunmasını" ifade eden aktif ve dönüştürücü bir eylemdir.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta kıraat ve tilavet arasındaki farka dikkat çeker. Her tilavet bir kıraattir (okumadır) ancak her kıraat tilavet değildir. Tilavet, özel olarak ilahi kitapların, içindeki emirlere uyma, yasaklardan kaçınma ve manasını tefekkür etme kastiyle, büyük bir saygı ve ritüelistik bir ciddiyetle (tertil üzere) takip edilmesidir.
Angelika Neuwirth, Kur'an'ın edebi formlarında "tilavet" kelimesinin işlevini inceler. Geç Antik Çağ'daki Yahudi ve Hristiyan litürjilerinde (ayinlerinde) kutsal metinlerin topluluk önünde ritmik ve makamlı bir şekilde okunması (lectionary/recitation) yaygındır. Kur'an, peygambere "utlü" (oku/tilavet et) emrini vererek, İslam vahyini o dönemin teolojik hafızasına uygun, otoriter, canlı ve kurumsal bir "kutsal metin" pratiği olarak merkeze yerleştirir.
Ûhiye (أُوحِيَ)
İbn Fâris, "v-h-y" kökünün sözlükte hızlıca işaret etmek, gizli mesaj, ilham ve fısıltı anlamlarına geldiğini aktarır. Ayette edilgen (meçhul) formda gelen "ûhiye" (vahyedildi) fiili, vahyin kaynağının insanın kendi zihinsel üretimi veya içsel bir felsefesi olmadığını; kaynağı dışarıda (ilahi) olan, peygamberin bilincine doğrudan, süratli ve gizemli bir şekilde indirilen mutlak bir bilgi transferi olduğunu kesinleştirir.
Râgıb el-İsfahânî, vahiy kavramının, Allah'ın dilediği bilgileri, emirleri veya yasakları seçtiği elçisinin kalbine şüpheye yer bırakmayan bir hız ve netlikle aktarması (ilhâm, rüya veya melek aracılığıyla) olduğunu belirtir. Tilavet edilmesi istenen şeyin "vahyedilen" olarak nitelenmesi, okunacak metnin ontolojik safiyetini ve beşeri müdahaleden (tahriften) mutlak uzaklığını vurgular.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sisteminde "vahiy" kavramını analiz eder. İnsan dili genellikle iki insan arasındaki yatay iletişimi sağlar. Ancak vahiy, dikey eksende (yukarıdan aşağıya), Mutlak Varlık ile sonlu insan (peygamber) arasındaki o aşılamaz ontolojik uçurumu delen, sözel olmayan (non-verbal) gizemli kodların, peygamberin bilincinde sese ve kelimelere (Kur'an'a) dönüşme mucizesidir.
El-Kitâbi (الْكِتَابِ)
İbn Fâris, "k-t-b" kökünün sözlükte iki veya daha fazla şeyi bir araya getirmek, dikmek, boncukları ipe dizmek ve harfleri yan yana getirerek yazmak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayette el-Kitâb, vahyin birbirinden kopuk sözler bütünü olmadığını; sağlam bir sistemle "bir araya getirilmiş", ilahi hikmetle birbirine eklemlenmiş ve korunmuş o ana gövdeyi (Kur'an'ı) ifade eder.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an çalışmasında bu kelimenin dini metin anlamındaki kullanımının, İbranicedeki "kethav" ve özellikle Süryanicedeki "kthava" (kutsal yazı) kelimelerinden beslendiğini ifade eder. Geç Antik Çağ'da bu terim, bağlayıcı ilahi yasanın somutlaşmış formudur. Peygambere vahyedileni "kitap" olarak okuması emri, vahyin artık uçuşan sözlerden (şifahi kültürden) ziyade, ebedi ve sarsılmaz bir "yazılı medeniyet" inşasına dönüştüğünün teolojik ilanıdır.
Ekımi (أَقِمِ)
İbn Fâris, "k-v-m" kökünün, bir şeyin ayağa kalkması, dosdoğru durması, eğriliklerinin düzeltilmesi ve ayakta tutulması anlamlarına geldiğini belirtir. Ayette "ikâme" (if'âl babında) emriyle kullanılan namaz eylemi, sadece şekilsel bir yatıp kalkma ritüelini (eda etmeyi) değil; namazın içsel şartlarını, huşusunu, ahlaki hedeflerini sarsılmaz bir direk gibi dosdoğru dikmeyi ve onu hayatın tam merkezinde "ayakta tutmayı" ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, ikâme eyleminin, bir şeyin hakkını tam olarak vererek, onu eksiksiz ve amacına uygun bir şekilde yerine getirmek olduğunu açıklar. Tıpkı eğrilmiş bir duvarın yıkılıp yeniden dosdoğru örülmesi (ikâme edilmesi) gibi, namazın ikâme edilmesi de insanın dünyevi meşguliyetlerle eğrilen ruhunu ve ahlakını günde beş vakit yeniden doğrultması, ilahi fıtrata hizalamasıdır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemin dinamik yönüne dikkat çeker. Kur'an, namaz kılmak için "ef'al" (yap) veya "salli" (dua et) fiillerinden ziyade genellikle "ekım/ekîmû" (ikâme et) eylemini kullanır. Bu, namazın bireysel ve pasif bir mistik deneyim olmadığını; ferdin ruhundan taşıp toplumsal ahlakı inşa eden, kötülüklere karşı dikilen sosyal ve aktif bir direniş/diriliş eylemi olduğunu gösterir.
Es-Salâte (الصَّلَاةَ)
İbn Fâris, "s-l-v" kökünün aslının ateşte kızartmak, ısınmak veya bedenin arka alt kısmındaki (kuyruk sokumu) kemikler anlamına geldiğini belirtir. Klasik dilbilimciler bu kelimeyi "dua, istiğfar ve rahmet" olarak da açıklar. Rükû ve secde sırasında bel kemiklerinin (salevân) bükülmesi sebebiyle veya insanın içindeki kibri ateşte yakıp (salâ) arındırması hasebiyle ibadete bu ismin verildiği yönünde etimolojik bağlantılar kurulur.
El-Cevâlîkî, El-Mu'arreb'de kelimenin Araplaşmış (A'cemî) boyutuna işaret eder. Kelimenin kökü Arapça olsa da, "kurumsal ritüel ibadet" anlamındaki kavramsal çerçevesinin dışarıdan beslendiğini vurgular.
Arthur Jeffery, kelimenin dini bir ritüel olarak kullanımının mutlak surette Arami ve Süryani Hristiyanlığındaki "slotha" (kurumsal namaz/ayin) kelimesinden alındığını savunur. Geç Antik Çağ'da Ortadoğu monoteizminde ibadetin en somut pratiği bu kelimeyle karşılanmaktadır. Kur'an, putperest rükûsuz ibadet formlarını yıkarak, tevhidi monoteizmin (İbrahim'in, Musa'nın, İsa'nın) o ortak evrensel ritüelini (slotha/salât) kendi ahlaki hedefleriyle yeniden formatlayıp farz kılmıştır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik alanında Salât kavramını, şirkin zıddı olan aktif itaatin zirvesi olarak inceler. Salât, insanın yaratıcıyla kurduğu ontolojik sözleşmenin fiziksel eyleme dökülmesidir. Namaz kılan kişi (musalli), bedenini şekilden şekle sokarak (kıyam, rükû, secde) "ben bütünüyle senin iradenin nesnesiyim ve sana teslimim" mesajını kozmik ölçekte ilan eder.
Tenhâ (تَنْهَىٰ)
İbn Fâris, "n-h-y" kökünün sözlükte bir şeyin son bulması, bir amaca veya sınıra ulaşması, birini bir şeyden engellemek ve alıkoymak anlamlarına geldiğini aktarır. Ayette "emr"in (buyruğun) zıddı olarak gelen nehiy/tenhâ eylemi, namazın insan fıtratında kurduğu o psikolojik ve ontolojik fren sistemini (bariyeri) temsil eder.
Râgıb el-İsfahânî, "nehiy" kavramının sadece sözlü bir yasaklama olmadığını, insanın aklının (nuha/akıl) devreye girerek onu kötülükten alıkoyması olduğunu açıklar. Namazı hakkıyla "ikâme eden" (ekımi's-salâte) bir insan, ibadet esnasında kazandığı o yüksek şuuru (Allah'ın huzurunda olma bilincini) sokağa taşıdığında, bizzat namazın kendisi onun kalbinde somutlaşarak onu günaha girmekten aktif bir şekilde "engeller".
Dücane Cündioğlu, kelimenin varlıkbilimsel ve felsefi mekanizmasını çözümler. Namaz nasıl oluyor da kötülükten "nehyeder"? Çünkü gerçek bir namaz, insanın kendi kibriyle (ve dünyayla) arasına mesafe koymasıdır. İnsan secdede hiçliğini idrak eder. Bu idrak (taakkul) ruhu öylesine kuşatır ki, namaz bitse bile o secdedeki ontolojik utanç duygusu (hayâ), kişiyi dış dünyada fahişelikten ve kötülükten koparan devasa bir kalkan (nehiy/engel) işlevi görür.
El-Fahşâi (الْفَحْشَاءِ)
İbn Fâris, "f-h-ş" kökünün sözlükte ölçüyü tamamen aşmak, haddi geçmek ve çirkinliği (iğrençliği) son derece açık olan her türlü söz veya eylem anlamına geldiğini belirtir. Kelime, sıradan bir hatayı değil; insan fıtratının, sağduyunun ve vicdanın tiksinti duyacağı, varlık hiyerarşisinde aşağılık kabul edilen eylemleri tanımlar.
Râgıb el-İsfahânî, fahşâ kavramının akıl, şeriat ve saf fıtrat nezdinde "en büyük çirkinlik" olarak kabul edilen günahlar (özellikle cinsel sapkınlıklar, zina, cimrilik veya edepsiz sözler) olduğunu açıklar. Namazın engellediği ilk şeyin "fahşâ" olması, namazın insanı bedensel ve şehevi uçurumlardan (hayvani derekelerden) kurtarıp yeniden insan onuruna (eşref-i mahlukata) yüceltme projesi olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik (ahlak) sisteminde "fuhş/fahşâ" kavramını, İslam'ın en temel ahlaki duygusu olan "hayâ"nın (utanmanın) mutlak zıddı olarak analiz eder. Fahşâ, insanın utanma sınırlarını yıkarak fıtrata karşı açtığı ahlaki bir savaştır. Namaz ise insanı Yaratıcı'nın bakışı altında hissettirdiği için (ihsan), o yıkılmış utanma (hayâ) duvarını yeniden inşa eder.
El-Münkeri (الْمُنكَرِ)
İbn Fâris, "n-k-r" kökünün temelinde cehalet, bilmemek, tanımamak ve yadırgamak olduğunu belirtir. "Münker", insan aklının, saf fıtratının ve ilahi yasanın tanımadığı, reddettiği, tiksinti duyduğu ve kabullenemediği her türlü eylem, tutum ve durumdur.
Râgıb el-İsfahânî, münker kavramının, iyi ve bilindik olan "ma'ruf" kavramının tam zıddı olduğunu açıklar. İnsan doğası iyiliği (ma'rufu) içgüdüsel olarak tanır ve onunla huzur bulur; münkeri ise ontolojik olarak reddeder ve kusar. Namaz, insan kalbini o kadar inceltir ve hassaslaştırır ki, kalp kendisine yabancı ve kirli olan bu "münkeri" anında tanıyıp ondan uzaklaşma yetisi (basireti) kazanır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyolojik alanına dikkat çeker. Fahşâ daha çok bireysel veya bedensel çirkinlikleri kapsarken; münker, toplumsal alanda işlenen, adaleti zedeleyen, kamu vicdanını yaralayan zulüm, haksızlık ve kaba kuvvet gibi sosyal ahlaksızlıkları ifade eder. Dolayısıyla namaz (salât), hem ferdi (fahşâdan) hem de cemiyeti (münkerden) temizleyen çift motorlu bir ıslah mekanizmasıdır.
Zikrullâhi (ذِكْرُ اللَّهِ)
İbn Fâris, "z-k-r" kökünün, bir şeyi zihinde tutmak, unutmanın (nisyanın) zıddı olarak hatırlamak, korumak ve aynı zamanda onu dille anmak/söylemek anlamlarına geldiğini aktarır. "Allah'ın zikri" tamlaması, Yaratıcı'yı hem kalbin derinliklerinde bir bilinç olarak taze tutmayı hem de O'nu dil ile övmeyi ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, zikir kavramını ikiye ayırır: Kalbin zikri (Allah'ın varlığını, isimlerini ve nimetlerini tefekkür ederek idrakte tutmak) ve dilin zikri. Ayette "Allah'ın zikri/Allah'ı anmak en büyüktür" denilirken, namazın (salâtın) en nihai amacının ve çekirdeğinin bizzat bu "ontolojik uyanıklık" (hatırlama) hali olduğu vurgulanır.
Dücane Cündioğlu, zikir kelimesinin felsefi zıddı olan "nisyan" (unutuş) üzerinden kavramı çözer. İnsanın temel trajedisi "unutmasıdır"; Allah'ı, fıtratını, ölümü ve misakını unutmasıdır (nisyan). Fahşâ ve münker, bu unutuşun karanlığında ürer. Zikir ise insanın varlığın aslına yönelik o büyük uyanışı, aydınlanması ve felsefi hatırlayışıdır. Bu yüzden tüm ibadetlerin zirvesidir (ekber).
Ekber (أَكْبَرُ)
İbn Fâris, "k-b-r" kökünün sözlükte cüsse, yaş veya makam bakımından büyüklük, yücelik ve azamet anlamına geldiğini belirtir. Kelimenin "ism-i tafdîl" (en üstünlük derecesi) kalıbıyla "ekber" (en büyük/çok daha büyük) şeklinde kullanılması, Allah'ı anmanın (zikrin), dindeki diğer tüm eylemlerden, yasaklardan veya faziletlerden ontolojik ve hiyerarşik olarak en üstte (zirvede) bulunduğunu kesinleştirir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir literatüründe bu kavramın iki farklı veçhesine yer verir. Birincisi: Sizin namazda Allah'ı zikretmeniz, kötülükleri terk etmenizden (veya dünyadaki diğer her şeyden) "daha büyüktür" (ekber). İkincisi (ve daha tasavvufi olanı): Siz Allah'ı anarsanız, Allah'ın da sizi rahmetiyle ve lütfuyla anması (O'nun zikri), sizin O'nu anmanızdan çok "daha büyüktür/yücedir" (ekber).
Tesna'ûn (تَصْنَعُونَ)
İbn Fâris, "s-n-a" kökünün sözlükte bir işi sıradan bir şekilde yapmak değil; büyük bir maharet, dikkat, ustalık, sanat ve bilinçle kurgulayarak inşa etmek (yapmak) anlamına geldiğini belirtir. Fabrikaya (masna') veya sanata (sınâat) bu ismin verilmesi, eylemin içindeki kasti mühendislik sebebiyledir.
Râgıb el-İsfahânî, "sun'" kavramının "amel" veya "fiil" kavramlarından çok daha spesifik olduğunu açıklar. Fiil düşünmeden de yapılabilir, amel sıradan bir iştir; ancak sun', iyice tasarlanarak, niyet edilerek ve ustalıkla (bilinçli bir iradeyle) gerçekleştirilen eylemdir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu vurucu son kelimesindeki ilahi uyarıya (tehdit ve müjde dengesine) dikkat çeker. "Allah sizin ne yaptığınızı (neler tasarlayıp kurguladığınızı) çok iyi bilir." Allah, insanın rastgele hatalarından ziyade, namaz kıldığı halde kötülükleri nasıl kılıfına uydurduğunu, gösterişini (riyasını) veya ahlaksızlıklarını nasıl ince ince işleyerek (sun' ederek) hayatına entegre ettiğini o mutlak ilmiyle bilir. Kelimenin (tesna'ûn) seçimi, insanın eylemlerindeki o gizli kasta ve şuurlu hesaba yönelik ilahi deşifredir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla