Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Ankebût Sûresi, 30. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Ankebût Sûresi, 30. Ayet

    قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِد۪ينَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle rabbi unsurnî ‘alâ-lkavmi-lmufsidîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      29. “Siz hâlâ erkeklere yaklaşacak, meşru yolu kapatacak, toplantılarınızda ahlâk dışı işler yapacak mısınız? Kavminin tek cevabı şu oldu; 'Hadi, doğru söyleyenlerden isen başımıza Allah’ın azabını getir de görelim!’”

      30. "Lût, 'Şu ahlâkı bozan topluluğa karşı bana yardım et Rabb’im!’ diye dua etti.”

      Siz hala erkeklere yaklaşacak mısınız? Bu, “insanlar arasından erkeklerle mi beraber oluyorsunuz?” meâlindeki âyette belirtilen mânadır. Meşru yolu kapatacak mısınız? Bazıları şöyle demiştir: Yani çirkin fiiliniz için size uğrayan insanların yolunu kesiyorsunuz. Çünkü anlatıldığına göre onlar bu çirkin davranışı memleketinden uzak kalmış kimselere yapıyorlardı. Bazıları şöyle demiştir: Meşru yolu kapatacak mısınız? Yani insanların yolunu kesiyorsunuz. Bu beyan yol kesmek mânasındadır. Toplantılarınızda ahlâk dışı işler yapacak mısınız? Yani toplantılarınızda kötü fiiller yapıyorsunuz. Bu beyan hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları şöyle demiştir: Yani toplantılarınızda aynı şekilde cinsel sapıklık (livâta) fiilini işliyorsunuz. Bazıları şöyle demiştir: Bu kötü fiil, oyun olarak taş fırlatma ve gülle atma gibi davranışlardır. Bununla birlikte O, onlarm her durumda ve her vakitteki kötü fiillerini haber vermektedir. O, şöyle buyurmaktadır: Sizler her durumda çirkin ve kötü fiilleri işlemektesiniz: Yolda, toplantılarda, evlerde. Bütün bu işleri daha önce hiç kimse yapmamıştı. En doğrusunu Allah bilir, Toplantılarınızda ahlâk dışı işler yapacak mısınız? Toplantılarmızda ahlâk dışı işler yapacak mısınız? meâlindeki âyet hakkında Hz. Peygamber in şöyle dediği Ümmü Hâni tarafından rivayet edilmiştir: “Onlar insanlara çakıl taşı atıyor ve onlarla alay ediyorlardı”. Eğer bu rivayet sabitse bu, ResûluUah’ın tefsiri olur ve bir başka tefsire gerek kalmaz. “Nâdî” kelimesi hakkında Ebû Avsece şöyle demiştir: Bu kavram, meclis ve bir cemaat kulüpleri mânasındadır. İbn Kuteybe de aynı mânayı vermiştir. Ebû Muâz şöyle demiştir: “Nedî” (النديّ) ve “Nâdî” (النادي) iki ayrı kullanımdır. “Nâdî” (النادي) kelimesinin çoğulu “endiye” (أندية) sözcüğüdür. “Nedî” kelimesinin çoğulu ise “nüdiyyü” ve “nidiyyün” (نِدِيّ) sözcüğüdür. Bazılarının Meryem sûresindeki âyeti “ve ahsenü nidiyyâ” (نِدِيَّا) diye okuması gibi. Bu kırâat ile okunursa mânası toplantılar demektir. Genelin kırâati ise “nediyyâ” (نَدِيَّا) şeklindedir. Bu durumda mânası toplantı demektir. En doğrusunu Allah bilir.

      Kavminin tek cevabı şu oldu: Hadi, başımıza Allah’ın azabmı getir de görelim! Cenâb-ı Hak başka bir âyet-i kerîmede meâlen şöyle buyurmuştur: "Onları (Lût ve arkadaşlarını) memleketinizden çıkarın”. Bir diğer İlâhî beyan da şöyledir: “Ey Lût! dediler, ‘Bu tutumundan vazgeçmezsen iyi bil ki sen de kovulacaksın!'”. Bu âyetler zâhir mânaları itibariyle birbirleriyle çelişki barındırıyor gibi görünmektedir. Birinde kavminin tek cevabı şu oldu: Hadi, başımıza Allah’m azabını getir de görelim!, diğerinde “Kavminin tek cevabı şu oldu: Onları (LÛt ve arkadaşlarını) memleketinizden çıkarın!” bir başkasında ise “fakat kavminin cevabı, ‘Lût ailesini ülkenizden çıkarın; kuşkusuz onlar (ahlâkça) temizlik taslayan kimselermiş!’ demekten ibaret oldu” diye beyan edilmiştir. Hu durum farklı şekillerde yorumlanabilir. Bunlardan biri şudur: “Onları çıkarın” ve “lût ailesini çıkarın” sözleri onların kendi aralarında birbirlerine söyledikleri "onları çıkarın" şeklindeki sözleridir. Hadi, başımıza Allah’ın azabını gelirde görelim. Onlar bu sözü ise Lût a söylemişlerdir. Böyle olduğuna göre âyette zâhiri bakımından bir çelişki bulunmamaktadır.

      İkinci yorum şudur: Kavminin bir mecliste ve bir vakitte tek cevabı böyle olmuştur. Bununla birlikte onların başka meclislerde ve diğer vakitlerde bundan başka cevapları da olmuştur. Bu beyana ilişkin bir diğer mâna şu da olabilir: Kavminin son cevabı şu olmuştur: “Eğer azabın başımıza geleceği konusunda doğru söyleyenlerden isen hadi başımıza Allah’ın azabını getir de görelim”. Onlar bu sözü alay etmek ve onu yalanlamak için söylemişlerdir. Sonra Lût (a.s.) Rabb’ine dua etmiş ve şöyle demiştir: Şu ahlâkı bozan topluluğa karşı bana yardım et Rabbim! Bunun üzerine duası kabul edilmiştir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâle (قَالَ)

        İbn Fâris, Mu'cemü Mekâyîsi'l-Luğa adlı eserinde "k-v-l" kökünün sözlükte ağzı açmak, sesi dışarı vurmak ve zihindeki bir düşünceyi kelimelerle ifade etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayette Lût peygamberin bu eylemi, kavminin azgınlığı ve tebliğe verdikleri şiddet dolu cevaplar karşısında, çaresizliğin ve tükenmişliğin mutlak otoriteye (Allah'a) sözlü bir yakarış ve imdat çağrısı olarak sese dönüşmesini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "kavl" kavramının dille telaffuz edilen söz olduğunu açıklar. Lût'un bu sözlü beyanı, yeryüzündeki tüm beşeri diyalog yollarının (tebliğin, uyarının ve mantığın) tükendiği noktada, doğrudan ilahi mahkemeye açılan sözlü bir dava ve yargı talebidir.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin felsefi ve psikolojik boyutuna değinerek, "söyleme/deme" eyleminin insanın yeryüzündeki yalnızlığını ve ontolojik çaresizliğini aşmak için başvurduğu en temel iletişim formu olduğunu belirtir. Lût'un yakarışı, koca bir sapkın toplumun gürültüsüne karşı fıtratın attığı o tek ve keskin çığlıktır.

        Rabbi (رَبِّ)

        İbn Fâris, "r-b-b" kökünün bir şeyi düzeltmek, gözetmek, terbiye etmek, ona sahip olmak ve bir nesneyi yavaş yavaş kemaline ulaştırmak anlamlarına geldiğini aktarır. Ayette Lût'un "Rabbim" diyerek seslenmesi, kavminin kaba kuvvetine ve kurdukları ahlaksız düzene karşı, evrenin asıl sahibine, terbiye edicisine ve mutlak yöneticisine sığınma refleksidir.

        Râgıb el-İsfahânî, rububiyet kavramının Allah'ın evrendeki sürekli, aktif ve koruyucu tasarrufunu ifade ettiğini belirtir. Lût, bu kelimeyi kullanarak yeryüzünde bütünüyle sahipsiz ve savunmasız kalmadığını, kendisini gözeten ve koruyan nihai bir gücün himayesinde (rububiyetinde) olduğunu ilan etmektedir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında "Rabb" kelimesinin insanın mutlak acziyeti ile Tanrı'nın mutlak kudreti arasındaki o varoluşsal köprüyü kurduğunu inceler. Çevresi sapkın ve düşmanca bir kalabalıkla sarılmış olan elçinin "Rabbim" hitabı, tüm dünyevi aidiyetlerin (kabile, şehir, hemşerilik) iflas ettiği yerde ontolojik bir dayanak bulma arayışıdır.

        Unsurnî (انْصُرْنِي)

        İbn Fâris, "n-s-r" kökünün sözlükte yardım etmek, güç vermek, arka çıkmak ve zor durumda olanı düşmanına karşı desteklemek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki emir (dua) kipi olan "bana yardım et" fiili, Lût'un artık kavmini ıslah etme aşamasını geçtiğini, hayatta kalabilmek ve ilahi adaletin tecellisi için doğrudan fiili ve fiziksel bir ilahi müdahale (nasr) talep ettiğini gösterir.

        Râgıb el-İsfahânî, "nasr" kavramının alelade bir yardımlaşma olmadığını, mazlumun zalime karşı, güçsüzün güçlüye karşı desteklenerek ona üstünlük sağlanması olduğunu açıklar. Lût'un bu talebi, hakikatin batıl karşısında ezilmemesi için ilahi kudretin varlık sahnesine inerek dengeyi sağlaması yönünde bir yakarıştır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir literatüründe peygamberlerin "yardım talep etme" (istinsar) durumlarını değerlendirir. Lût'un bu duası, peygamberlerin bile beşeri sınırlarının sonuna geldiklerinde ilahi yardıma (nusret) muhtaç olduklarını gösteren; peygamberlerin ilah veya doğaüstü varlıklar değil, Allah'ın korumasıyla ayakta duran elçiler olduğunu kanıtlayan teolojik bir belgedir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, nasr kelimesinin güç sosyolojisi bağlamındaki yerine dikkat çeker. Lût, niceliksel olarak kavmine karşı tamamen mağlup durumdadır. Ancak o, sayının ve fiziksel gücün mutlak belirleyici olmadığına, asıl yenilmez gücün (nusretin) Allah'ın katından geleceğine dair o sarsılmaz inancını bu kelimeyle formüle eder.

        El-Kavmi (الْقَوْمِ)

        İbn Fâris, "k-v-m" kökünün temelinde ayağa kalkmak, bir amaç etrafında toplanmak ve dayanışma içinde dikilmek anlamlarının yattığını belirtir. Lût'un karşısındaki bu yapı, bireysel suçlar işleyen dağınık insanlardan değil; sapkınlığı ve ahlaksızlığı meşrulaştırmak üzere ortak bir iradeyle "ayağa kalkmış" ve kenetlenmiş örgütlü bir topluluktan (kavim) oluşmaktadır.

        Râgıb el-İsfahânî, kavim kelimesinin aslen "birlikte toplumsal işleri üstlenenler" anlamına geldiğini açıklar. Lût'un duasında kavmini hedef göstermesi, o toplumun içindeki ahlaki çürümenin istisnasız bir şekilde tüm toplumsal katmanlara yayıldığını ve kolektif bir helakı hak ettiklerini ilan eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın sosyolojik sözlüğünde "kavim" kavramını bedevi asabiyeti üzerinden okur. Lût'un kendi kavmine karşı ilahi yardım (cezalandırma) istemesi, Ortadoğu'nun kabileci yapısında en sarsıcı eylemlerden biridir. Bu, kan bağının ve geleneksel aidiyetin, ahlaki ve teolojik ilkeler (tevhid ve fıtrat) uğruna tamamen feda edildiğinin ve reddedildiğinin ilanıdır.

        El-Müfsidîn (الْمُفْسِدِينَ)

        İbn Fâris, "f-s-d" kökünün sözlükte bozulmak, çürümek, haddi aşmak ve bir şeyin doğru, düzgün ve sağlam (sâlih) olma durumunun tam zıddına dönmesi anlamına geldiğini belirtir. Ayette Lût kavminin "müfsitler" (bozguncular) olarak tanımlanması, onların sadece kendilerine zarar veren bir günah işlemediklerini; fıtratı, ahlakı ve insan neslinin devamlılığını sağlayan o evrensel ilahi düzeni (kozmosu) çürüterek bozduklarını ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, fesat kavramının bir şeyin az veya çok itidalden (dengeden) çıkması olduğunu açıklar. Fesat, yeryüzünün fiziki yapısının bozulmasından ahlaki yozlaşmaya kadar geniş bir alanı kapsar. Lût kavminin cinsel sapkınlığı ve yol kesiciliği, yeryüzündeki ontolojik adaleti ve dengeyi yıkan en ağır fesat (bozgunculuk) eylemlerinden biri olarak konumlandırılır.

        Arthur Jeffery, kelimenin köken tarihine değinerek, Sami dillerindeki ortak ahlaki sözlükte fesat (bozulma) kavramının evrensel kötülüğü tanımlamak için kullanıldığını belirtir. Kur'an, bu kelimeyi kullanarak Lût kavminin eylemini, tıpkı tufan öncesi Nuh kavminin yeryüzünü fesada boğması gibi, dünyayı yaşanmaz hale getiren kozmik bir suç olarak kategorize eder.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik sisteminde "fesad" kavramını, "salâh" (onarıcılık/iyilik) kavramının mutlak zıddı olarak inceler. Müfsitler, varoluşun yapıcı ve barışçıl doğasına karşı aktif bir yıkım savaşı yürütenlerdir. Lût'un duası, bu yıkıcı enerjinin yeryüzünü tamamen zehirlemeden önce mutlak kudret tarafından durdurulması talebidir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyolojik ve tarihsel boyutuna dikkat çeker. "Müfsidîn" nitelemesi, sadece cinsel bir sapkınlığı değil, zayıfları ezen, şehre gelen yabancılara tecavüz edip mallarını gasp eden, toplumsal güvenliği ve asgari insan haklarını sıfırlayan o zorba ve terörize edici kabile hegemonyasını tanımlar. İlahi yardımın istenme sebebi, işte bu sosyal terörün (fesadın) dayanılmaz boyutlara ulaşmasıdır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X