Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Ankebût Sûresi, 29. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Ankebût Sûresi, 29. Ayet

    اَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ السَّب۪يلَ وَتَأْتُونَ ف۪ي نَاد۪يكُمُ الْمُنْكَرَۜ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتِنَا بِعَذَابِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    E-innekum lete/tûne-rricâle vetakta’ûne-ssebîle vete/tûne fî nâdîkumu-lmunker(a)(s) femâ kâne cevâbe kavmihi illâ en kâlû-/tinâ bi’ażâbi(A)llâhi in kunte mine-ssâdikîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      29. “Siz hâlâ erkeklere yaklaşacak, meşru yolu kapatacak, toplantılarınızda ahlâk dışı işler yapacak mısınız? Kavminin tek cevabı şu oldu; 'Hadi, doğru söyleyenlerden isen başımıza Allah’ın azabını getir de görelim!’”

      30. "Lût, 'Şu ahlâkı bozan topluluğa karşı bana yardım et Rabb’im!’ diye dua etti.”

      Siz hala erkeklere yaklaşacak mısınız? Bu, “insanlar arasından erkeklerle mi beraber oluyorsunuz?” meâlindeki âyette belirtilen mânadır. Meşru yolu kapatacak mısınız? Bazıları şöyle demiştir: Yani çirkin fiiliniz için size uğrayan insanların yolunu kesiyorsunuz. Çünkü anlatıldığına göre onlar bu çirkin davranışı memleketinden uzak kalmış kimselere yapıyorlardı. Bazıları şöyle demiştir: Meşru yolu kapatacak mısınız? Yani insanların yolunu kesiyorsunuz. Bu beyan yol kesmek mânasındadır. Toplantılarınızda ahlâk dışı işler yapacak mısınız? Yani toplantılarınızda kötü fiiller yapıyorsunuz. Bu beyan hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazıları şöyle demiştir: Yani toplantılarınızda aynı şekilde cinsel sapıklık (livâta) fiilini işliyorsunuz. Bazıları şöyle demiştir: Bu kötü fiil, oyun olarak taş fırlatma ve gülle atma gibi davranışlardır. Bununla birlikte O, onlarm her durumda ve her vakitteki kötü fiillerini haber vermektedir. O, şöyle buyurmaktadır: Sizler her durumda çirkin ve kötü fiilleri işlemektesiniz: Yolda, toplantılarda, evlerde. Bütün bu işleri daha önce hiç kimse yapmamıştı. En doğrusunu Allah bilir, Toplantılarınızda ahlâk dışı işler yapacak mısınız? Toplantılarmızda ahlâk dışı işler yapacak mısınız? meâlindeki âyet hakkında Hz. Peygamber in şöyle dediği Ümmü Hâni tarafından rivayet edilmiştir: “Onlar insanlara çakıl taşı atıyor ve onlarla alay ediyorlardı”. Eğer bu rivayet sabitse bu, ResûluUah’ın tefsiri olur ve bir başka tefsire gerek kalmaz. “Nâdî” kelimesi hakkında Ebû Avsece şöyle demiştir: Bu kavram, meclis ve bir cemaat kulüpleri mânasındadır. İbn Kuteybe de aynı mânayı vermiştir. Ebû Muâz şöyle demiştir: “Nedî” (النديّ) ve “Nâdî” (النادي) iki ayrı kullanımdır. “Nâdî” (النادي) kelimesinin çoğulu “endiye” (أندية) sözcüğüdür. “Nedî” kelimesinin çoğulu ise “nüdiyyü” ve “nidiyyün” (نِدِيّ) sözcüğüdür. Bazılarının Meryem sûresindeki âyeti “ve ahsenü nidiyyâ” (نِدِيَّا) diye okuması gibi. Bu kırâat ile okunursa mânası toplantılar demektir. Genelin kırâati ise “nediyyâ” (نَدِيَّا) şeklindedir. Bu durumda mânası toplantı demektir. En doğrusunu Allah bilir.

      Kavminin tek cevabı şu oldu: Hadi, başımıza Allah’ın azabmı getir de görelim! Cenâb-ı Hak başka bir âyet-i kerîmede meâlen şöyle buyurmuştur: "Onları (Lût ve arkadaşlarını) memleketinizden çıkarın”. Bir diğer İlâhî beyan da şöyledir: “Ey Lût! dediler, ‘Bu tutumundan vazgeçmezsen iyi bil ki sen de kovulacaksın!'”. Bu âyetler zâhir mânaları itibariyle birbirleriyle çelişki barındırıyor gibi görünmektedir. Birinde kavminin tek cevabı şu oldu: Hadi, başımıza Allah’m azabını getir de görelim!, diğerinde “Kavminin tek cevabı şu oldu: Onları (LÛt ve arkadaşlarını) memleketinizden çıkarın!” bir başkasında ise “fakat kavminin cevabı, ‘Lût ailesini ülkenizden çıkarın; kuşkusuz onlar (ahlâkça) temizlik taslayan kimselermiş!’ demekten ibaret oldu” diye beyan edilmiştir. Hu durum farklı şekillerde yorumlanabilir. Bunlardan biri şudur: “Onları çıkarın” ve “lût ailesini çıkarın” sözleri onların kendi aralarında birbirlerine söyledikleri "onları çıkarın" şeklindeki sözleridir. Hadi, başımıza Allah’ın azabını gelirde görelim. Onlar bu sözü ise Lût a söylemişlerdir. Böyle olduğuna göre âyette zâhiri bakımından bir çelişki bulunmamaktadır.

      İkinci yorum şudur: Kavminin bir mecliste ve bir vakitte tek cevabı böyle olmuştur. Bununla birlikte onların başka meclislerde ve diğer vakitlerde bundan başka cevapları da olmuştur. Bu beyana ilişkin bir diğer mâna şu da olabilir: Kavminin son cevabı şu olmuştur: “Eğer azabın başımıza geleceği konusunda doğru söyleyenlerden isen hadi başımıza Allah’ın azabını getir de görelim”. Onlar bu sözü alay etmek ve onu yalanlamak için söylemişlerdir. Sonra Lût (a.s.) Rabb’ine dua etmiş ve şöyle demiştir: Şu ahlâkı bozan topluluğa karşı bana yardım et Rabbim! Bunun üzerine duası kabul edilmiştir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Te'tûne (تَأْتُونَ)

        İbn Fâris, Mu'cemü Mekâyîsi'l-Luğa adlı eserinde "e-t-y" kökünün, bir yere gelmek, bir şeye yönelmek ve yaklaşmak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayette bu fiilin şimdiki/geniş zaman kipiyle kullanılması, kavmin fıtrata aykırı cinsel yönelimlerinin kazara veya bir defaya mahsus olmadığını; bu iğrenç eylemi ısrarla, bilerek ve yaşamlarının rutini haline getirerek "işlemeye devam ettiklerini" ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât sözlüğünde "ityan" eyleminin sadece fiziksel bir gelme değil, aynı zamanda iradi bir kast ve yönelim barındırdığını açıklar. Lût'un kavmine yönelttiği bu fiil, onların biyolojik ve ontolojik yasalardan kasıtlı olarak saparak, şehvetlerini yanlış bir hedefe (erkeklere) bilinçli bir şekilde yönelttiklerini vurgular.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal sisteminde bu fiilin, içinde bulunduğu bağlam sebebiyle tarafsız (nötr) "gelme/yaklaşma" anlamından sıyrılarak, ahlaki bir sapkınlığın, sınır ihlalinin ve kozmik düzene (sünnetullah) karşı işlenen ağır bir cürmün aktif eylemselliğine dönüştüğünü inceler.

        Er-Ricâle (الرِّجَالَ)

        İbn Fâris, "r-c-l" kökünün sözlükte yaya yürümek, ayak, güç, kuvvet ve erillik (erkeklik) anlamlarına geldiğini aktarır. "Racül" (erkek) kelimesi, fıtri olarak dayanıklılığı ve eylemselliği temsil eder. Ayette kadınlar (nisa) yerine özellikle "erkeklere" gidildiğinin zikredilmesi, Lût kavminin cinsel sapkınlığının tam merkezini (eşcinselliği) işaret eder.

        Râgıb el-İsfahânî, erkeklerin "racül" olarak isimlendirilmesinin onların fiziksel ve sosyal yapılarındaki aktiflikten kaynaklandığını belirtir. Ayetin bağlamında bu kelime, üremenin ve fıtri nesil devamlılığının aracı olan kadınların terk edilerek, yaratılış gayesine bütünüyle zıt bir yönelimin nesnesi haline getirilen erilliği tanımlar.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin varlıkbilimsel boyutuna dikkat çeker. Yaratılışın ontolojik temeli, zıtların ve birbirini tamamlayanların (zövc / dişi-erkek) birliğine dayanır. Lût kavminin "erkeklere" yönelmesi, tamamlayıcı olanı (ötekini) reddedip aynı olana (benzerine) yönelerek varlık hiyerarşisindeki o diyalektik bütünlüğü ve dualiteyi (ikiliği) parçalayan, varoluşsal bir narsisizm ve ontolojik bir kaostur.

        Takta'ûne (تَقْطَعُونَ)

        İbn Fâris, "k-t-a" kökünün temel anlamının bir şeyi kesmek, ayırmak, bütünlüğü bozmak ve süregelen bir şeyi sonlandırmak (devamlılığı koparmak) olduğunu belirtir. Ayetteki "kesiyorsunuz" eylemi, şiddet ve tahribat içeren aktif bir bozgunculuğu ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "kat'" kavramının bağları koparmak olduğunu açıklar. Ayetteki bağlamıyla bu eylem, hem yoldan geçen yolcuların önünü kesip onlara tecavüz etmeyi ve mallarını gasp etmeyi (eşkıyalığı) hem de kadınlardan uzaklaşıp erkeklere yönelerek insan neslinin üreme ve devamlılık bağını "kesip atmayı" simgeler.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir literatüründe "yol kesme" (kat'u't-tarîk) eyleminin sadece mecazi (nesli kesmek) değil, doğrudan fiziki bir terör eylemi olarak da anlaşıldığını aktarır. Lût kavmi, sadece yatak odalarında işlenen gizli bir günahın failleri değil; yolları tutan, yabancıları avlayan, seyahat güvenliğini "kesen" zorba bir topluluktur.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sosyolojik zeminini inceler. Ona göre Lût kavminin "yol kesmesi", onların cinsel sapkınlıklarının aynı zamanda bir iktidar ve şiddet aracı olduğunu gösterir. Zayıflara ve şehre dışarıdan gelen yabancılara tecavüz ederek onları aşağılamak, bu kavmin güç gösterisi ve misafirperverlik ahlakını (Arap/Ortadoğu töresini) bütünüyle yıkan bir "yol kesme" (terörize etme) biçimidir.

        Es-Sebîle (السَّبِيلَ)

        İbn Fâris, "s-b-l" kökünün sözlükte uzayıp giden açık yol, akıp giden su ve kolaylık anlamına geldiğini belirtir. Yol (sebîl), insanların iletişim kurduğu, seyahat ettiği ve ticaret yaptığı can damarıdır. Lût kavminin kestiği bu yol, sadece fiziksel bir toprak parçası değil, insanlığın güvenli akışıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, sebîl kelimesinin kolayca yürünen ve meşru olan yol olduğunu ifade eder. Onların yolu kesmesi, hem coğrafi güvenliği tahrip etmeleri hem de insan doğasının meşru (helal) yollarını (sebîl) terk edip gayrimeşru uçurumlara sapmalarıdır.

        Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenine inerek Süryanicedeki "shbila" kelimesiyle akrabalığına dikkat çeker. Geç Antik Çağ'da bu terim, hem fiziksel yol hem de "ahlaki yaşam biçimi / şeriat" anlamında evrensel bir metafordur. Onların "sebîli kesmeleri", ilahi ve doğal ahlak yasasını (sünnetullahı) kökünden yıkmalarıdır.

        Nâdîkümü (نَادِيكُمُ)

        İbn Fâris, "n-d-v" kökünün sözlükte çağırmak, seslenmek ve bir araya gelmek anlamlarına geldiğini aktarır. "Nâdî", insanların bir araya gelip oturdukları, sohbet ettikleri, kararlar aldıkları meclis, kulüp veya şehir meydanıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, bir mekana "nâdî" denilebilmesi için orada insanların toplanmış olması (boş olmaması) gerektiğini açıklar. Bu kelimenin ayetteki kullanımı son derece sarsıcıdır; zira Lût kavmi cinsel saldırılarını ve ahlaksızlıklarını kapalı kapılar ardında değil, bizzat şehrin en kalabalık yerinde, meclislerinde (nâdîlerinde) fütursuzca sergilemektedir.

        Angelika Neuwirth, Kur'an'ın retorik dilinde "nâdî" kelimesinin işlevini inceler. Nâdî, bir şehrin kamusal alanını ve resmi kültürünü temsil eder. Çirkinliklerin bu meclislerde yapılması, sapkınlığın marjinal bir azınlık suçu olmaktan çıkıp, şehrin resmi eğlencesi, kabul gören kültürü ve kurumsallaşmış "kamusal ahlaksızlığı" haline geldiğini gösterir. Bu durum, ilahi helakın neden tüm şehri kapsadığının da sosyolojik kanıtıdır.

        El-Münkara (الْمُنْكَرَ)

        İbn Fâris, "n-k-r" kökünün temelinde cehalet, bilmemek, tanımamak ve yadırgamak olduğunu belirtir. "Münker", insan aklının, saf fıtratının ve ilahi yasanın tanımadığı, reddettiği, tiksinti duyduğu ve kabullenemediği her türlü iğrenç eylem ve durumdur.

        Râgıb el-İsfahânî, münker kavramının, iyi ve bilindik olan "ma'ruf" kavramının tam zıddı olduğunu açıklar. İnsan doğası iyiliği (ma'rufu) içgüdüsel olarak tanır ve benimser; münkeri ise ontolojik olarak reddeder. Lût kavminin meclislerinde işledikleri eylemler, insanlığın ortak ahlaki hafızasının kustuğu ve yadırgadığı fıtrat dışı suçlardır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik (ahlak) sisteminde münker kelimesini analiz eder. Münker, sadece dini bir yasak (haram) değil; estetik ve ahlaki olarak çirkinliği o kadar açıktır ki, sağlıklı bir vicdanın ona karşı anında "yabancılaşma" ve iğrenme hissedeceği eylemlerdir. Lût kavminin bu "münkeri" kendi meclislerine (nâdî) taşıması, o toplumda ahlaki yabancılaşma (utanma/hayâ) duygusunun bütünüyle öldüğünün resmidir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki eylemselliğe dikkat çeker. "Münkeri meclislerinizde işliyorsunuz" vurgusu, kötülüğün sosyalleşmesini ve normalleşmesini ifade eder. Bir toplum, münker olanı açıkça işleyip buna tepki vermediğinde, o toplumun kendi kendini düzeltme (otokontrol) mekanizması iflas etmiş ve ilahi cezayı (helakı) doğrudan hak etmiş demektir.

        Cevâbe (جَوَابَ)

        İbn Fâris, "c-v-b" kökünün, bir şeyi yarmak, delmek ve mesafeyi aşıp karşı tarafa ulaşmak anlamına geldiğini belirtir. Sessizliği veya soruyu "yarıp geçtiği" için verilen karşılığa cevap denir. Ayette, Lût'un sunduğu ahlaki ve rasyonel eleştiriye kavmin verdiği "cevap", entelektüel bir savunma veya argüman değil, bütünüyle küstahça bir meydan okuma ve alaycılıktır.

        Dücane Cündioğlu, kavmin bu cevabındaki felsefi tutulmayı çözümler. Peygamber ahlaki bir sınır ihlalinden bahsederken, kavim bu ahlaki eleştiriye ontolojik bir kışkırtmayla ("bize azabı getir") karşılık verir. Bu, diyaloğun ve aklın bittiği yerdir; suçun ağırlığı altında ezilen vicdansız aklın, kendi yıkımını çağıran o trajik ve kör kibridir.

        Bi-azâbillâhi (بِعَذَابِ اللَّهِ)

        İbn Fâris, "a-z-b" kökünün temel anlamının engellemek, men etmek ve insanı hayatın doğal, rahat akışından alıkoyan şiddetli acı olduğunu belirtir. Lût kavminin "bize Allah'ın azabını getir" şeklindeki talebi, ilahi adaletin cezalandırıcı yönünü ciddiye almadıklarını, bunu sadece peygamberin uydurduğu bir korkutma aracı (mit) olarak gördüklerini ifade eder.

        Gabriel Said Reynolds, "azap" kavramının Geç Antik Çağ bağlamındaki yerine değinerek, politeist toplumların genellikle felaketleri rastgele doğa olayları olarak algıladıklarını belirtir. Onların "azabı getir" demeleri, Lût'un savunduğu "ahlak yasası ile evrensel/ilahi felaket arasındaki nedensellik bağını" alaya almalarından kaynaklanır.

        Es-Sâdikîn (الصَّادِقِينَ)

        İbn Fâris, "s-d-k" kökünün dilbilimsel olarak güç, sağlamlık ve söz ile eylemin (iddia ile gerçekliğin) tam olarak örtüşmesi anlamına geldiğini aktarır. Sâdık, hakikati eğip bükmeden olduğu gibi yansıtan ve sözünün arkasında durabilen kişidir.

        Râgıb el-İsfahânî, sıdk kavramının hem niyette hem sözde hem de amelde dürüstlük gerektirdiğini açıklar. Kavmin Lût'a "eğer doğru söyleyenlerden (sâdık) isen" demesi, onun nübüvvet iddiasını ve yaklaşan tehlike uyarısını tamamen asılsız (kizb) bir fantezi olarak gördüklerini gösterir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik sözlüğünde "sıdk" kavramını ontolojik dürüstlük olarak analiz eder. Lût kavmi bu yüksek ahlaki kavramı son derece sinik (alaycı) ve manipülatif bir şekilde kullanmaktadır. Gerçekliği (fıtratı) bütünüyle tersyüz etmiş, ahlaki olarak tamamen yozlaşmış (kâzib) bir toplumun, elçiden "doğruluğunu" kanıtlamasını istemesi, Kur'an'ın ortaya koyduğu o derin insani trajedi ve ahlaki ironidir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X