وَلُوطاً اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَۘ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Ankebût Sûresi, 28. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: ankebut 28, iman, ankebut suresi 28. ayet, hz lut, kurtuluş, ankebut suresi, kavim, topluluk, halk, ilim, bilgi
-
'Lût’a gelince o, kavmine demişti ki: Siz, kesinlikle daha önce hiçbir milletten hiç kimsenin yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz.”
Lût Kıssası
Lût’a gelince o, kavmine demişti ki. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak sanki şöyle buyuruyor; Lût’u an, o kavmine şöyle demişti; Sonra, ondan bahsetmesi üç mânaya gelir. Bunlardan biri şudur: Lût un kıssasını ve haberini an ki senin nübüvvetin ve risâletine delil olsun. Zira onlar, senin onunla beraber bulunmadığını ve onun zamanında yaşamadığını biliyorlar. Dolayısıyla sen, onların kitaplarında bulunduğu şekilde bu haberlerden bahsediyorsun. Bu durum senin bu haberleri Allah katından öğrendiğinin bilinmesi içindir.
Bu beyana ilişkin ikinci mâna da şudur: Onun kavminin eziyetlerine nasıl sabrettiğini ve yaptıkları hayasızlık ve kötülüklere, kendisine karşı kötü muamelelerine karşın kavmine nasıl davrandığını an. Dolayısıyla sen de kavminin eziyetlerine ve sana karşı kötü muamelelerine sabret. En doğrusunu Allah bilir ya, bu, ona Lût’un anılmasının mânasıdır. “İbrahim’i de (resûl olarak gönderdik). Kavmine şöyle demişti: Allah’a kulluk edin” meâlindeki âyet de bu mânadadır. Yani İbrahim’i (a.s.) ve onun haberini an. Şöyle ki o, kavmine nasıl davranmıştı, onlara ne söylemişti ve onların eziyetine nasıl sabretmişti? Dolayısıyla sen de kavmine onun gibi davran ve onların eziyetlerine onun sabretmesi gibi sabret. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Lûtan (لُوطًا)
El-Cevâlîkî, El-Mu'arreb adlı eserinde bu ismin saf Arapça olmadığını, Arap diline dışarıdan girmiş (A'cemî) ve Araplaşmış bir özel isim olduğunu belirtir. İsim yabancı kökenli olmasına rağmen, üç harfli ve ortası sakin (harekesiz) olduğu için Arapça gramerine tam uyum sağlayarak tenvin (Lûtan) alabilmiştir.
İbn Fâris, Mu'cemü Mekâyîsi'l-Luğa'da kelimenin Arapça kök yapısına da değinerek "l-v-t" kökünün "bir şeyin başka bir şeye yapışması, kalbe yerleşmesi ve oradan ayrılmaması" anlamlarına geldiğini aktarır. Ayette bu figürün zikredilmesi, onun içinde yaşadığı sapkın topluma karşı fıtratın ve tevhidin sesi olarak kalplere kazınması gereken tarihsel bir uyarıcı olduğuna işaret eder.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an çalışmasında ismin doğrudan Sami dillerindeki kökenine iner. İbranicedeki "Lot" isminin, Geç Antik Çağ'da Süryani ve Arami Hristiyan geleneği üzerinden Arap yarımadasına yerleştiğini ve Kur'an'ın o dönem muhataplarınca bilinen bu ismi kullanarak kıssayı yeniden inşa ettiğini belirtir.
Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın polemik yapısında Lût isminin işlevine dikkat çeker. Tevrat'ta daha çok İbrahim'in yeğeni olarak ikincil bir rolde bulunan Lût figürü, Kur'an'da ahlaki çöküş yaşayan bir topluma bizzat gönderilmiş, kendi başına bağımsız ve güçlü bir "peygamber/uyarıcı" tipolojisi olarak merkeze alınır.
Kâle (قَالَ)
İbn Fâris, "k-v-l" kökünün sözlükte ağzı açmak, sesi dışarı vurmak ve zihindeki bir düşünceyi kelimelerle açıkça ifade etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayette Lût'un "demesi" eylemi, içsel bir rahatsızlıktan ziyade, sapkınlığın meşrulaştığı bir toplumda hakikati hiç çekinmeden, en yüksek sesle ve cesurca dile getiren aktif bir tebliğ ve yüzleşme (müdahale) anıdır.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "kavl" kavramının dille telaffuz edilen ve muhatabı bağlayan söz olduğunu açıklar. Lût'un bu sözlü beyanı, kavminin eylemlerindeki ahlaki çöküşü ifşa eden ve onları ilahi yargı karşısında mazeretsiz bırakan (hüccet ikamesi) teolojik bir yargıdır.
Likavmihî (لِقَوْمِهِ)
İbn Fâris, "k-v-m" kökünün temelinde ayağa kalkmak, bir amaç etrafında toplanmak ve dayanışma içinde dikilmek anlamlarının yattığını aktarır. "Kavim", ortak bir yaşam biçimi, asabiyet veya çıkar etrafında birleşmiş insan topluluğudur. Lût'un "kendi kavmine" seslenmesi, onun dışarıdan bir düşman değil, onlarla birlikte yaşayan, onları tanıyan ancak onların ahlaki çöküşüne iştirak etmeyen içsel bir uyarıcı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfahânî, kavim kelimesinin aslen "birlikte toplumsal işleri üstlenenler" anlamına geldiğini belirtir. Lût'un muhatap aldığı kavim, sıradan bir kalabalık değil, sapkınlığı kurumsallaştırarak ortak bir yaşam biçimi ve toplumsal sözleşme (ahlaksız bir dayanışma) haline getirmiş organize bir kitledir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın sosyolojik sözlüğünde "kavim" kavramını bedevi asabiyeti üzerinden inceler. Lût'un hitabı, kavmin kendi içindeki o körü körüne bağlılığa, "herkes böyle yapıyor" şeklindeki ahlaki sürü psikolojisine karşı yöneltilmiş sert bir ontolojik eleştiridir.
Te'tûne (لَتَأْتُونَ)
İbn Fâris, "e-t-y" kökünün bir yere gelmek, ulaşmak ve bir işi bilerek, isteyerek yapmak anlamlarına geldiğini belirtir. Fiilin başındaki pekiştirme (tekit) lam'ı ile kullanılması ("muhakkak ki siz yapıyorsunuz"), kavmin bu iğrenç eylemi kazara, gizlice veya utanç duyarak değil; taammüden (kasıtlı olarak), ısrarla, aleni ve son derece cüretkâr bir şekilde hayatlarının merkezine koyarak "işlediklerini/yöneldiklerini" ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "ityan" eyleminin bir hedefe doğru iradi olarak hareket etmek olduğunu açıklar. Lût'un bu fiili kullanması, kavmin fıtrattan bütünüyle saparak, aklın ve vicdanın reddettiği bir eylemi bilerek ve organize bir şekilde icra etmelerini (suçta ısrar etmelerini) vurgular.
El-Fâhişete (الْفَاحِشَةَ)
İbn Fâris, "f-h-ş" kökünün sözlükte ölçüyü aşmak, haddi geçmek ve çirkinliği, kötülüğü son derece açık (iğrenç) olan her türlü söz veya eylem anlamına geldiğini belirtir. Kelime, insan doğasının tiksinti duyacağı, varlık hiyerarşisinde aşağılık kabul edilen eylemleri tanımlar.
Râgıb el-İsfahânî, fahişe kavramının akıl, şeriat ve saf fıtrat nezdinde "en büyük çirkinlik ve günah" olarak kabul edilen eylemler olduğunu açıklar. Ayette kelimenin "el-fâhişe" şeklinde harf-i tarifli (belirli) olarak gelmesi, alelade bir kötülüğü değil, herkesçe bilinen o spesifik, iğrenç ve ontolojik sapkınlığı (homoseksüel cinsel ilişkiyi) ismen zikretmeden, çirkinliğinin büyüklüğüne vurgu yaparak tanımlar.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlaki kelime dağarcığında "fuhş/fahişe" kavramını, insanın "hayâ" (utanma/ahlaki duyarlılık) sınırlarını tamamen yıkarak fıtrata karşı açtığı savaş olarak analiz eder. Lût kavminin eylemi, sıradan bir yasa ihlali değil, biyolojik ve ontolojik doğal düzenin (sünnetullahın) tamamen tersyüz edilmesidir.
Dücane Cündioğlu, kelimenin varlıkbilimsel ve felsefi köklerine eğilir. Fahişe eylemi, insanın kendi insanlık onurundan aşağı inmesi, hayvani dürtülerin bile sergilemediği fıtrat dışı bir yönelimle kendi ontolojik yapısını (yaratılış kodunu) kirletmesi ve bozmasıdır. Lût'un bu kelimeyi seçmesi, eylemin sadece dini değil, doğrudan evrensel fıtrata aykırı (estetik ve ahlaki bir çirkinlik) olduğunu yüzlerine vurmaktır.
Sebekaküm (سَبَقَكُمْ)
İbn Fâris, "s-b-k" kökünün, öne geçmek, birini geride bırakmak, mesafeyi aşmak ve bir şeyi "ilk defa yapmak" anlamlarına geldiğini aktarır. Ayetteki "hiç kimse sizi bu işte geçmedi / sizden önce bunu yapmadı" vurgusu, Lût kavminin sadece bir günah işlemekle kalmadığını, bu iğrenç sapkınlığı yeryüzünde kitlesel ve sistematik bir formda icat eden "ilk kurucular" olduklarını ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "sebk" (öne geçme) eyleminin zamansal veya eylemsel önceliği belirttiğini açıklar. İnsanlık tarihinde bireysel sapmalar görülmüş olabilse de, Lût kavminin farkı, fahişeliği meşrulaştırarak, bunu bir kabilenin ve şehrin genel geçer normu, kültürü ve "icadı" haline getirmelerindeki o emsalsiz ve karanlık "öncülüktür".
Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir edebiyatında bu ifadenin hukuki ve ahlaki boyutuna dikkat çeker. İslam ahlak felsefesinde "kötü bir çığır açan (sünnet-i seyyie) kimseye, onu işleyenlerin günahından da bir pay olduğu" ilkesinden hareketle; Lût kavminin bu fahişeliği "ilk kez" toplumsallaştırması, onların varoluşsal suçunu ve yüklendikleri ontolojik ağırlığı katbekat artıran tarihi bir utanç vesikası olarak sunulur.
El-'Âlemîn (الْعَالَمِينَ)
İbn Fâris, "a-l-m" kökünün sözlükte bilgi, alamet, nişan ve bir şeyi diğerlerinden ayıran işaret anlamına geldiğini belirtir. "Âlem" kelimesi, yaratıcısının varlığına işaret eden tüm yaratılmış kategorilerini veya insan nesillerini kapsar. Lût'un "âlemlerden hiç kimse" ifadesini kullanması, kavminin sapkınlığının yerel bir anormallik değil, insanlık tarihinin tüm evreleri ve kuşakları (âlemler) baz alındığında eşi benzeri görülmemiş evrensel bir ahlaki düşüş olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bu ayetteki bağlamında bütün yaratıklar yerine, özellikle idrak ve şuur sahibi "insan nesillerini ve topluluklarını" ifade ettiğini açıklar. Bu fahişe eylemin hayvanlar (diğer alemler) aleminde bile gözlemlenmeyen fıtrat dışı bir durum olması hasebiyle, Lût kavminin tüm canlılar hiyerarşisinde en alt ve en sapkın konuma yerleştiğini gösterir.
Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik tarihini inceleyerek Arami ve Süryani dillerindeki "'alma" (dünya, çağ, evren, nesil) kelimesiyle olan güçlü akrabalığına dikkat çeker. Kur'an bu terimi kullanarak, Lût kavminin suçunu sadece o anki zaman dilimiyle sınırlamaz; geçmişten geleceğe tüm çağları (âlemleri) kapsayan devasa bir tarih felsefesi düzleminde bu eylemin iğrençliğini evrensel bir dille ilan eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla