Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Ankebût Sûresi, 19. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Ankebût Sûresi, 19. Ayet

    اَوَلَمْ يَرَوْا كَيْفَ يُبْدِئُ اللّٰهُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Eve lem yerav keyfe yubdi-u(A)llâhu-lḣalka śümme yu’îduh(u)(c) inne żâlike ‘ala(A)llâhi yesîr(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Peki onlar, Allah’ın yaratmayı nasıl başlattığını, sonra onu ardarda sürdürdüğünü görmezler mi? Kuşkusuz bu, Allah için kolaydır.”

      Ölümden Sonra Dirilmeye Aklî Deliller

      Peki onlar, Allah’ın yaratmayı nasıl başlattığını, sonra onu ardarda sürdürdüğünü görmezler mi? Onlar, Allah’ın kendileri vasıtasıyla yarattığı sebepleri bilmekten aciz olsalar ve buna güç yetirmeleri mümkün olmasa da ilk defa varlıkları Allah’ın nasıl yarattığını görmüşlerdir. Aynı şekilde her ne kadar insanların buna güç yetirmesi ve bunu idrak etmesi mümkün olmasa da Allah ilkin yarattığı gibi onları yeniden yaratacaktır. Zira yeniden yaratmadaki harikulâdelik ilk yaratmadaki harikulâdelikten fazla değildir. Aksine ilk yaratmadaki harikulâdelik yeniden yaratmadakinden fazladır. Çünkü yeniden yaratma size göre ilk yaratmadan daha kolay ve daha basittir. İlk yaratmaya güç yetiren yeniden yaratmaya daha çok güç yetirir. Kuşkusuz bu, Allah için kolaydır. Hem ilk yaratma hem de yeniden yaratmada hiçbir şey Onu aciz kılmaz. Zira O, zatıyla kadirdir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yerav (يَرَوْا)

        İbn Fâris, Mu'cemü Mekâyîsi'l-Luğa adlı eserinde "r-e-y" kökünün temel olarak gözle görmek anlamına geldiğini, ancak dilbilimsel gelişim içinde akılla kavramak, idrak etmek, basiretle bir şeyin içyüzünü düşünmek (rü'yet/rey) anlamlarını da yüklendiğini belirtir. Ayetteki "görmediler mi?" şeklindeki soru kipi, inkârcıların sadece biyolojik gözleriyle tabiata bakmalarını değil; bu bakışı entelektüel bir faaliyete, ontolojik bir okumaya ve derin bir tefekküre dönüştürmemelerindeki ahlaki ve akli körlüğü ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta "rü'yet" kavramını fiziksel görme, hayal etme, tefekkür etme ve akli kavrayış olarak kısımlara ayırır. Ayetteki eylemin, insanın duyular dünyasındaki (şehadet alemi) somut gerçekliklerden yola çıkarak, duyular ötesi (gayb) bir hakikate, yani yeniden dirilişe (ba's) ulaşmasını sağlayacak o analitik aklın ve ibret alıcı bakışın işletilmesini tanımladığını açıklar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul ortamındaki retorik işlevine dikkat çeker. Mekke döneminde ahiret inancını şiddetle reddeden müşriklere yöneltilen bu "görmediler mi / bakıp düşünmezler mi" sorusu, onların empirik (deneyci/gözlemci) inatlarını kendi silahlarıyla vurmaktır. Doğadaki sürekli yenilenmeyi ve ilk yaratılışı her an "gören" bir aklın, ikinci yaratılışı inkâr etmesindeki tutarsızlığı yüzlerine vuran tarihsel ve felsefi bir meydan okumadır.

        Yübdiü (يُبْدِئُ)

        İbn Fâris, "b-d-e" kökünün sözlükte bir şeye sıfırdan başlamak, bir nesneyi daha önce bir benzeri veya örneği olmaksızın ilk kez ortaya çıkarmak anlamına geldiğini belirtir. İbdâ eylemi, Allah'ın evreni ve hayatı hiçbir öncü modele veya malzemeye ihtiyaç duymadan, mutlak iradesiyle varlık sahnesine fırlatmasını (ilk yaratılışı) ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, ibdâ kavramının, bir şeyi hiç yokken (ex nihilo) var etmek olduğunu açıklar. Ayette bu fiilin geniş/şimdiki zaman (muzari) kipiyle "yübdiü" (başlatır/ilk kez yaratır) şeklinde kullanılması, yaratılışın sadece geçmişte olup bitmiş statik bir olay olmadığını; evrende her an yeni bir hayatın, yeni bir formun yokluktan varlığa çıkış sürecinin kesintisiz devam ettiğini vurgular.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelam disiplininde "mübdi" (örneksiz ilk yaratan) kavramının, evrenin ezeli olduğu (kıdem-i âlem) fikrini reddeden temel teolojik argüman olduğunu belirtir. Kur'an, Allah'ın bu ilk kez var etme kudretini kanıt olarak sunarak, evrenin bir başlangıcı olduğunu ve bu başlangıcı yapan iradenin her şeye kâdir olduğunu ilan eder.

        El-Halka (الْخَلْقَ)

        İbn Fâris, "h-l-k" kökünün temelinde bir şeyi ölçmek, biçmek, parçalar arasındaki uyumu belirlemek ve bir orantı kurmak (takdir) yattığını aktarır. Yaratılış (halk), rastgele veya kaotik bir süreç değil; matematiksel, biyolojik ve ontolojik olarak ince ince hesaplanmış, sınırları çizilmiş ve kusursuz bir dengeyle inşa edilmiş bir sistemin var edilmesidir.

        Râgıb el-İsfahânî, halk kelimesinin Allah'a nispet edildiğinde "yoktan, bir ölçüye göre var etme" anlamına geldiğini belirtir. Ayette yaratılışın "el-halk" şeklinde mutlak ve belirli (marife) olarak kullanılması, mikro organizmalardan makro kozmosa kadar var edilmiş tüm evrensel düzeni ve özellikle de biyolojik hayatın kökenini kapsamaktadır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojisinde "halk" kavramının, Yaratıcı ile yaratılan arasındaki varoluşsal ilişkinin tek ve mutlak zemini olduğunu inceler. Ona göre Kur'an'daki yaratılış, Yunan felsefesindeki "südur" (taşma) teorisinden farklı olarak, son derece dinamik, bilinçli ve her an Allah'ın müdahalesiyle ayakta duran (kayyûmiyet) bir varlık verme eylemidir.

        Dücane Cündioğlu, kelimenin varlıkbilimsel ve felsefi derinliğine eğilir. Halk kavramının, hiçliğin (adem) yarılarak varlığın (vücud) tecelli etmesi olduğunu; "ilk yaratılışın" her gün göz önünde sergilenen devasa bir mucize olmasına rağmen, insanın ünsiyet (alışkanlık) perdesi yüzünden bu ölçülü ve muazzam inşayı sıradan bir doğa olayı sanma yanılgısına düştüğünü çözümler.

        Yuîdühu (يُعِيدُهُ)

        İbn Fâris, "a-v-d" kökünün, bir şeyin aslına veya önceki haline geri dönmesi, bir eylemin tekrarlanması ve iade edilmesi anlamlarına geldiğini belirtir. İade, tıpkı mevsimlerin döngüsü gibi, varlığın çözülüp dağıldıktan sonra o ilahi kudret tarafından yeniden toplanarak eski ve bütüncül formuna döndürülmesidir.

        Râgıb el-İsfahânî, iade kavramının Kur'an'daki eskatolojik (ahirete dair) kullanımında, ölüp toprağa karışan, zerrelerine ayrılan insan bedeninin hesap günü için yeniden (ikinci kez) yaratılmasını ifade ettiğini açıklar. Kur'an'ın mantıksal argümantasyonunda, bir şeyi ilk kez (örneksiz) icat etmek, onu dağıldıktan sonra "iade etmekten" daha zordur; dolayısıyla ilkine gücü yetenin ikincisini haydi haydi yapacağı vurgulanır.

        Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın polemik yapısında bu "ibdâ ve iade" (ilk yaratış ve yeniden diriltiş) eşleşmesinin, Geç Antik Çağ'daki Yahudi ve Hristiyan teolojisindeki diriliş tartışmalarıyla güçlü bir şekilde örtüştüğünü inceler. Kur'an'ın bu iki kavramı yan yana getirerek, Mekke paganlarının en çok itiraz ettikleri ahiret inancını kanıtlamak için kozmolojik bir kıyas (analoji) ürettiğini ve rasyonel bir teoloji inşa ettiğini belirtir.

        Yesîr (يَسِيرٌ)

        İbn Fâris, "y-s-r" kökünün sözlükte zorluğun, düğümün ve meşakkatin (usr) tam zıddı olarak kolaylık, yumuşaklık ve pürüzsüzlük anlamına geldiğini aktarır. Bu kavram, bir işin faili yormadan, hiçbir engele takılmadan ve ekstra bir güç sarfiyatı gerektirmeden hızla gerçekleşmesini ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, "yesir" kelimesinin Allah'a nispet edildiğinde, O'nun kudreti karşısında hiçbir şeyin ağır, yorucu veya imkansız olamayacağını belirttiğini açıklar. İnsan aklı, çürümüş kemiklerin diriltilmesini kendi sınırlı fiziksel tecrübesine göre "çok zor veya imkansız" olarak kodlar; ayet ise ilahi irade (Kün/Ol emri) için bu iade işleminin son derece "basit ve kolay" olduğunu ilan ederek insan merkezli bu dar kavrayışı parçalar.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin bu kapanış kelimesinin teolojik ve psikolojik boyutuna dikkat çeker. "Yesir" (kolaydır) vurgusu, Allah'ın mutlak kudretini (kudret-i kâmile) ilan ederken, aynı zamanda evrenin devasa mekanizmasının O'nun için hiçbir yorgunluk doğurmadığını belirtir. Bu kelime, inkârcıların şüphelerini zihinsel olarak çökertirken, inananlara da Allah'ın vaatlerini gerçekleştirme konusundaki eşsiz gücüne dair ontolojik bir sükûnet ve güven aşılar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X