وَلَيَحْمِلُنَّ اَثْقَالَهُمْ وَاَثْقَالاً مَعَ اَثْقَالِهِمْۘ وَلَيُسْـَٔلُنَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَمَّا كَانُوا يَفْتَرُونَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Ankebût Sûresi, 13. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: saptırma, kibir, ankebut 13, ankebut suresi 13. ayet, günah yükü, ankebut suresi, gün, kıyamet
-
“Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir. Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyamet günü şüphesiz, sorguya çekileceklerdir.”
Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir. Kendi sapkınlıkları dolayısıyla kendi günahlarını ve başkalarını saptırdıkları ve onlara bu konuda çağrıda bulundukları için nice ağırlıklar yükleneceklerdir. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: “Sonuç olarak, kıyamet gününde kendi günahlarını eksiksiz yüklendikleri gibi bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarından da yüklenmiş oldular”. Anlatıldığına göre Hz. Peygamberin (s.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Kim bir hidâyete davet eder ve buna uyulursa, uyanların sevabının misli söz konusu kimseye yazılır, diğerlerinin sevabından da bir şey eksilmez. Kim bir sapkınlığa davet eder ve buna uyulursa, uyanların günahlarının misli söz konusu kimseye yazılır, diğerlerinin günahından da bir şey eksilmez”.
Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyâmet günü şüphesiz, sorguya çekileceklerdir. Bazıları şöyle demiştir: Uydurmaları, putları ilâh edinmeleridir. Zira uydurma fiil ve sözle olabilir. Yine onların uydurmalarının, ötekilerin günahlarını yüklenmeleri mânasına gelmesi mümkündür. Veya Allah’ın bunu kendilerine emretmiş olmasına dair sözleridir. Yahut taptıkları putlara ilâh adını vermiş olmalarıdır. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Le-yahmilünne (لَيَحْمِلُنَّ)
İbn Fâris, Mu'cemü Mekâyîsi'l-Luğa adlı eserinde "h-m-l" kökünün, bir nesneyi sırta almak, bir yerden başka bir yere taşımak ve ağır bir yükü üstlenmek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayette fiilin başındaki tekit (pekiştirme) lam'ı ve sonundaki şeddeli nun harfiyle kullanılması, kâfirlerin inkârlarının ve saptırmalarının varoluşsal yükünü ahirette "kesinlikle ve kaçınılmaz olarak" omuzlayacaklarını ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "haml" kavramının fiziksel taşımanın ötesinde, insanın kendi iradesiyle işlediği günahların, ahlaki ihlallerin ve başkalarına verdiği zararların hukuki ve manevi sorumluluğunu sırtlanması manasına geldiğini açıklar. İnkârcıların bir önceki ayette inananlara yönelttikleri "sizin hatalarınızı biz taşırız" şeklindeki cüretkâr teklifin, ilahi mahkemede gerçeğe dönüşerek kendi aleyhlerine devasa bir yüke (haml eylemine) dönüşeceğini vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin eskatolojik (ahirete dair) bağlamını ele alır. İslam teolojisinde insanın dünyadaki amellerinin ahirette somut bir ağırlığa ve yüke dönüşeceği (tecessüm-i a'mâl) fikrinin, bu kök üzerinden işlendiğini; "taşıma" eyleminin, ilahi adaletin tecellisi sırasında insanın kendi günahından kaçamayarak onu bizzat kendi varlığında hissetmesi olduğunu aktarır.
Eskâlehüm (أَثْقَالَهُمْ)
İbn Fâris, "s-k-l" kökünün hafifliğin (hiffet) tam zıddı olduğunu, maddi veya manevi olarak tartıda ağır çeken, insana meşakkat ve zahmet veren her türlü ağırlığı ifade ettiğini belirtir. Ayette çoğul formda (ağırlıklar/yükler) kullanılan kelime, inkârcıların sadece kendi bireysel günahlarını değil, aynı zamanda saptırdıkları insanların ve oluşturdukları ahlaki tahribatın topyekûn ağırlığını sembolize eder.
Râgıb el-İsfahânî, "sıklet" kavramının insanın ruhuna ve vicdanına baskı yapan manevi cürümler olduğunu açıklar. O, günahların Kur'an lügatinde basit bir yasa ihlali değil, insanın ontolojik yükselişini engelleyen, onu aşağıya (esfel-i safilîn'e) çeken ezici birer "ağırlık" olarak tanımlandığına dikkat çeker.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak felsefesinde günahın doğasını bu kelime üzerinden analiz eder. Ona göre Kur'an, kötülüğü ontolojik bir "ağırlık" olarak resmeder. İnkârcılar dünyada ahlaki sorumluluklardan kaçarak "hafif" bir yaşam sürdüklerini zannetseler de, aslında her bir saptırma eylemiyle ruhlarına ebedi alemde onları ezecek olan o devasa "eskâl"i (ağırlıkları) istiflemektedirler.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel ve nüzul ortamındaki sosyolojik karşılığına eğilir. Ayetin, Mekke'deki zayıf Müslümanları dinden döndürmek için "bize uyun, günahınız bizim boynumuza olsun" diyen kabile reislerinin ve statü sahiplerinin durumunu tasvir ettiğini; ilahi adaletin ise bu şımarık elitlere "kendi inkarınızın yükü yetmezmiş gibi, saptırdığınız o insanların yükünü de (katmerli ağırlıkları) çekeceksiniz" şeklinde tarihsel bir ihtar verdiğini ifade eder.
Le-yüs'elünne (وَلَيُسْأَلُنَّ)
İbn Fâris, "s-e-l" kökünün temel anlamının birinden bilgi talep etmek, soru sormak ve hesap sormak olduğunu aktarır. Ayette edilgen (meçhul) ve pekiştirilmiş bir formda gelen bu fiil, inkârcıların hesap gününde ilahi otorite tarafından, dünyadaki yalanlarının ve manipülasyonlarının hesabını vermeye "mutlak surette çekileceklerini" ve bu sorgulamadan kaçışın imkansızlığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "suâl" kavramının sadece bilmek amacıyla değil, kınamak (tevbih) ve hesaba çekmek (muhasebe) amacıyla da kullanıldığını açıklar. Ahiretteki bu sorgulama, Allah'ın gerçeği öğrenmesi için değil; kâfirlerin işledikleri cürümleri kendi ağızlarıyla itiraf etmelerini sağlamak ve adaletin tecellisini onlara bizzat tasdik ettirmek (hüccet ikamesi) amacını taşıyan ontolojik bir yüzleşmedir.
Dücane Cündioğlu, kelimenin varlıkbilimsel ve felsefi ağırlığına işaret eder. O, "sorguya çekilme" eyleminin, insanın dünyadayken sahip olduğu "bağımsız özne" illüzyonunun parçalanması olduğunu belirtir. Dünyada kendi kurallarını koyan, cüretkâr tekliflerde bulunan insanın, Mutlak Varlık karşısında eylemlerinin nedenini açıklamak zorunda kalan aciz ve edilgen bir nesneye dönüşümünü çözümler.
Yevme'l-Kıyâmeti (يَوْمَ الْقِيَامَةِ)
İbn Fâris, "k-v-m" kökünün oturmanın zıddı olarak ayağa kalkmak, dikilmek, bir şeye yönelmek ve dengede durmak anlamlarına geldiğini belirtir. "Kıyâmet", tüm insanların ölümlerinin ardından yeniden dirilerek ilahi adaletin huzurunda, hesap vermek üzere topyekûn "ayağa kalkışını" ve varoluşsal bir dikilişi ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, kıyamet kavramının, bedenlerin kabirlerinden kalkarak yeni bir ontolojik düzleme geçişini sembolize ettiğini açıklar. O gün, dünyevi hiyerarşilerin ve otoritelerin yıkıldığı, herkesin yaratıcısı karşısında eşit, çıplak ve tek başına ayağa kalktığı (kıyam ettiği) o büyük dehşet ve hakikat anıdır.
Arthur Jeffery, kelimenin Geç Antik Çağ'daki Sami dilleri havzasıyla olan güçlü filolojik bağına dikkat çeker. Özellikle Süryanicedeki "qyamta" (ölülerin dirilişi, ayağa kalkma) kelimesinin bölgedeki Hristiyan ve Yahudi teolojisinde merkezi bir kavram olduğunu; Kur'an'ın bu terimi alıp kendi eskatolojik sisteminin merkezine oturtarak, dönemin monoteist lügati üzerinden evrensel bir diriliş mesajı verdiğini inceler.
Christoph Luxenberg, Süryani-Arami okumaları bağlamında bu kelimenin doğrudan Süryanice kökenli bir litürjik (dini) terim olduğunu ve Geç Antik Çağ'da ölümden sonraki hayatın başlangıcını anlatan ortak bir Ortadoğu konseptinin Arapçalaşmış formu olduğunu doğrular.
Gabriel Said Reynolds, "Kıyamet Günü" kavramının Kur'an'ın apokaliptik (kıyamet ve son an) retoriğindeki işlevini inceler. Ona göre bu kelime, müşriklerin zamanın dairesel ve sonsuz olduğuna dair inançlarını yıkarak; tarihin ilahi bir hesaplaşma ve "kalkış" gününe doğru ilerleyen çizgisel (lineer) ve amaçsal bir yapısı olduğunu ilan eden sert bir teolojik müdahaledir.
Yefterûn (يَفْتَرُونَ)
İbn Fâris, "f-r-y" kökünün aslının, bir deriyi kesmek, biçmek, parçalara ayırmak ve ondan yeni bir şey icat etmek olduğunu belirtir. Bu temel fiziksel anlamdan hareketle kelime, ortada hiçbir gerçeklik veya asıl yokken, kasıtlı olarak bir yalan kesip biçmek, uydurmak ve hakikat dışı bir kurgu inşa etmek (iftira) manasını kazanır.
Râgıb el-İsfahânî, iftira kavramının, basit bir yalan söylemenin (kizb) ötesinde, kişinin bilerek ve isteyerek Allah'a, dine veya insanlara karşı asılsız, kurgusal ve tahrip edici bir yalanı sistemsel olarak üretmesi olduğunu açıklar. İnkârcıların dünyadaki putperestlikleri ve "günahlarınızı biz taşırız" şeklindeki temelsiz felsefeleri, bütünüyle ilahi hakikate karşı yapılmış birer "iftira" (kasıtlı kurgu) olarak tanımlanır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın epistemolojik sisteminde "iftira" kavramını, küfrün aktif ve üretken formu olarak analiz eder. Kâfirler sadece ilahi mesajı reddetmekle kalmaz, aynı zamanda gerçeğin yerine kendi "kestikleri ve biçtikleri" sahte teolojileri, yalanları ve ideolojileri ikame ederler. Ayetteki fiil, bu ahlaki ve entelektüel kalpazanlığın (sahtekârlığın) hesap gününde en büyük suç olarak karşılarına çıkacağını vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla