Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Ankebût Sûresi, 12. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Ankebût Sûresi, 12. Ayet

    وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّبِعُوا سَب۪يلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْۜ وَمَا هُمْ بِحَامِل۪ينَ مِنْ خَطَايَاهُمْ مِنْ شَيْءٍۜ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vekâle-lleżîne keferû lilleżîne âmenû-ttebi’û sebîlenâ velnahmil ḣatâyâkum vemâ hum bihâmilîne min ḣatâyâhum min şey-/(in)(s) innehum lekâżibûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      'İnkârcılar müminlere, 'Gelin bizim yolumuza uyun, günahınızı biz yüklenelim' derler. Oysa onların hiçbir günahını gerçekten yüklenecek değillerdir; hakikatte onlar katıksız yalancılardır"

      Varsa Günahı Bana Olsun Diyen Yalancılar

      İnkârcılar müminlere, Gelin bizim yolumuza uyun, günahınızı biz yüklenelim derler. Sanki delillere ve âyetlere dair insanlarda şüphe oluşturacak sorularla bunlara karşı çıkmaktan aciz kaldıktan sonra bu sözleri dile getirmişlerdir. Yine bunlara düşmanlık etmek ve karşıt delil sunmaktan aciz kaldıktan sonra bunu söylemişlerdir. Bütün bunlardan aciz kaldıklarında Cenâb-ı Hakkın bildirdikleriyle meşgul olmuşlar ve müminlere bu sözleri söyl emişlerdir; Gelin bizim yolumuza uyun. Yani dinimize. Günahınızı biz yüklenelim. En doğrusunu Allah bilir ya, kâfirler şöyle demektedirler: Gelin bizim yolumuza uyun, zira bu yol doğrudur. Eğer size bir günah yazılırsa veya buna uyduğunuz için günah işlerseniz, biz sizin günahlarınızı yükleniriz. Bazıları şöyle demiştir: Kendi içlerinden iman edenlere demişlerdir ki: Sizler de bizler de yeniden diriltilmeyeceğiz, dolayısıyla bizim yolumuza uyun. Eğer sizin aleyhinize bir durum olursa onu da biz yüklenelim. Bu, ilkine yakın bir yorumdur. Bir diğer muhtemel yoruma göre onlara derler ki: Gelin bizim yolumuza uyun, zira Allah bize bunu emretti. Eğer bu konuda hata ederseniz, biz sizin hatanızı da yükleniriz. Veya buna benzer sözler. Onlarm bu sözleri çelişkilidir. Çünkü onlar dinlerine uymakta hata etmekte olduklarını belirtmişler, ancak bununla belirttiğimiz durumu istemeleri müstesna. İkincisi, onlar ötekilerin günahlarını garantili olarak devralacaklarını ve yükleneceklerini söylüyorlardı. Ancak bunu, hata talebi lehinde olan kimsenin izniyle değil, aksine bu durum kendisi için aleyhte olan kişinin izniyle yapıyorlardı. Halbuki garanti, günah yükünü taşıyan kimsenin izniyle geçerli olmaz.

      Sonra, Cenâb-ı Hak onların bu günahı yüklenmeyeceklerini bildirmiş ve şöyle buyurmuştur: Oysa onların hiçbir günahını gerçekten yüklenecek değillerdir; hakikatte onlar katıksız yalancılardır. Onlar katıksız yalancılardır mâlindeki âyet şu mânaya gelebilir; Ötekilerin günahını yüklenmeye dair sözlerinde yalancıdırlar. Yani onlar bunu yüklenmeye güç yetıremezler. Bu beyan şu mânaya da gelebilir: Onlar kendi yollarına uymaya çağrıda yalancıdırlar. Yine bu beyan şu anlama da gelebilir: Onlar Allah’ın kendilerine bunu emrettiğine dair sözlerinde yalancıdırlar. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Keferû (كَفَرُوا)

        İbn Fâris, Mu'cemü Mekâyîsi'l-Luğa adlı eserinde "k-f-r" kökünün sözlük anlamının bir şeyi örtmek ve gizlemek olduğunu belirtir. Bu bağlamda, ayetteki kâfirler, kalplerindeki fıtri gerçeği ve Allah'ın ayetlerini inatla örten, bu gerçeğin ışığını kendi karanlıklarıyla boğmaya çalışan kimseleri ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât sözlüğünde küfür kavramını, hakikati örtmenin yanı sıra nimetleri inkar etmek (nankörlük) boyutuyla da ele alır. Ayette kâfirlerin, inananlara yönelik "bize uyun" teklifi, kendi örtbas etme ve inkâr eylemlerini meşrulaştırma ve bu ontolojik nankörlüğe başkalarını da ortak etme çabasını gösterir.

        Arthur Jeffery, kelimenin kökenlerini incelerken, Arami ve Süryani dillerindeki "k-p-r" kökünün (günahları silmek, kefaret) Arapçada zamanla "dini gerçeği reddetmek ve örtmek" şeklinde anlam daralmasına uğradığını ve Kur'an'ın bu kelimeyi tevhid inancının tam karşısındaki en büyük zihinsel sapma olarak kavramsallaştırdığını belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında küfrü imanın mutlak zıddı (polar opposite) olarak tanımlar. Ona göre ayetteki kâfirlerin tutumu pasif bir inançsızlık değil; imanın aydınlığına karşı açılmış aktif, saldırgan ve kendi karanlıklarını toplumsallaştırmaya çalışan kışkırtıcı bir isyandır.

        İttebi'û (اتَّبِعُوا)

        İbn Fâris, "t-b-a" kökünün, birinin izini sürmek, arkasından gitmek ve bir şeye peş peşe uymak anlamlarına geldiğini aktarır. Ayetteki "bize uyun" (ittebi'û) emri/teklifi, müşrik elitlerin inananlardan kendi atalarının izinden gitmelerini, eski putperest geleneğin peşine körü körüne takılmalarını istemelerindeki ısrarı ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî, ittiba eyleminin hem fiziksel olarak arkadan yürümeyi hem de manevi/hukuki olarak itaati kapsadığını açıklar. Kâfirlerin buradaki talebi, inananların akli ve vicdani melekelerini askıya alarak, kendilerine mutlak ve sorgulamaz bir itaat (taklit) sunmalarıdır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel ve sosyolojik bağlamına dikkat çeker. Mekke döneminde bu teklifi yapanların, kabilenin ileri gelen, zengin ve otorite sahibi liderleri (örneğin Velîd b. Mugîre veya Ebû Süfyân gibi figürler) olduğunu; "bize uyun" çağrısının aslında zayıf ve kimsesiz Müslümanlara yönelik bir patronaj (koruma) teklifi ve sosyal baskı aracı olduğunu vurgular.

        Sebîlenâ (سَبِيلَنَا)

        İbn Fâris, "s-b-l" kökünün, uzayıp giden, açık ve belirgin yol, akıp giden su anlamlarına geldiğini belirtir. İnkârcıların "bizim yolumuz" diyerek sundukları şey, yüzyıllardır ataları tarafından yürünmüş, toplumsal olarak kabul görmüş, geniş ve yürünmesi zahmetsiz (geleneksel) yaşam biçimidir.

        Râgıb el-İsfahânî, sebil kelimesinin zorluk çekilmeden yürünen kolay yol olduğunu ifade eder. Müşrikler, İslam'ın getirdiği zorlu ahlaki sorumlulukların ve tek Tanrı inancının karşısına, kendi alışılageldik, ahlaki yükümlülüklerden uzak ve menfaatperest düzenlerini "asıl ve kolay yol" olarak çıkartarak inananları ayartmaya çalışırlar.

        Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeninde Süryanicedeki "şbila" kelimesinin etkisine değinerek, Sami dillerinde "yol" kavramının (din, inanç sistemi, şeriat, hayat tarzı manasında) ortak bir teolojik metafor olduğunu inceler. Kur'an, müşriklerin "kendi yollarını" ilahi yola (sebilullah) alternatif bir din olarak sunduklarını bu terimle deşifre eder.

        Ve'l-nahmil (وَلْنَحْمِلْ)

        İbn Fâris, "h-m-l" kökünün sözlükte ağır bir yükü kaldırmak, sırtlanmak ve bir şeyi bir yerden başka bir yere taşımak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki "yüklenelim/taşıyalım" fiili, inkârcıların günah ve sorumluluk kavramlarını tıpkı bir pazarda alınıp satılabilen veya başkasına devredilebilen maddi bir eşya gibi (hukuki bir yük gibi) algıladıklarını gösterir.

        Râgıb el-İsfahânî, haml kelimesinin bedensel taşımanın yanı sıra, bir başkasının cezasını, borcunu veya günahını üstlenme şeklindeki hukuki ve manevi yüklenmeyi de kapsadığını açıklar. Kâfirlerin bu kibri, ilahi adalet sisteminin bireyselliğini kavrayamamalarından kaynaklanan derin bir cehaletin ürünüdür.

        Dücane Cündioğlu, bu teklifin ontolojik (varlıkbilimsel) ve felsefi arka planını çözümler. İnsanın dünyadaki varoluşsal sorumluluğunun ve eylemlerinin sonuçlarının "başkası tarafından yüklenilemeyeceği" gerçeğini göz ardı eden müşrik aklının, varlık hiyerarşisine ve ilahi adalete karşı takındığı trajikomik cüreti ve akıl tutulmasını ifade eder.

        Hatâyâküm (خَطَايَاكُمْ)

        İbn Fâris, "h-t-e" kökünün, hedeften sapmak, kasıtlı veya kasıtsız olarak doğru çizgiden ayrılmak ve isabet ettirememek anlamına geldiğini aktarır. Hata kelimesinin çoğulu olan hatâyâ, dinden, ahlaktan ve ilahi fıtrattan kasıtlı olarak saparak işlenen ağır cürümleri ve günahları kapsar.

        Râgıb el-İsfahânî, hatanın doğrudan doğruya yoldan çıkmak olduğunu belirtir. Kâfirlerin "sizin hatalarınızı (günahlarınızı) biz çekeriz" şeklindeki sözleri, günahın insan ruhunda açtığı o derin ontolojik yarayı ciddiye almadıklarını, ilahi sınırları ihlal etmeyi son derece basit, telafi edilebilir ve devredilebilir bir pürüz olarak gördüklerini ortaya koyar.

        Arthur Jeffery, "hati'e" kökünün İbranicedeki "het" ve Arami/Süryani dillerindeki "hata" (günah işlemek, hedefi ıskalamak) kelimeleriyle güçlü bir dilbilimsel ortaklığa sahip olduğunu inceler. Bu kelimenin Geç Antik Çağ dini lügatinde "ilahi iradeyi ıskalamak" anlamında evrensel bir teolojik terim olduğunu vurgular.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak felsefesinde bu kelime üzerinden, İslam'ın getirdiği "bireysel ahlaki sorumluluk" ilkesini analiz eder. Müşriklerin Arap kabilecilik sistemindeki "toplu sorumluluk ve kan bedeli ödeyerek suçu örtme" pratiğini, eskatolojik (ahirete dair) ilahi mahkemeye taşımaya kalktıklarını; ancak Kur'an'ın hiçbir ruhun başkasının hatasını (varoluşsal yükünü) taşıyamayacağı ilkesiyle bu cahiliye mantığını kökünden yıktığını belirtir.

        Kâzibûn (كَاذِبُونَ)

        İbn Fâris, "k-z-b" kökünün, bir şeyin gerçekliğine aykırı beyanda bulunmak, söz ile özün uyuşmaması anlamına geldiğini belirtir. Ayetin sonundaki bu kesin yargı, inkârcıların "günahlarınızı biz taşırız" şeklindeki iddialarının gerçeği yansıtmadığını, tam aksine bu teklifin büyük bir aldatmaca olduğunu ilan eder.

        Râgıb el-İsfahânî, kizb kavramının sıdkın (doğruluğun) mutlak zıddı olduğunu açıklar. Onların yalancı olmaları sadece niyetlerinin kötü olmasından değil; aynı zamanda iddia ettikleri şeyin (başkasının günahını yüklenmenin) ilahi yasalara ve ontolojik gerçekliğe bütünüyle aykırı olmasındandır. Yapamayacakları ve güç yetiremeyecekleri bir fıtri kanun üzerinde tasarruf iddia ettikleri için "yalancı" konumundadırlar.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir disiplini bağlamında ayetin bu kapanışını ilahi bir hüküm (kazâ) olarak değerlendirir. Allah'ın, kâfirlerin bu cüretkâr teklifine karşı "Şüphesiz onlar kesinlikle yalancıdırlar" diyerek müminleri bu psikolojik manipülasyona karşı koruduğunu ve ahirette herkesin sadece kendi amelinin yükünü çekeceği gerçeğini perçinlediğini aktarır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X